Görüş Bildir

GÜNÜN YORUMU

KADINA ŞİDDETİN İSLAMDA YERİ VAR MI?!! (II)

Evet sevgili okurlar!

Gerçekten kadına şiddet bize göre toplumda bir yıkımdır, çürümüşlüktür ve uçuruma yuvarlanmaktır..

Bir toplumun tez elden yok olma “suikastıdır?”..

Neden mi?..

Çünkü “İslamda kadına şiddet yoktur...!”

Sevgi vardır, muhabbet vardır, aile bağı vardır, birliktelik vardır.

Erkekle kadın iki eş olarak “etle tırnak” gibidir...

Biri diğerinin olmazsa olmazıdır.

Tüm bunlar dünkü yazımızda da belirttiğimiz gibi kadının, aile yuvasının temel taşı olmakla beraber erkek de aynı binanın kolanlarıdır, temel direğidir..

Çocuklar ise, o binanın taşıdır, duvarıdır, kapısıdır...

Odalar da; aile içerisindeki sevgi, saygı ve merhamettir; “birlikte yaşam” kutsallığıdır..

Evin köşeleri ise ekonomiksel hayattır, yaşam şeklidir.

İşte bu dört temel taşın üzerine inşa edilen bir bina, yani aile müessesesi hiçbir zaman yıkılmaz.

Lakin bu taşlardan biri “yerinden oynarsa” o bine yıkılmaya mahkumdur...

Şu gerçeği de göz ardı etmememiz gerekir..

Eğer ki, “şiddeti” doğuran etken, zorunluluk hasıl ediyorsa...

Yani; “kim haklı, kim haksız” kim kime ne diye şiddet uyguladı gerçeğine eğilim gösterilirse; “suçlu kim” sorusu cevap ister..?

İşte burda da bu denkleme çözüm ve cevap aramak için herkesin dönüp mevcut sistemin varlığını irdelemelidir.

Acaba bu aile reisi olan erkek, niye bu kadına şiddet uyguladı, ya da uyguluyor?.

Veyahut kadın acaba bu şiddeti hak ediyor mu?..

Bu sorulara cevap aramak isterseniz elbette ki toplumsal günlük hayat akışlarını “mercek altına” almanız gerekiyor..

Yani çözüm formülü gerek...

O da; kim haklı, kim haksız?…

Veyahut eğer koca haksızsa, boş yere şiddet yapıyorsa problem o kocadadır.

Yani ya çalışmıyor, aileyi ve eşini nafakasız bırakıyor veyahut onların nafakasını başka yerlere harcıyor

Ya da hiç de para kazanma şansı yok, kadın da ondan bir şeyler isteyince acizliğin ifadesi olarak çözümü kadına şiddet uygulamakta görüyor..

Tabi bu madalyonun bir yüzü..

Peki ya diğer yüzüne bakıldığında, kadın ikide bir eşi yerine, helali yerine daldan dala konarcasına dost değiştirirse, gayri ahlaki ilişkiler içerisinde bulunursa, sahi buna ne diyeceksiniz?

Kabahat kimde?

Kadın ister çoluk çocuk sahibi olsun, ister olmasın, birinin nikahı altında olup aileyi kurmuşsa ve o adama ihanetlik yapıp ikide bir başka yerlerde bir şeyler arıyorsa...

 Tabiri caizse “başkasıyla yasak ilişki” yaşıyorsa

Ve bu kadın şiddete maruz kaldıysa, kalacaksa veya kalabilecek diye savunulacak bir tarafı kalır mı acaba?

Örnek mi istiyorsunuz?..

İşte İstanbul’un Küçükçekmece ilçesinde bir apartmanın beşinci katında yaşanan olay...

Koca çarşıdan eve geliyor, kapıyı açıyor, içeri giriyor..

Eşinin hal ve hareketinden şüpheleniyor, evin içerisini ararken, başka odada bir erkekle karşılaşıyor...

Eşiyle dost hayatını yaşayan kişi.. Aralarında kavga çıkıyor.. Sonunda, eşiyle dost hayatı yaşadığı adamı bir odaya kilitleyip, yakınlarını çağırıyor..

“Gelin rezilliği görün, gereken dersi verelim.. Siz de duruma şahit olun” diyor..

Yakınları geliyor, odayı açmaya çalıştıkları esnada, kadın ve erkek “pencereden kendilerini” aşağı atıyorlar...

İntihar ediyorlar..

İşte bu şekilde meydana gelen olay acaba bazı çağdaş (!) ileri görüşlü (!) Kadın Hakları Dernekleri tarafından bu intihara şiddet mi derler, yoksa böylesi gayri ahlaki ilişkide kadın şiddeti hak ediyor mu diyecek?

Sormak lazım?...

O kocanın hiç mi şeref haysiyetini koruma hakkı yoktur?

Namusunu, iffetini koruma şerefini taşıma gibi bir haklılık durumu yok mu?

Bu olay, Türkiye’de yaşanmakta olan binlerce olaydan sadece bir örnek..

Bu medyada yayınlanan bir haberdir ve gerçektir.

Nitekim görsel ve yazılı medyada gün geçmiyor ki, benzer vakıalar yaşanmasın?..

Peki bu zamanda kadının kadınlık şerefiyle, haysiyetiyle ve izzetiyle yaşama  hakkı varken; neden halel getiriyor?

Kadın, neden vücudunu makyajlayarak, namahrem şekilde teşhir ediyor?..

Veyahut, “gecenin bir vakti, yatak yaşamı” içerisinde serbestçe tabiri caizse piyasada dolaşıp, gayri ahlaki ilişkiler içerisinde, neden bulunuyor?..

Sormak lazım, böylesine yaşam şekline rıza göstermeyen kocanın itirazı ve kabullenmemesi o kadına şiddet mi sayılır?!

Bize göre kesinlikle kadın, kadınlığını muhafaza ettiği sürece, toplumda gece gündüz insanları yoldan çıkarıp, bir fitne unsuru olmadığı müddetçe hiçbir zaman o kadın şiddete uğramaz, şiddet de görmez…

Dünkü yazımda da belirttiğim gibi, Anadolu insanının kültürüyle, terbiyesiyle yetişmiş bir eş, kadın olsun erkek olsun hiçbir zaman yaşamını şiddete çevirmezler.

Ama batı dünyasının çağdaş kadın olarak ortaya koymuş oldukları “sözde  medeniyetle”, kadının giyim kuşamıyla, gençliğin nazarı dikkatine kendi üzerine çekerek “cinsel bir obje” olarak, gösteriliyor..

İşte böylesi bir durumu, o eş kabullenmediği takdirde, ki kabullenmiyor, “şiddetti yaratan o eş mi oluyor, yoksa kadın mı oluyor?

Şiddeti ‘koca” yaratıyor diye suçlama getirilebilinir mi?

İnanın sevgili okurlar!

Bu söylediklerimizin toplumdaki günlük hayat akışları olarak bilinen ve her gün ortaya çıkan olaylar artık güncel hayat biçimine dönüştürülmüş durumda.

Ne yazık ki, “ailelerin” temeline dinamit koyan böylesi ahlak dışı fikriyat sahibi olanlar,  her sokak başında, her araçta, her dairede, her çalışma mekanında  varlar...

Peki suçlu kim, suç kimde?

Ona da bir göz atmakla fazla uzatmadan yazımızı sonlandıracağız.

Evet!

Yineliyoruz bize göre ve kamuoyunun genel görüşü olarak diyoruz ki, suç tümüyle mevcut müesses nizamın çürümüşlüğüne aittir.

Çürümüşlüğe yüz tutmuş bir sistemin, bir rejimin varlığı, toplumu böylesine toplumsal çürümüşlüğe itmektedir.

Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanımız Zehra Zümrüt Selçuk hanımefendi ne kadar didinirse didinsin, şeklen ne kadar iyi niyet gösterirse göstersin, mevcut anayasanın ve mevcut yasaların uygulamalarıyla bu tür olayların yani şiddetin kesilmesi mümkün değil..

Bu mevcudiyetle tedbir ve çaba istenildiği kadar gösterilirse gösterilsin önlenmesi mümkün olmadığı gibi savunulması da akla ziyandır.

Hele hele AK Parti’nin 2014’teki İstanbul Sözleşmesi’ne göre “Kadının beyanı esastır” kaziyesi geçerli olunca toplumu biraz daha şiddete ve kargaşaya sürüklemiş durumda.

Sorarım size AK Parti acaba bu haliyle bundan sonra dönüp bu millete hangi yüzle, hangi gözle bakar ve oy isteyebilir acaba?

Vesselam…

En derin sevgi ve saygılarımla…