Görüş Bildir

GÜNÜN YORUMU

ASLINDA GERÇEK DEPREM NEDİR? (II)

Evet sevgili okurlar!

“Aslında Gerçek Deprem Nedir?” başlıklı bir önceki sohbetimizde, “maddi depremin” verdiği  yıkımın temelinde, “manevi depremler” olduğunu ifade etmiştik…

Elbette ki, maddi deprem can alıcı ve mal götürücü olarak düşünülür ve öyledir de!.

Mühim olan manevi depremleri izleyip onlardan korunabilmektir..

Ve o güce ihtiyaç vardır..

Maalesef o güç de insanlarda hem var, hem yok.

Var dediğimiz zaman İslam inancı gereği toplumun bireyinden tutun da, ailelerin bireylerine kadar yekvücut olmalarıdır..

Millet ve Devlet’in tüm güçleri dahil olmak üzere; her halukarda A’dan Z’ye kadar kendilerini ihlasla, samimiyetle Allah’a bağlı bir kul olabilme şansını yakalayabilmeleridir…

O paralelde yaşayabilmesidir..

Her duası bu minvalde olmalıdır..

Zira dua bize göre dinimizin en önemli unsurlarından birisidir.

Dua olmazsa ruh da olmaz.. Ki insanlık gereken ruhunu yakalayamaz.

O zaman bu kez o ülke fıtrat kanunu olarak der demez o maddi depremlere maruz kalmaktan kendini kurtaramaz.

Kim ne diyorsa desin olayın gerçek yüzü budur.

Maddi depremler mala ve cana zarar veriyorsa da bir nebzecik olsa başkaları tarafından bir şeyler tedarik edilir, o zarar ziyan kapanır ama telef olan insan geri gelmez.

Lakin manevi deprem dediğimiz inançsızlık, imansızlık, Allah’ı tanımama edepsizliği; vahim bir yıkımdır…

Böylesi bir yıkımla yüz yüze kalan toplumların “iflahı” imkansız hale geldiği gibi; bir daha da kendini toparlayamaz!.

Rastgele bireylerden ibaret olan bir toplum, şekli bir toplum ise de kesinlikle o mana aleminde o yüce değerleri ihmal ettiğinden dolayı illa ki maddi depremlere maruz kalacaktır…

Korunması da imkansızdır..

Toplumların gerçekten, özellikle İslam memleketlerinde oluşan çağımızdaki devletçiklerin varlığı da nerdeyse maddi depremlerin birer elçisi durumundadır..

Yani, davetçisidir.

Zira münafıkça, edepsizce İslama karşı saf bağlamış,  küfür dünyası ile işbirliği içinde olup, ABD desteğiyle İsrail’i yeniden var eden kirli bir harekete imza atmak, en büyük İslam düşmanlığıdır ve büyük maddi depremlere bir davetiyedir…

Yani Masonların başını çeken Siyonizm’in kurucusu Theodore Herzl ile Arap dünyasını kandırarak ırkçılık namı hesabına yoldan çıkaran İngilizlerin Hava Subayı…

Osmanlı’yı yıkan planın hazırlayıcısı ve uygulayıcısı olan Lawrence ile Jön Türklerin yerli münafıkları..

O gün büyük bir işbirliği içerisinde fesat unsurların yarattığı tahribatın planlı senaryosu neyse, ne yazık ki dün olduğu gibi bugün de aynı zihniyet, aynı senaryoyu hayata geçirmek istiyor…

İslam dünyasını birbirinden ayırıp bölük pörçük yapan bu kirli unsurlar, dün ne yaptılarsa bugün başka versiyonlarla yola çıkmışlardır..

Nitekim, bugün Mescid-ül Aksa’yı yok etme girişimiyle, kendilerini deşifre etmektedirler…

Kuds-i Şerif’i İsrail’in başkenti  yapma hareketini başlatmışlardır..

Cumhurbaşkanı’nın dediği gibi “Bunlar ne yapıyorlar?.. Yoksa gözlerini Kabe’ye de mi diktiler gibi geliyor bize”

Tek kelimeyle özetleyerek şöyle diyebiliriz:

Dünkü keferetül fecerelerin planları Osmanlı’yı yıktı.

Bugün de aynı o keferetül fecerelerin planlarının uzantısı da başka versiyonlarla, değişik isimlerle İslam dünyasını yok etme planları ve düşmanlığıdır.

Tüm bunları bilerek, inanarak, görerek yola çıkmakla, hiçbir şey olmamış gibi gönül rahatlığı içerisinde lakaytlıkla yaşam biçimi bize göre Müslüman ülkelere bir şey kazandıramaz.

Gafletten, delaletten öteye bir hal değildir..

İşte bundan dolayı diyoruz ki; maddi depremlerin yanı sıra en tehlikeli olan manevi depremlerin yaşanılmasıdır..

Bu manevi depremlerin kumanda merkezi ise dün İngiltere’ydi, Fransa’ydı, İtalya’ydı, bugün ise aynı o uzantıyla beraber İsrail’dir ve ABD’dir.

Cumhurbaşkanı dünkü konuşmasında çok güzel bir tespitle tehlikeyi sezerek parmak bastı.

 “Bunların niyeti Kabe midir acaba?” diyerek anlamlı sordu.

“Ama Kudüs bizim kırmızı çizgimizdir” diyen Cumhurbaşkanı Allaha şükür her şeyden haberdardır, her şeyi de görüyor, seziyor, elinden geleni de dile getiriyor.

Ama ne yapalım, güç o kadar…

İslam dünyası  nerede demekten başka bir şey diyemiyoruz?

Gerçekten eğer bugünkü gençliğimiz bu tür şeyleri idrak edemiyorsa, basınımız ve medyamız bunları görmezlikten gelip es geçiyorsa çok düşündürücüdür.

Ve manevi depremlerin birbirini takip etme tehlikesi söz konusudur ve aynı zamanda maddi depremlere de davetiye çağrıdır...

Müslümanların yapması gereken ihlasla, kahramanca adım atması gerekir.

Kavli ve fiili dua birleştirilerek somut bir şekilde müdellel yani kanıtlanmış bir davayı ele almamız gerekir..

Fırsat elden kaçmadan Cumhurbaşkanımızın kumandası altında bu işlerin yapılması gerekir.

Bakınız Kur’an-ı Kerim’in Furkan Suresi’nin 77’nci ayetinde Allahu Teala şöyle buyuruyor:

“De ki: (Ey insanlar!) "Kulluğunuz ve niyazınız olmasa Allah size ne diye değer versin! (Ey inkârcılar!) Siz O’nun dinini yalan saydığınız için bunun günahı artık yakanızı bırakmayacak!”

Evet!

Ayetten de anlaşıldığı gibi insanlar her gün biraz daha kendi benliğini yitirip, Allah’ı arka plana atıp son teknolojiyi de kötüye kullanarak ülkeleri birer sömürge haline getiren emperyalist güçler rahat durmuyorlar, kışkırtıyorlar…

Biz de Müslümanlar olarak elimizden gelen gücü kullanarak bu fırsatları onlara bırakmayacağız.

En derin sevgi ve saygılarımla…