Görüş Bildir

GÜNÜN YORUMU

DEPREM = DEHŞETLİ YER SARSINTILARI!!!

Evet sevgili okurlar!

Bilindiği üzere geçtiğimiz Cuma günü akşam saat 20.55’te Elazığ’da 6.8 şiddetinde bir “zelzele” meydana geldi...

Büyük bir deprem...  Nam-ı diğer dehşet saçan yer sarsıntısı…

Yani teknolojik bilimsel ifadelere göre yeraltından geçen “fay hatlarının” kırılması olayı!…

Bu fay hatları zamanı gelince çatlıyor, patlıyor, ikiye bölünüyor, yerin dibinden heyelanlar ve göçükler meydana getiriyor, sonra da, yeryüzüne yansıyor ve böylece yıkımlar oluyor.

Bu büyük yer sarsıntıları özellikle ülkemizde, sıkça yaşanmaktadır...

Büyük can kayıplarına neden olduğu gibi büyük ölçüde, maddi hasara da yol açmaktadır...

Elbette ki, “zelzeleye” yani yer sarsıntısına karşı insan gücü olarak yapılabilecek hiçbir şey yok...

Çünkü her şey, kader-i ilahiden geliyor...

Takdir onundur...

Görülen lüzum üzerine yerin dibindeki o maddeleri harekete geçiriyor, birbirinden ayırıyor...

Ve sonuç itibariyle büyük patlamalar meydana geliyor.

***

Eskiden “deprem” diye bir tabir pek kullanılmazdı…. Ki kimse de bilmiyordu.

Bilinen ad; zelzele idi!.. Zelzele demek, yer sarsıntıları demektir.

Bu isim yüce kitabımız Kur’an-ı Kerimde geçmektedir..

Nitekim, “Zilzal” adıyla Kur’an-ı Kerimde, bir süre var...

Bakınız, Zilzal Suresi bize şunları anlatıyor.. Ve diyor ki:

“1- Yer o yaman sarsıntı ile sarsıldığı,

2- Yer, içindeki ağırlıkları çıkarıp dışarı attığı,

3- Ve insan: "Ona ne oluyor?" dediği zaman.

4- O gün yer, bütün haberlerini anlatır.

5- Çünkü Rabbin ona vahyetmiştir.

6- O gün insanlar, amellerinin karşılığı kendilerine gösterilmek üzere bölük bölük çıkacaklardır.

7- Her kim zerre kadar hayır işlemişse onu görecektir.

8- Her kim, zerre kadar şer işlemişse onu görecektir.”

İşte,  “Zilzal” suresinde kıyamet gününün ne kadar dehşet verici bir gün olduğu ve o sırada nelerin meydana gelebileceği anlatılıyor...

İnsanların o gün için hazırlık yapmaları gerektiğine de dikkat çekilmektedir.

***

Evet sevgili dostlar..!

Zilzal Suresi 8 ayetten oluşmaktadır...

Kısa bir sure olmakla beraber, ancak anlam itibariyle çok kapsamlı, çok derin, çok önemli olabilecekleri, haber veriyor...

Adeta insanlığı uyarıyor.

“Ey insan! Haddini bil, otur oturduğun yerde... Sakın haddini aşma... Firavunlaşma.. Böbürlenme, kibirlenme.. Acizsin.. Her an için sen böylesi felaketlerle karşı karşıya kalabilirsin.. Ve hiç bir güçün de seni kurtaramaz.. Bunu sakın unutma..”

Yer yüzünü sarsıntılara maruz bırakan bu depremler, her ne kadar jeolojik kavramlar ve bilgiler doğrultusunda, büyük jeologlar, yerin dibindeki fayların nerden geçtiğini, ne zaman patlayacağını sözde edindikleri bilgilere göre TV ekranlarında çıkıp bir şeyleri anlatıyorlarsa da!...

Daha doğrusu anlatmaya çalışıyorlarsa da!..

Bize göre onların anlatımlarının bir kıymeti harbiyesi yoktur..

Çünkü, “anlatımlarının” tümünde her şey, maddeye endekslendiriliyor..

“Vay böyle olmasaydı, böyle olmazdı..? Vay böyle yapsaydık, bu tür felaketlerle karşılaşmazdık.. Efendim deprem gelmeden önce başarısızdık, sınıfta kaldık. Ama depremden sonra başarılıyız ve bu çalışmamızla, yardımlaşmamızla deprem sınıfını geçtik" gibisinden laflar…

Avrupa’da, Batı dünyasında deprem oluyorsa da o kadar insan ölmüyor?…

“Japonya’da sık sık meydana gelen depremler var olmakla beraber bizimki kadar can kaybı olmuyor” gibi anlatımlarla kendi köşelerini, ekranlarını doldurmaya çalışan nice bilim adamlarımız vardır?...

Tabi ki, yazar çizerlerimiz de vardır..

Ama hiç unutmayalım ki, şöyle bir gerçek vardır...

O gerçekte, bu söylenenlerin, anlatımların herkesi ama herkesi madde perestliğe bağlar olmasıdır...

Yaşanan deprem, yani zelzele, tamamen maddi unsurlardan ibaret olarak gösteriliyor.

Evet!

Az da olsa bunların görüşlerine zaman zaman katılıyoruz, ama ekseriyetine katılmıyoruz!...

Çünkü, “kainatı yaratan yüce bir kudret" vardır…

İşte buna inanmak gerekir

İnanmasak ne yapabiliriz ki?!

İnanırsak ancak imanımızla kendimizi teselli ederiz..

Yani diyoruz ki,

“Evet! Gerçekten kainatın, yani göklerle yeryüzünün anahtarı yüce kudret olan Allah-ü Teala’nın elindedir.

Bu kudretin kainat içerisinde o kadar görünmeyen orduları vardır ki, zerreden tutun da, göklere kadar…

Kainatın içerisinde o kudret, istediği an, o ordularını harekete geçirir ....

“Kün” emrini verir..

Yani “oluver” her şey anında emrini verirse, “Feyekun” cevabıyla “anında oluşmaya” başlar...

O yüce kudretin istek ve arzuları doğrultusunda kainatın her tarafı “harekete geçer...”

Jeologların tespitlerine göre ifade edilen yerin altındaki fayların da anahtarı yine o kudretin elindedir ...

O kudret o fayları görülen lüzum üzerine harekete geçirir ve insanların da buna karşı yapabileceği hiçbir şey yoktur...

İnkarcılar ve mürkitler, yani inanmayanlar buna karşı ne halt işlerlerse işlesinler, ne çaba gösterirlerse göstersinler “hiçbir şey” elde edemezler, zelzeleyi durduramazlar, çünkü bunun çaresi yoktur...

İlla ki olur ve oluşturulur; alınan emirle "o zelzele" meydana gelir!..

***

Bir de şuna gelelim...

Yüce kudretin kainat içerisindeki zerreden kubbeye kadar görülmeyen bu orduları cenabı Allah’ın gördüğü lüzum üzerine harekete geçirmesinin sebebi nedir acaba?

İşte mühim nokta burası...

Gelin bunu beraber çözelim, bakalım nasıl çözeceğiz?.

Öncelikle, mana aleminin bilimselliğini ön plana getirmeliyiz...

Şöyle ki; insanlar arasında vücut bulan pislikler, haddini aşanların varlığı, kazuratı beşeriye denilen insanlığın tinet ve karakterinden çıkan nice kirlenmelerin var oluşunun sonucu olarak; bir ceza-i müeyyide gereklidir...

İşte, Cenab-ı Allah bu felaketleri günü gelince; “ceza” olarak göndermektedir...

Ancak bu cezada, denir ya kurunun yanında yaşta, birlikte yanar..

O felaketten, payına düşeni herkes alır..

Onun içinde, buna karşı insanların alabileceği bir tedbir yok.. Ki, istese de alamaz..

Ancak; “teknolojik olarak maddi tedbirlerin alınması da” kaçınılmaz bir gerçektir.

Dedik ya; Japonya, yeryüzünde en çok deprem yaşayan tek ülkedir.

Buna rağmen can kaybı, en az bir şekilde yaşayan ülkedir...

Demek, adamlar yaptıkları yapı imalatlarındaki sanat ve teknoloji işi, bilimselliğe dayanmaktadır...

Sahte, düzmece imalatlar yok.

Betonları son dozajda, en sağlam bir biçimde betonarme uygulamasındadırlar..

İnşaatı yapmak için gerçekleşen projelerin içine demirin tonajı ile ince ve kalınlığı ön plana alınıyor, temel bilimselliğe dayalı oldukça sağlam bir kaideye inşaatı oturtuyorlar.

Bundan dolayı depremin varlığı söz konusu olduğu zaman bile hasar ve can kaybı olsa dahi, ki olacaktır, nisbi olarak daha az olmaktadır..

Peki, bizim ülkemizde deprem yaşandığında; “can kaybımız neden çok?..

Çünkü bizde; "tam tersi" bir uygulama ve anlayış söz konusudur… Bunu bilahare erdeleyeceğim...

***

Evet sevgili okurlar…

Elazığ’da meydana gelen 6,8 şiddetinde yer sarsıntısı. Doğu ve Güneydoğu Anadolu’nun bir çok yerini etkiledi..

Depremin merkezi, Sivrice ilçesi... Çok sayıda bine yıkıldı.. Hasar büyük.. Ve onlarca insanımız, enkaz altında kaldı...

Yazıyı kaleme aldığım saatlerde, ölü sayısı 38’e yükselmişti... Bin 700 civarında da, yaralımız var...

Buradan, ölenlere Allahtan rahmet yaralılara da acil şifalar diliyorum..

Ülkemizin ve milletimizin başı sağ olsun..

***

Değerli dostlar...

İnkar edilmez ki bir gerçek vardır ki, iktidar, başta Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere İçişleri Bakanı sayın Süleyman Soylu, Çevre ve Şehircilik Bakanı sayın Murat Kurum ile Sağlık Bakanı, ilk andan itibaren, Elazığ’da bulundular...

Büyük bir çalışma seferberliği içerisinde oldular...

Devletin o sıcaklığını ve şefkatini her yönüyle, vatandaşlara gösterip, yaraların sarılması için mücadele ettiler..

Denir ya, ancak o kadar olabilir, daha ne yapabilinir ki?

Elazığ halkı başta olmak üzere tüm Türkiye Cumhurbaşkanımıza ve bu bakanlara gerçekten şükran borçludur.

Lakin şunu da yazmadan geçmek istemiyorum.

Sizi bir an için olsa da, 80 yıl gibi bir geçmişe yönelik büyük Erzincan Zelzelesine götürmek ve hatırlatmak istiyorum...

O zelzele, yani o deprem 26 Aralık 1939 günü meydana geldi...

Ne acıdır ki, Ramazan ayı içerisinde, o zelzele yaşandı...

Yatsı namazından sonra kılınan Teravih Namazı esnasında, 7.8 şiddetinde zelzele oldu ve 30 bin civarında can kaybı meydana geldi...

Sevgili okurlar..

Neyse, sohbeti fazla uzatmadan, bugünlük bu kadar deyip, noktalamak istiyorum...

Yarın daha detaylı bir şekilde, has-i hal edeceğimiz için, şimdilik bu kadar diyorum...

Çünkü bugünden itibaren,  meydana gelen korkutucu zelzelelerin ve dehşet saçan yer sarsıntılarının maddi ve manevi sebeplerini irdeleyerek, sizlerle paylaşmak istiyorum...

Bizi takip edin…

En derin saygı ve sevgilerimle…