Görüş Bildir

GÜNÜN YORUMU

TÜRKİYE PROVOKATÖRLER DEPOSU MU?! (II)

Evet sevgili okurlar!

Yeni Şafak Gazetesi’nin yazarlarından deneyimli kalem sahibi Yusuf Kaplan Hoca’nın dünkü “Şehir Üniversitesi çökerse, vebali büyük olur!” başlıklı yazısında çok anlamlı ve öz bir ifadeyle şöyle diyor:

“Türkiye, Tanzimat’la yönünü, Cumhuriyet’le yörüngesini yitirdi. “

Tabi “Türkiye, Özal’lı yıllardan bu yana ruhunu yitiriyor.” Sözü de çok veciz, çok anlamlı ve çok dolu bir mana taşıdığını da ifade etmek isterim...

Düşünün, Tanzimat’tan ta Meşrutiyet’e kadar, Batılılaşmak isteyen bir Türkiye, geçen zaman dilimine rağmen bir türlü Batılılaşamadı.

Kısacası teknolojik olarak, ekonomik olarak, bilimsel olarak her hususta batılaşalım, batılaşalım deyip durduk, ama ‘battıkça battık”…

Denir ya, hal-i alem orta yerde..

“Cumhuriyet bizi kurtarır” dedik.. Ki hala da diyoruz..

Peki, ülke ve millet olarak “bir kurtuluş” hali içerisinde olduk mu., hayır?

Bilakis, bin yıllık kültürel, tarihsel inanç olarak her şeyimizi yitirdik ve her şeyimizle beraber yörüngemizden de çıktık.

Allah korusun!... Bakalım serseri  bir yıldız gibi “nereye çarpacağız.?”

Bilemiyoruz...

Türkiye her hususta mana değerini yitirmiş bir ruh halini yaşıyor...

Maneviyat sıfırlanmış, ahlaki çöküntüler had safhasına ulaşmış, toplumsal çürümeler oldukça her gün biraz daha kapsamını genişleterek, yayılıyor...

Hele hele devletin kamu kurum ve kuruluşlarının yetkilerini kullanarak kişisel rant temini uğruna en süfli alçalışın gerçekleştirildiği bir zaman dilimi içerisinde; “kim kimi” söğüşlerse, misali..

Zemin ve zaman; sürekli çöküntü yaratıyor..

Hem de resmiyetin abası altında…

Yani cübbesi altında.

Yani kamu kurum ve kuruluşların gölgesinde kalmayan iğrençlikler yapılıyor.

İnanın dün bir okurumuz whatsaptan beni aradı ve yüksek sesle dedi ki,

“Sayın hocam memleket artık yaşanmaz bir hal aldı, bu ne biçim yönetimlerdir, bu ne biçim particiliktir, bu ne biçim siyasettir...”

Gel de cevap ver...

“Toplum birbirini yiyor fakat bitmiyor. Korkarız ki bir gün öyle bir Tsunami felaketi ile karşılaşabiliriz ki; Allah korusun o zaman vay halimize!..”

Zaten Allah-u Teala’nın da bu minvalde kanunu vardır..

Kurmuş olduğu değerlere saygı gösterilmese, haram yiyen insanlar çoğalırsa o zaman o toplum nereye gideceğini bilemez; en kısa sürede “uçurumlardan” yuvarlanıp, gider..

Bir dizi belayla karşı karşıya kalır...

Her zaman söylediğimiz gibi..

Bazı önemli kamu kurum ve kuruluşların yönetiminde yer alan kişiler, devlet gölgesinde, resmiyet himayesinde  yaptıkları usulsüzlükler, rüşvet, suiistimal, adam kayırma, mahkeme vicdanlarını ayaklar altına alma tehlikesiyle karşı karşıya bırakılan Türkiye’nin bu hali pür melali ne olacak acaba?

Allah bu memleketimizin encamını hayreyleye demekten başka bir şey diyemiyoruz.

Adalet cübbesini savunma erki olarak kirletip, kişisel rant için “helal, haram” demeden, seçmeden rastgele bir adalet cübbesiyle pislikleri yapıyorsa bu memleket çok tehlikeli badirelerden kendini kurtaramaz.

Korkarız ki, bu potansiyel gittikçe yükseliyor…

Bolşevizmin söz sahibi olduğu bir zeminde “adalet” beklenemez.

Hukuk ayaklar altına alınır, tüm kötülüklerin anası olan rüşvet ve adam kayırma hakimiyeti yürürlüğe girer…

İşte bundan dolayıdır ki, ülke iki yakasını bir araya getiremiyor.

Allah aşkına şu Adalet Bakanlığı’nın vurdumduymazlığı yüzünden nasıl hakimiyet elde edilebilir ya da adalet mekanizması doğru bir istikamette işler?

Bir mahkeme salonunda vatandaş pisi pisine saatlerce orda beklerken, iki tane avukat danışıklı dövüşle adeta birbirine göz kırparcasına mesleğini “ranta” dayalı bir mekanizma olarak, işletiyorsa....

Yanlışı, haksızı haklı  olarak gösterip, haklıyı da haksız olarak göstersen bir adalet anlayışı ve savunma zihniyeti, o memleketin hali, perü-perişanlıktır..

Netice itibariyle, yaşadığımız duruma söylenecek tek söz vardır..

O da;

Yüce Allah encamımızı hayreylesin..

Saygı ve sevgilerimle...