Görüş Bildir

GÜNÜN YORUMU

YAŞAR BÜYÜKANIT?IN ÖLÜMÜ TÜRKİYE?DE YANKI YAPTI..!? (II)

Evet sevgili okurlar!

Malumunuz üzre geçen Cuma günkü  “Yaşar Büyükanıt’ın Ölümü Türkiye’de Yankı Yaptı” başlıklı yazımızın, son satırında şöyle demiştik, Pazartesi gününü bekleyin...

Yani, bugünü.. Evet, “Büyükanıt’la” alakalı, sohbetimize devam ediyoruz..

Nerde kalmıştık..

Önce, kısa bir hatırlatma yapalım.. Cuma günkü, yazının muhtevasının bilinmesi açısından... Yaşar Büyükanıt paşa ile aramızda “Siirt 3. Komando Tugay İnşaatında” çalıştığımızda Botan Çayı üzerindeki kum ocağında bulunan iş makinelerimizin, kamyonlarımızın PKK tarafından yakılması ve ardından, yaşadıklarımıza dair anılardan bir kesit aktarmıştım...

Bugün biraz daha detaylandırarak, devam diyoruz!.

Yaşar Büyükanıt 1996’da Korgeneralliğe terfi ederken Diyarbakır 7. Kolordu Komutanlığına atanmış ve yanlış değilsem 1999’lara kadar bu görevde bulundu...

Büyükanıt’ın 28 Şubat darbe girişimi olaylarında “en büyük rolü oynayan” kişilerin başında geldiği herkesin malumudur..

Nitekim 27 Nisan e-muhtırasını kendisi kaleme aldı.. Ve yine kendi imzasıyla, Türkiye tarihine “dijital” ortamda milli iradeyi “tehdit” eden “e-muhtıra” olarak geçti...

“Genç Subaylar” adına kaleme aldığı e-muhtıradaki gayesi, meşru hükümeti devirip yerine ihtilalci ve darbeci bir hükümeti işbaşına getirmekti..

Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanı adaylığını eşi Hayrünnisa Gül hanım efendinin başörtülü olmasını “laikliğe aykırıdır” diyerek, karşı çıkmışlardı..

Kerameti kendinden menkul bir fikriyatla, “Laikliğe inanmayan kişi Cumhurbaşkanı olamaz” deyip, Türk Silahlı Kuvvetlerini, “provoke” etme hamlesinde bulunmuştu..

Ama nafile!..

Emeli kursağında kaldı, Erdoğan Gül’ü aday gösterdi, seçildi.. Ve Türkiye tarihinde, eşi başörtülü “ilk Cumhurbaşkanı” olarak, köşke çıktı...

Neyse, lafı uzatmadan yine, “bizle ve onunla yaşadığımız anılara” gelelim...

Yani, sadede gelelim…

Büyükanıt Paşa’nın 1996 ile 1998 arasındaki bu bölgede yaptığı icraatlarının yüzde 60’ı diyebiliriz ki “Kaş yapayım derken göz çıkarma” olmuştur...

Bizim medya grubumuz olan Diyarbakır Söz Gazetesi ile SÖZ TV’nın yayın politikasına, işbirliğine ve olaylara dair ortaya koyduğu mücadeleci ruhuna hep karşı çıkmıştır.

Nitekim, Siirt’teki araç yakılma olayından dolayı da yazdığımız yazıdan ötürü medya grubumuza karşı büyük kin bağlamıştı.

Ama bunu gizliyordu...

7’nci Kolordu Komutanlığı makamını birçok yönüyle yanlış kullanmış, istismar etmiş, kişisel ideolojisi uğruna kötüye kullanmıştır.

Şöyle ki;

Bu bölgede ve Diyarbakır’da devleti destekleyen, PKK’nin Marksist fikriyatına karşı mücadele eden, medya grubumuza karşı ortaya konulan çok büyük komplo teorilerinin altında imzası bulunuyor...

Hem de dönemin DGM Cumhuriyet Başsavcısı Nihat Çakar ile JİTEM’in bölgedeki elemanlarıyla beraber, “bu komplo” teorilerini fiiliyata sokmuştur..

Medya grubumuza karşı çok kirli, hileli, mekirli tezgahlarla fişlemek üzere sahte belgeler tanzim ettirmiştir.

Netice itibariyle bu belgelerin sahteciliği hukuk mercileri tarafından, belgelenmişse de, “bu belgelerin” çıkış merkezi hep 7. Kolordu Komutanlığı olmuştur..

Büyükanıt’ın döneminde, değişik tarihli Erhan Tavşancı ile Reha Şatana isimli iki Kurbay Albay “sahte fişleme ve sözde belgeleri” komutan adına diyerek, işleme koymuşlardı..

Ki, “o sahte fişlemeye” meşruiyet kazandırmak için de, işbirliği içerisinde oldukları DGM Cumhuriyet Başsavcısı Nihat Çakar’ı devreye sokmuşlardı..

Nitekim, o sahte fişleme ve belgelere, tezviratlar içeren bir iddianame hazırlamıştı..

Gaye “suçu” sabit kıldırmak...

Ama, vicdanı, izanı, adalet anlayışı, hukukun üstünlüğüyle özgür olan DGM hakimlerini hesaba katmamışlardı...

 O hakimler “bütün sahteciliği” ortaya çıkararak, ailemize ve medya grubumuza yönelik, Büyükanıt ve Çakar patentli kirli senaryolarını boşa çıkardı..

Düşünün sevgili okurlar!

Tarih boyu dosta düşmana ders-i ibret vermiş “Ölsem şehidim, kalsam gaziyim” parolasıyla çalışan şerefli Türk Silahlı Kuvvetleri gibi bir kurum, dünya tarihine altın harflerle yazılması gereken kutsal bir kurum olmasına rağmen böylesine 28 Şubat döneminde kökeni Türk olmayan Yahudi asıllı Yaşar Büyükanıt gibiler tarafından yönetilmiştir..

Ve bu şahsiyetin oturduğu koltuklar, idare ettiği kuruma “büyük yara vermiştir.. “Güvensizliğe ve itibar kaybına” neden olmuştur..

Bunu yaparken, yanlışlıklarına ve ideolojik dayatmaları uğruna, çok değerli bazı subayları da suç işlemeye zorladığını da ifade etmek isterim...

Yaşar Büyükanıt Genelkurmay Başkanlığı sırasında Dolmabahçe Sarayı’nda dönemin Başbakanı sayın Recep Tayyip Erdoğan’la bir araya gelmişti...

Gizli bir görüşme yapmıştı...

Görüşme sonrasında, “aramızdaki sır mezara kadar” diyen yine o olmuştur ...

O sır ne ise bilinmemekle beraber bir hafta önce o sırrı beraber toprağa gömdü.

O ayrı bir fasıl bizi ilgilendirmez.

Ama bizi ilgilendiren olay, bölgede “devlete hizmet ediyorum, devlet adına çalışıyorum” görüntüsü altında, yaptığı hukuk dışı faaliyetler...

PKK ve HADEP çevreleri ile sık sık görüşüyor olması!..

Yaşar Büyükanıt Paşa aslen cühut Yahudi kökenli olup, yani Sabataist Yahudilerdendir...

Ailesi Van’ın Başkale ilçesindendir…

Babası, ailesi Kürt cühutlarından olup, sülale olarak doğma büyüme oralı iken, 1940’tan önce İstanbul’a taşınmışlar...

Resmi nüfusa göre kendisi orada doğmuş olup, değişik zamanlarda devlet imkanlarından faydalanmış ve Genelkurmay Başkanlığı gibi çok önemli bir makamı da ihraz etmiş bir insandır.

Her şeye rağmen özellikle yalnız bizim başımıza gelen ve aramızdaki olup bitenler tümüyle tarihi gerçeklerden ibaret olup, 7’nci Kolordu Komutanlığı sırasında devlet imkanlarını kullanarak halka çok acımasızca mezalimler yapmıştır…

Zamanı gelmiş PKK gibi bir terör örgütünü o kadar korkutucu bir güç olarak göstermiş, nerdeyse her vatandaş PKK korkusuyla yatıp kalkmaktaydı, onun döneminde!.

Ama bugün artık o oyunlar yok.

Devletin gerçek bir çalışması söz konusu.

Ve gerçekten PKK ve onun yandaşı olan parti, büyük çapta yelkenleri suya düşmüş, balonları sönmüştür..

Çürkü, artık yollar kesilmiyor, vatandaş tehdit edilmiyor.

Zira iş  başında gerçekten Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan  var ve İçişleri Bakanı sayın Süleyman Soylu var.

Devlet bu tür kanı temiz, asil olan devlet adamlarının elinde olduğu müddetçe inanıyoruz ki artık PKK gibi, DAEŞ gibi, DEVSOL gibiler FETÖ gibiler, DHKP-C vs. gibi örgütlerin boruları bu memlekette ötmeyecektir...

Devlet mekanizması hep, istikametli dürüst insanların elinde olacaktır.

Ki olmaktadır ve olmaya da devam edecektir diye inanıyoruz.

Bize göre en önemli olan düşündürücü olay, yakın tarihimizde ne yazık ki hele hele Osmanlı gibi bir devleti yıkmaya çalışan kökü dışarıdan olan, yani nice Selanik dönmelerinin var olmasıdır...

Çünkü, Moiz Kohenler gibi Yahudi kökenli insanlar bu devleti çok kötüye kullanabilmişlerdir.

Devletin önemli kademelerini işgal edip isim ve adres değişimi ile kamuoyunu aldatabilmişlerdir.

Ve devletin çok büyük önemli imkanlarından faydalanmışlardır.

Çok isimler verebiliriz!

Ama en yakın tarihimizdeki olan isim Moiz Kohen...

Munis Tekinalp ismiyle biliniyor...

İttihat Terakki hükümetinde ön planda medyada rol almış ve söz geçirmiş biri...

Irkçılığa dayalı, Turancılık ve Jön Türklüğe dair bu isim altında çok kitap yazmıştır...

Devleti aliyeyi Osmaniye’yi 1914’te Birinci Dünya Savaşı’na sokmuş ve nihayet bir devlet tarihten silinme durumuna getirildi...

Tıpkı Halide Edip Adıvar gibi...

Adıvar’da Selanik dönmelerinden olup Türkiye’de edebiyatçı olarak geçinip devletin önemli makam ve mevkilerinde görev almış ama kesinlikle ihtida etmemiş bir Yahudi olduğuna tarih kesin gözüyle bakmıştır.

Tıpkı bizim Yaşar Paşa gibi isim değiştirmekle rol oynayıp başka kulvarda gizliden gizliye önemli yerlere gelebilmiştir.

En derin sevgi ve saygılarımla..

Not: Yaşar Büyükanıt hakkındaki söylediklerimiz bu bölgede yaptıklarının yanında devede kulak bile değil..

Resmi yazılar arşivlerimizde mevcuttur…