Görüş Bildir

GÜNÜN YORUMU

YALAN SÖYLEYEN TARİH KAHROLSUN...!?

Evet sevgili dostlar!

Yakın tarihimiz boyunca milletimizi, toplumumuzu, ümmetimizi yanıltarak, gerçek hedeflerinden saptırarak, mutlak bir cehalete sürüklemek isteyen nice gafil güruhları gördük...

Gerçek tarihimizle oynadılar…

Bin yıllık kültürümüzü tahrip ettiler…

Batılılaşma ve Avrupa Birliği adı altında milletin tüm değerlerini alt-üst ederek, her şeyini unutturmak istediler.. Ki hala da, aynı anlayış ve uzantıları söz konusudur…

İşte, bu gaflet erbablarını burada deşifre etmek gerekir.

Yeter artık demeliyiz...

Çünkü, yakın tarihimizi hep yanlış, uyduruk hikayelerle donattılar…

Hatta bilgi olarak, dondurarak üzerine herhangi bir şey ilave etmeden, hatta itirazına dahi izin verilmeyen bu kuyruklu yalanları ders kitaplarımıza koydular…

Eğitim ve öğretim mufredatına soktular…

İlkokuldan, üniversitenin son sınıfına kadar hep böyle yanlışlıklarla dolu tarihi, milletin genç ve yaşlı kesimlerine kabul ettirmeye çalıştılar…

Dün olduğu gibi, bugün de!…

Tarihte en çok kötülük yapan karanlık anlayışları hep nurlu berrak ve parlak kurtarıcılık anlayışıyla makyajlayarak millete "enjekte" ettiler…

Ve bunu, büyük bir ustalıkla, büyük bir hayranlıkla, büyük bir tevazuyla yaptılar..

***

"Kep düştü, kel göründü" misali; tarihi süreçte bir çok kez, suçüstü oldular…

Ülkenin son yüz yılını gözönüne getirdiğimizde…

Özellikle, 1923’ten günümüze dek topluma tarih olarak kabul ettirilen çok yanlışları, "doğruymuş" gibi gösterdiler…

Harf inkılabı adı altında bin yıllık kültür unutturuldu…

Çağdaşlaşma, batılaşma, Avrupa Birliği’ne girme gibi safsatalar tarihi gerçekler olarak millete sunuldu…

Ama yıllar, geçti "hep aynı" yerde patinaj yapıldı..

Ne bir sonuç alındı, nede bir arpa boyu kadar ileriye gidilebilindi?

Ki kimi zaman, millet yaşanan ve yaşatılanları fark etmişse de, "yalan söyleyen tarih utansın ve kahrolsun" demişse de; "müesses nizam" aynı istikamette yol almaya devam etmiştir…

***

Şu bir gerçektir ki…

"İttihat Terakki" Partisinin bu memlekete vermiş olduğu zararı ne Allah affeder, ne insan affeder ne de tarih affeder…

Bunlar, çok büyük bir utanç ve yüz kızartıcı balonlarla taa Cumhuriyetin kuruluşuna kadar gelmişlerdir…

Yapmış oldukları projleyle, tamamıyla İstanbul’u işgal altına aldırmaktı…

Ki, İstanbul’un göbeğine oturan padişahı da esir aldılar…

İngilizlerin direktif ve talimatları üzerine; kendi milletine, devletine ve Osmanlı İmparatorluğuna "hainlik" yapanlar olmuşlardır?

Ama ne yazık ki, "tarih" onların ihanetini gizlemiştir..

Bilakis, "birer kurtarıcı" olarak, empoze ettirmiştir..

***

Her zaman burada vurgulayarak ifade etmeye çalıştığımız Lozan Hezimetinin de adına “Zafer” koyduklarını biliyoruz..

Oysa ki 3 milyon kilometrekarelik bir coğrafyaya sahip olan Osmanlı İmparatorluğu o Lozan Antlaşması’nda "bölük-pörçük" edildi…

Osmanlı hiç yoktan, 1. Dünya Savaşı’na sokuldu.. Ve bu savaşta, mağlubiyete uğradı…

Bu yenilgiden sonra, 24 Temmuz 1923’te, İngiliz Başmurahası olan Lord Gurzon, İsmet Paşa’yı masaya oturttu…

Büyük bir ittifakla, büyük bir istek ve arzuyla; "verilen" emirlere evet denildi…

"Türkiye'de artık, Osmanlının varlığı olmayacak.. Osmanlı unutturulacak... Bin yıllık iman ve inancınızı ortadan kaldıracaksınız…

Harf İnkılabı’ndan başlamak üzere Tevhidi Tedrisat adı altında Milli Eğitim müfredatını değiştireceksiniz.

Ezan, Kur’an ve Cami, medrese vs. her şey keellemyekün olarak kabulleneceksiniz…

Aynı zamanda 3 milyon kilometrekarelik  coğrafyayı,  700 bin kilometrekareye indireceksiniz…

Musul’u, Kerkük’ü, Bağdat’ı, Şam’ı, Mısır’ı, Beyrut’u, Suudi Arabistan’ı vs. tümüyle İngiltere ile Fransa’nın kurdukları devletçiklerle bölüştüreceksiniz...

İçinizdeki ulema kesimleri tamamıyla keellemyekün ortadan kaldıracaksınız.

O zama biz bu hezimeti “Zafer” olarak dünyaya kabul ettireceğiz.

İşte böylesi tarihi yalanlar, hem de kuyruklu yalanlar ortadayken birileri çıkıp el bebek gül bebek gibi makjaylı nutuklarla yalan dolan politikalarla milleti aldatmaktadır…

Yanlış yollara yönlendirilmeye çalışılmaktadır…

***

Nitekim bakınız sevgili dostlar!

Dünkü Yeni Akit Gazetesi’nin değerli yazarlarından Abdurrahman Dilipak beyefendinin “Lut Kavmini Anma Toplantısı” başlıklı yazısından bazı önemli paragrafları sizinle paylaşmak istiyorum.

Buyrun beraber okuyalım Dilipak Hocanın yazısını.

“Tarihte helak olan birçok halktan söz eder kitap. Lut kavmi, Nuh kavmi, Ad ve Semud kavimleri gibi. Bunların genellikle her birinde baskın olan bir ya da birkaç sapkınlığı vardı. Bugün insanlığın haline bakınca, onlar bizim zamanımızla kıyaslandıklarında çok masum mu gibi gözükmesi gerekir.

Bugün kendimizden örnek verecek olursak, “İstanbul Sözleşmesi”ni savunanları bir kenara bırakalım LBGT’lilerin Türkiye’de, İslam dünyasında ve diğer ülkelerde geldikleri nokta ortada. Lut kavminin çirkinliklerini arsızca ve onlardan daha şedid bir şekilde daha da çeşitlendirerek savunmaya devam ediyorlar.

Biz “Gâvur Dağı”nın adını “Nur Dağı” yapmakla teselli buluyoruz. Gâvur Dağının adının niçin “Gâvur Dağı”, o “Amik Ovası”ndaki gölün adının niçin “Gâvur Gölü” olduğunu unuttuk çünkü. “Sodom ve Gomore”yi unuttuk! Gâvur Dağı ve Gâvur Gölü,Hz. Nuh’a ihanet eden kavminin helak olduğu yerin kuzeydeki uç noktasına verilen addı!

***

Geçen gün Ümid Şimşek’le telefonla konuştuk. O yıllar önce ironik bir şekilde “Ebu Cehil’i anma toplantısı” yapalım demişti. “Madem insanlar bir takım cehalet numunesi insanların peşine sürüklenip gidiyorlar, bir de Cehaletin babasını analım, ona övgüler dizelim, bizimkiler belki uyanır” demişti. Şimdi tekrar aradı. Şimdi daha iddialı. “Geç kalıyoruz” diyor. “Ebu Cehil” yetmez, “Lut Kavmini”, “Nuh Kavmini”, Belam’ı, Nemrud’u, Firavun’u da analım der. Çağın Ebu Cehilleri, Firavunları, Nemrutları, Belamları bu kadar itibar görüyorsa, neden onları anmayalım. 

Her çağın “veresetül embiyaları” olduğu gibi, “Vereseüşşeytan”ları da vardır.

Çanakkale Savaşında İngiliz donanmasının amiral gemisi “Goliath” adını taşıyordu. Yani Calud! Muavenet’in adı aslında Ya Talut ya da Davud olmalıydı! Ya da İşaya! Kim bilir, belki de muavenet göreve çıkarken, kaptan ya da mayınları döşeyen subayımız Kur’an-ı Kerim’deki Talut-Calud olayını anlatan ayeti okuyordu. Kur’an-ı Kerim’de bu olay Bakara Suresi 246 - 251’de anlatılır. Sembolik olarak belki de o mayının üzerine Bakara 246-251 yazmak gerekirdi.

***

İstanbul Sözleşmesini savunanlara da bu anlamda, din gününde hesaba çağrılmadan “iman ettik” dedikleri kitaptaki şu ayetlere bakmaları gerekir: Kur’ân-ı Kerîm’de 27 yerde ismi zikredilir: (el- (Hûd 11/77-80-81-83); el-Hicr 15/67-71, 73-74); (el-Kamer 54/37-39); (et-Tahrîm 66/10); (el-Enbiyâ 21/71-75), (es-Sâffât 37/133), (el-En‘âm 6/86), (el-A‘râf 7/80-81/84); (eş-Şuarâ 26/160-166); (en-Neml 27/54-55); (el-Ankebût 26-29/28-30-31-32); (el-Hicr 15/57-58); (Hûd 11/74-76). Bu konularla ilgilenenler bu ayetlere bakmadan bir hüküm vermemeleri gerekir, eğer tabi Allah’a, resullerine ve kitaba iman ediyorlarsa. Bu ayetleri maksadı dışında te’vil ederek ya da tarihselci bir akıl yürütme ile kendi heva ve heveslerine uygun bir hüküm vermeye kalkanların vay haline!”

***

Sayın Dilipak’ın anlatmak istediği, daha doğrusu üzerinde durmak istediği konu “İSTANBUL SÖZLEŞMESİ”dir.

İstanbul Sözleşmesi Avrupa Birliği’ne girebilmek için dönemin AK Parti Gaziantep milletvekili ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanı olan Fatma Şahin’in, altına imza attığı sözleşme…

Hatta dönemin Başbakanı, Cumhurbaşkanına ve Dışişleri Bakanı’na kabul ettirdiği bu sözleşmenin ne kadar yanlış, ne kadar cehalet, ne kadar karanlık bir anlaşma olduğu bir ibret alma harikasıdır."

Bu yazısının devamını sizinle yarın paylaşacağız.

En derin sevgi ve saygılarımla…