Görüş Bildir

GÜNÜN YORUMU

TÜRKİYE?DE NELER OLUYOR?! (II)

Evet sevgili okurlar!

“Türkiye’de Neler Oluyor?” başlıklı dünkü yazımızın kapsamına İçişleri Bakanı sayın Süleyman Soylu beyefendiyi almıştık.

“Kısmet olursa, bundan sonra da her gün bir Bakanlığın bünyesinde olup bitenleri, “irdeleyerek” burada konu edeceğim...

O bakanlığın, bakanın, idarecilerinin ve kurumsal işleyişindeki, pozitif ve negatif yönünü ele alıp, sizlerle birlikte “ilgiliye ithafen” deyip, birer açık mektup mahiyetiyle sesleneceğiz..

Pek tabi ki, kimseye ders verme, ya da baskı altına alma gibi bir hakkımız olmadığı gibi haddimiz de değil…

Ama memleket adına, kamuoyu adına sesleneceğiz..

Sevdiğimiz Bakanlara, bakanlıklarının bünyesindeki olup bitenleri “dost acı söyler” mahiyetiyle, aktarıp, uyaracağız” demiştik.

***

Bugünkü yazımız ise, Adalet Bakanı sayın Abdülhamit Gül beyefendiye ithafendir...

Bakanlığa ait yargıda neler olduğunu, özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu, daha doğrusu Diyarbakır Barosu’nda olup bitenleri daha önceden kaleme aldığım gibi bugün yine sayın Bakanımızın pürdikkatine sunmak üzere kaleme alıyorum..

Evet sevgili Bakanım!

Gerçekten Türkiye Cumhuriyeti bir hukuk devleti olma hasebiyle vatandaşların gördükleri ve karşılaştıkları bazı hadesileri, gerek olumlu tarafı olsun, gerek olumsuz tarafı olsun, zaman zaman medya grubumuzla paylaşmak üzere çok önemli konuları kaleme almışızdır...

Ki bizim yazdıklarımızın, kaleme aldıklarımızın, kurumun başında bulunan siz değerli Bakan’ın da bilgilerine sunmamız istenmektedir.

Malum, bizim temel görevimiz, ana ilkemiz de, Ülkemizde insanların günlük hayat akışları içerisinde, gerek olumlu olsun, gerek olumsuz olsun yaşadıklarını kaleme almaktır.. Ve tabi ki, kamuoyu adına kamuoyunu aydınlatma görevini üstlenmek üzere yola çıkmış bir medya grubu olarak; deklare etmemiz temel görevdir..

Özellikle kamuoyundan gizli kalmış, gizli tutulmuş, görülmemiş veya görmezlikten gelinmiş bazı çok önemli olayları elbette ki burada kamuoyuna sunmak üzere sizinle de paylaşma görevini yerine getiriyoruz..

Bilindiği üzere adaletin, hukukun, demokrasinin olmazsa olmazı; yargı erkidir.

Yargı erkinin çok önemli üç sac ayağından birisi de savunma ayağıdır…

Savunma, hukuka, adalete, demokrasiye dayanma yerine ranta, hele hele kişisel ranta, zulme ve hukukdışı antidemokratik keyfiliğe yönelirse vay o memleketin haline..!?

Hele hele mağdur ve müstezaf insanların içine düştüğü badireler maazallah!!!

Özellikle, yaşadığımız ve bulunduğumuz il olan Diyarbakır'da, Baronun bünyesinde ve bazı üyelerinin yaptıklarını sizinle ve kamuoyuyla paylaşmak istiyoruz...

Bu görünen ve yaşanan olumsuz görüntüler elbette ki Baro’nun tümüne yönelik değildir.

Baro’nun bünyesinde çok değerli hukukçu avukatların var olduğunu da kimse inkar edemez.

İnsanlara karşı çok saygılı, mesleğine sadakatle bağlı, mesleğini kötüye kullanma yerine, yansız ve adalet anlayışı ile mesleklerine layık olan, gereğini yerine getiren avukatların bulunduğu da inkar edilemez.

Tabii onlar söylediklerimizin kapsamı dışındadır.

Ama bunu da yazmadan geçmek istemiyoruz.

Mevcut Diyarbakır Barosu’nun geçmişinde, yani bundan 20 yıl öncesinde, HDP ve PKK yanlısı avukatların çoğunlukta olduğunu da kimse inkar edemez.

O günlerde PKK’ya karşı mağdur olan vatandaşların vekalet verebileceği bir avukat bulunması zordu..

Kimin haddine düşmüştü ki PKK’ya karşı davaları savunabilsin.

Ne yazık ki bu Baro’nun böyle tescilli sabıkasının var olduğunu ve buna da hukuku savunan adaletin sac ayağı deniliyordu.

O günkü yönetimler de adeta körelmiş, kesemiyen bir bıçak gibi hiçbir yetkiliden ses seda çıkmıyordu.

Hele bir de meslek itibariyle ne kadar taassup anlayışa bağlı hukukçular silsilesinin varlığını da kimse inkar edemiyor.

Ne yazık ki hala da vardır bu Baro’da…

Bu da bir gerçektir ki Diyarbakır Barosu’na bağlı olup, meslek arkadaşlarına güvenerek gerçekleri ters yüz edip, mesleğini sadece ve sadece para kazanma emtiası haline getiren avukatlar vardır.

Bu avukatlar giydikleri adalet cübbesini çok kötüye kullanarak özellikle bazı iş davalarında işçileri, bölgede işsizliği ortadan kaldırmaya çalışan, işsiz insanlara iş temin eden iş çevrelerine karşı kışkırtıcı bir tavır alarak mükerrer davaların açılmasına ön ayak oluyorlar.

Hatta gerektiğinde yargılama masraflarını dahi kendi ceplerinden temin edip sadece dava potansiyelini arttırmak ve sebepsiz yere zengin olmaya yönelik mesleğini kötüye kullanmak gibi yanlış yollarda ısrarla devam eden avukatlar da vardır.

Aslında bu gibi mesleğini kötüye kullanan o avukatlar, hiç kimsenin şüphesi olmasın ki, PKK’nın iş çevrelerine karşı yapamadıklarını, iş çevrelerinden koparamadıklarını, değişik yöntemlerle hileli oyunlarla iş kanunu ile işçileri istismar ederek koparıyorlar.

Tek kelimeyle KCK’nın bir sağ kolu gibi çalışmakta olduklarından kimsenin şüphesi olmasın.

Birçok davalardan aldıkları paranın haddi hesabı olmamakla beraber, kayıtdışı çalışıyorlar, devleti dahi dolandırarak usulüne göre vergi ödemiyorlar ve rahatlıkla kaçak çalışabilmektedirler.

Defalarca bu yazıları yazdık ve yazmaya devam ediyoruz.

Ancak ne var ki; Türk adaletini, hukukunu, demokrasisini böylesine kirli yama vurmak isteyen unsurların varlığı Adalet Bakanlığı gibi temiz, saf kanlı bir kuruma gölge düşürmektedirler.

Bu itibarla dostça siz değerli Bakanımıza hatırlatmak üzere bu yazıyı yazıyoruz ve yazmaya da devam edeceğiz.

Gerek Türkiye Barolar Birliği Genel Başkanlığı olsun, gerek siz Adalet Bakanlığı olsun, hukukun, adaletin ve demokrasinin şeref haysiyetine yakışır bir şekilde bu tür kirli amaçlı rantiyeci şebekelerin önüne geçmeniz, görevinizin en önemli amacı olmalıdır.

Bu maksatla Adalet Bakanlığını kamuoyunun şaibeleri sorgulatan sorularından kurtarmak için mutlaka harekete geçmenizi kamuoyu adına istiyor, talep ediyor ve bekliyoruz.

Keza İş Kanunu’nun da ne kadar yanlı bir kanun olduğunu da, adaletin ve hukukun yansızlığına da gölge düşürüyor?.. Kirli amaç taşıyor ve hala da Cumhuriyet Halk Parti’nin başında bulunan Kemal Kılıçdaroğlu ile Ecevit’in ihdas ettikleri bir kanun olduğunu da unutmamak gerekir…

Bu paralelde Cumhuriyet Başsavcılıklarının da bu yazımızı suç duyurusu olarak kabul edip hemen harekete geçmelerini temenni ediyoruz ve beklentimiz de bu yöndedir...

En derin saygı ve sevgilerimle…