Bugun...


M. Ali ALTINDAĞ

facebook-paylas
ŞUYUU VUKUUNDAN BETER! (II)
Tarih: 11-01-2019 08:45:00 Güncelleme: 11-01-2019 08:45:00


Evet sevgili okurlar!

 

Dünkü yazımızda; yaklaşan yerel seçimlerin sathı mailinde yürüyen bir Türkiye’nin manzarasını deşifre etmeye çalışmıştık.

Gerek işari ve gerek sarihi ifadelerle önemli bazı ülke meselelerini ve siyaset arenasında milli irade dışı yapılan uygulamaları ele almıştık.
Doğrusu; "vücuda" gelen meseleler, gerçekten çok düşündürücüdür.

***

Yıllardır bu köşede; yazıyoruz.. Ki, çeyrek asrı geçti… Gerek yazılı, gerekse de, görsel…Tabi elimizin ve güçümüzün yettiği kadar, yani dilimizin döndüğü, kalemimizin yazdığı kadarıyla "ülke meselelerini" kaleme alarak, sizlerle paylaştık..
Millet ve devlet arasında; "bir köprü" vazifesi şiarıyla, hareket ettik..
Ancak, zerre kadar bildiklerimizden de taviz vermedik.

Süreç içerisinde çok büyük bedeller de ödedik.

Ama söylediklerimiz, yazdıklarımız, milletimizle paylaştıklarımızın hepsini "hakikatlere ve sağlam kaynaklara" dayandırdık.

 

Tarih buna şahittir.

Onun için biz bildiklerimizden zerre kadar taviz vermedik, vermiyoruz ve vermeyeceğiz…

Ama hali alem meydanda...!

 

Tabiatıyla bu arada bizim bilemediğimiz, elimizin yetişemediği bazı güncel siyasi konuların önemli parçalarını da deneyimli bazı dost yazar ve mütefekkirlerin yazılarından da faydalanarak, sizlerle hasb-i hal ettik..
Onlardan alıntılar aldık sizinle paylaştık… Ve yine aynı şekilde çizgimize devam ediyoruz.

Velev ki zülfüyare dokunsun…
Biz Allah için gerçekleri söylemekle mükellefiz…

 

Unutmayalım ki basın, demokrasinin temel unsurlarından birisidir.

Madem ki memleket demokrasi ile yönetiliyor.

Demokrasi milli iradeyi temsil ediyor, o zaman biz milli iradenin savunucusu olarak elbette ki olup bitenleri kamuoyuyla paylaşacağız.. Ki onun için, bu yola çıktık..

Dünkü yazımızda da ifade etmiştik.

 

“Çıkar ve ranta dayalı bir siyaset hiçbir zaman milli iradeyi temsil edemez.”

Bilindiği üzere "siyasi partiler" demokrasinin vazgeçilmez temel esaslarındandır.

Ama siyaset demek bize göre milleti aldatmak, kandırmak, yalnız oy koparıp koltukta oturmak ve milleti hayal kırıklığına uğratmak değildir..
Lakin, ülkemizdeki "siyaset" hiçte öyle değil..
Dün olduğu gibi bugünkü siyaset hiçbir şekilde ülkeye yarar getirmemiş, tam tersine hep zarar vermiştir…

Bu ümmetin davası ve siyasetten beklentisi böyle değildir...

Bu halk gerçekten yıllardan beri Ak Parti’nin ve özellikle Cumhurbaşkanımız sayın Erdoğan’ın gerçekçiliğine, dürüstlüğüne, dik duruşuna çok güvenmiştir…
Bu ümmet hala da o güvenle yaşamak istiyor, yanında durmanın gayreti içerisindedir...

Ama demiştik ya; “Görünen köy kılavuz istemez...”

Ne yazık ki AK Parti’nin Doğu ve Güneydoğu Anadoluda, özellikle Diyarbakırımızda "ortaya konulan siyaset ve seçime dair isimler ile ortaya konulan propagandalar" ümmetin beklentileri dışındadır.

 

Milletin beğenmediği, halkta karşılığı olmayan, "simaların" etrafında ha bire "siyaset" icra ediliyor..
Küçük olsun, benim olsun…
Diyarbakır siyaseti belli bir zümrenin tekelinde…
Yani mevcut bir Troyka yapı var.…
O ve avanesi ne derse o!…
Burada isim belirtmeye gerek duymuyoruz ama anlayan anlar…

Bu tür insanlar AK Parti’nin ilk oluşum maksadına tam aykırı olup maddeleşmiş insanlardır…
Tavır ve ahlakları, batıl şeyleri yapmak ve haram yemekle hayatını geçirmektir…
Cumhurbaşkanı’nın bunları bilmediğine inanıyoruz, ancak yanıltılmış bir hal olabilir diye endişe duyuyoruz.

 

Bu tür varlıklar AK Parti’nin ilk çıkıştaki görüntüsüne aykırı olup, ahlaki çöküntü ve yozlaşma içerisinde olup partinin 16 sene evvelki kimliğine ters oldukları bir siyaseti icra ettikleri halkın dikkatini çekmektedir.

 

AK Parti nerdeyse tam manasıyla liberalleşmiş, yani Demirel’in eski Doğru Yol Partisi’yle, Özal’ın ve Mesut Yılmaz’ın başında bulunduğu ANAVATAN’ın halini yaşamaktadır…

Seçim propagandası yapılırken sadece oy almak için rüşveti andıran bazı taahhütler veriliyor..

Bu millet, yıllardan beri AK Parti’ye gönül bağlamış bir ümmet anlayışıyla her şeyi görmek istiyor.

 

Dünkü yazımızda da belirtmiştim.

 

“Müslüman mahallesinde salyangoz satılmaz…”
Bu, ifade rastgele söylene gelen bir ifade değildir.

 

Ümmetin ahlakıyla ahlaklanmıyan insanları milletin karşısına çıkarttığınız zaman bu milletin, derin bir millet olma ferasetiyle, gerekeni yapacağını bilin..
İşte bu gerçeğin; farkına varılması lazım..

"Denenmiş insanları" bir daha denemek bize göre yanlışlığın dik alasıdır.

 

Bazı iş çevrelerinin bukalemun gibi renkten renge girmeleri, gözden kaçmıyor…
Dün olduğu gibi, bugün de; aynı simalar…
Bunların, AK Parti döneminde aynı rant bölüşümüyle yola çıkmaları bizi otuz sene önceki geçmiş yönetimlerin "işbirliğine" götürüyor..

Hayatlarını faiz vermekle, faiz almakla geçiren bu tür iş adamları, hala da, devletin kilit noktalarında taahhüt işlerini alarak gününü gün etmeleri; akla ziyan bir durumdur…
Bu tür insanlar her ne kadar iş adamı olarak geçiniyorlar ise de aslında iktidarların imkanlarından faydalanan "sülüklerdir?"…
Gün oğlu, kimliklerdir…

AK Parti eğer bunlara güveniyorsa bize göre yanılıyor ve arkasında milleti görmeyebilir.

 

Gönül arzu ediyor ki; AK Parti 2003’lerin ruhu ile devam etmesidir… Siyasetini bu kulvarda; işletmesidir...


***
 

Evet sevgili dostlar!

Biz buraya kadar bunları kaleme aldıksa da Yeni Akit Gazetesi’nin deneyimli yazarlarından değerli dostum Abdurrahman Dilipak’ın dünkü yazısından çok önemli bazı bölümleri sizinle paylaşmak üzere sözü ona bırakıyorum.

Bakınız Dilipak “Dahlan Akıllılar” başlıklı yazısında şunları söylüyor:

“Siyasi ya da sivil fark etmiyor “Sosyal siyaset planlamamız” felaket. Aynı şekilde resmi ya da özel, örgün ya da değil, eğitimimiz de öyle. Birçok vakfın “değerler eğitimi” dedikleri şey de aynı şekilde.
Ne “değer” bıraktılar ne “estetik kaygı”ları var bu yeni “societe”nin.. Yerli diyoruz da, eğitim metodu olarak resmen hâlâ Fulbright ya da batılı sistemlere teslim ettik, vakıf olarak Montessori’nun kapısını çaldık. Adamları kapıdan kovsanız bacadan giriyorlar.
NLP ile idare ediyoruz. “Dönüştürülüyoruz” konaklarda, stüdyolarda! Nerede ise “gölge etmeyin başka ihsan istediğimiz yok” diyeceğiz.
“Rüşveti kamufle etmek için ayrılan pay”larla oluşturulan “vakıf hizmetleri”nin ne hayrı var, ne de bereketi. Şeytan bizi “Allah ile vakıf, dava, cami ile  dergah ile” aldatmaya devam ediyor.
Başkalarını da onların hoşuna giden başka şeylerle! Bir sürü insan kendilerine rızık ve gelecek vaad eden, kaderlerini değiştirmekten söz eden , “idol”leştirdikleri “zamane Tanrıları”nın peşinden koşmaya devam ediyor.
Hani din ve devlet büyüklerimizi “İlah“ ve “Rab” edinmeyecektik!

Ya hu rüşvet olarak kendi çalışma arkadaşları grubuna 7 yıldızlı hac talep eden adamlardan ve rüşvet olarak hac yaptıran adamın hayrından ne beklenir!.

Sağa bakıyorum “Hira konutları”, sola bakıyorum “Çağdaş konutlar”. Arkamda “Devrim Residance”, karşımda “Turan Konakları”.. İleride “Spine Tower Residance”..
Hepsi de aynı tornadan çıkmış gibi.
Hepsi de yaklaşık aynı fiyata.
Hepsi de “Kule”.. Bunların neresi bizim!.
Kapıdaki arabalar da birbirine benziyor, kapıdan girip çıkanlar da. Sadece bazılarının başı örtülü..
Erkekler zaten ayırt edilmiyor.
Evlerinin dekoru da aynı, yemek yedikleri yerler, üyesi oldukları club’lar da, kullandıkları markalar da! Hepsi de “elegant, janti, ince” zaten “hatıra bu gelmez mi asrilik denilince”. “Asri” ya da “Çağdaş” ne fark eder. Hepsinin bir takımı var.
 Cemaat yerine “societe”leri var. Yani “Yeşil sosyete” diye bir şey de var artık! Konsept evlerde yaşıyorlar. Camileri bile kendilerine uygun. Hocaları da. Biraz ikonaları farklı o kadar.
Meğer bizden birileri ötekileri kıskanıyorlarmış. “Yok aslında birbirlerinden pek farkları.
Tek farkları ad’ları” O koltuğa oturunca, o paraları ceplerine indirince onlara benzemeye başladılar.
Başlarını örtüyorlar ama onlar gibi yaşıyorlar. Hatta bunu hoyratça yapıyorlar.
Göstere göstere..
Nazire yapar gibi. Aç gözlü, aşağılık kompleksi ile..

Ne yaparsak yapalım, bizi “biz” yapan değerlerden uzaklaşmayalım, yani alameti farikalarımızı kaybetmeyelim.
Yoksa biz “biz” olmayız. Ya da birilerinin “biz” dediği şey buysa ben, Rachel Corrie’nin dediği gibi ben “Bizden” değilim.

Dikkat etmek gerek, bazen içimizdeki ahmaklar, dışımızdaki düşmanlardan daha tehlikeli olabilir.”

En derin sevgi ve saygılarımla…

 



Bu yazı 4193 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZARLAR
HABER ARA
ÇOK OKUNAN HABERLER
HAVA DURUMU
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
SON YORUMLANANLAR
YUKARI