Bugun...


Ömer Büyüktimur

facebook-paylas
KAYYUM SİYASETİ!…
Tarih: 14-11-2018 08:36:00 Güncelleme: 14-11-2018 08:36:00


Bir önceki yazımda kaleme almıştım..

Kayyumlar..

Fena bir şekilde; "siyaset" üretir oldu..

Aman ha!..

Yerel seçimler geliyor "kollar sıvanmış" rakip tanımaz gidiyorlar..

İşte Mardin..

İşte Diyarbakır diyerek; konuyu mülahaza etmiştim!.

İki gün geçmedi..

"Karamanın koyunu, sonra çıkar oyunu" misali…

Mardin "patlak" verdi..

Dün itibariyle..

Mardin İl Başkanı ve Yönetimi "görevden" alındı..

Nihat Eri ve İl Teşkilatı..

Eri…

AK Parti'nin kurucu isimlerinden..

2002-2007'de Mardin'den Milletvekili seçilmişti…

Anlayacağınız!..

Kayyum Mustafa Yaman..

Yani Mardin Valisi!…

Bir süredir; "ikili arasında" gerilim vardı..

31 Mart'taki "seçimlere" dair..

Yaman "atanmışlıktan, seçilmişliğe" terfi etmek istiyordu..

Adayım..

Hafta sonu Ankara'da "kızının düğünü" vardı..

Oradaki izlenim; "bu iş ciddi.."

Neyse!..

Teşkilat gitti..

Peki, Miroğlu ne olacak?

Malum!..

O da; "kayyumdan sonuç çıkmaz" diyenlerin tarafında..

Bölünmez de!..

Neyse, bu işin hamuru daha çok su alacak..

Bekleyip göreceğiz..

Ha bu arada, Diyarbakır için de; "benzer" durum vuku bulursa..

Sakın ola; "şaşmayın.."

Çünkü, "kaynayan kazan var?"…

Bakalım, nasıl taşacak?…

***

HATİPOĞLU KESİN Mİ?…

Ben demiyorum..

Kendileri de demiyor..

Ankara'da…

Parti kurmayları da..

Yani karar kılıcılardan "kesin mi" sözünü, imasını almış değilim..

Ama!…

Başkentin "derin kulisleri…"

Önceki gün, Reis'le bir görüşme olduğu rivayetiyle "iş kesinmiş?!…"

Prof. Dr. Nihat Hatipoğlu..

AK Parti'nin Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkan adayı!…

***

Biliyorum diyeceksiniz ki!..

Hatipoğlu'na HDP'nin "rakip" adayı kim olur?

Eee..

Onu günler öncesi, ifade etmiştim..

Eğer ki, Hatipoğlu olsa!..

HDP karşısına "muhafazakar" gördüğü Nimetullah Erdoğmuş'u gösterecek…

Malum!..

HDP hep AK Parti'nin "hamlesinden" sonra hamle yapmıştır..

Yani, ilk adımın AK Parti'den gelmesini beklemiştir!..!

Haydi hayırlısı!…

***

RAHMANİ Mİ, ŞEYTANİ Mİ?

Hani bir söz var..

Bir insanı "nasıl" görmek istersiniz..

Ya da görürsünüz!...

Elbette ki; "nereden"baktığınıza bağlı..

Bakış açınız önemli..

Rahmani mi?...

Şeytani mi?..

Eğer ki, "rahmani" bakar iseniz!..

Karşınıza çıkan insan karakteri ne olursa olsun size; "rahmani" gelir..

Rahmani görürsünüz…

O insan her yönüyle size "rahmani" gelir..

Kusurlara, hatalara "odaklanmazsınız..!"

Doğrularını, "kabul" görür, onunla değerlendirirsiniz…

Ama, bu minvalde bakmaz iseniz..

Tersi fikriyatla..

Yani, şeytani karakterle "o insan'a" bakar iseniz "O insan her yönüyle" size şeytani gelir..

Şeytani görürsünüz..

En doğrucu..

En Sadık..

En dürüst insan olma bile, "küçük bir yanlışı" hepsini örter..

O yanlışa; "odaklanırsınız..!"

Diğerlerini görmezsiniz..

Hele ki, "siyasi ve ideoljik" bakış; "daha" bir katmerleştirir..

Bağlı kılar…

"Taassuplaştırır.!

Ki kişinin "bulunduğu makam ve mevki.."

En önemlisi de; "taşıdığı misyon!.."

O kişi için..

O kişiye bakan için "çoklu bir bakış ve görüntü" ortaya koyar ki "mazallah!…."

Halislik olmaz!…

"Kul hakkı" ihlali her yönüyle kaçınılmaz hale gelir…

***

Atatürk..

İşte; Kadir Mısıroğlu hadisesi!…

Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş..

Bakınız, 9 Kasım günü; Erbaş, Mısıroğlu'na ziyarette bulunuyor…

Rahmani bir bakışla..

Çünkü, Mısıroğlu rahatsız.. Tedavi görüyor..

Parmağı kesilmiş..

Erbaş ta geçmiş olsun dileğinde bulunmak üzere ziyaret etmiş!…

Ki Reis bile ziyarete gitti...

İnsani ve rahmani bir "beşeri" hassasiyetin ikmaliyle "geçmiş olsun" denildi!..

***

Ne var ki!..

Bu ziyaret.. Ziyaret edilen kişi.. Ziyaretin zamanı!…

Farklı bir kulvara taşındı..

Yani, birileri tarafından "şeytani" bir noktada bakılarak, saha hakimiyeti elde edildi…

Özellikle, sol, sosyalist, seküler ve kemalistler!...

Vakıa; "günlerdir" polemik konusu!

Öyle ki, "Diyanet İşleri Başkanı Erbaş'ın istifasının istenmesine kadar gelindi..

İş zıvanadan çıktı..

Sanki bu ziyaret; Atatürk'e karşı bir ziyaretmiş gibi gösterildi..

Hasımlık üretici...

Nitekim, dün İyi Parti Lideri "istifa" etmeli diye çıkıştı!…

Bahçeli bile..

Erbaş kendini "çek etmeli" diye..

Siyasetin de nasıl değirmenin suyuna göre hareket ettiğini gösteriyor…

***

Peki tepkinin odak nedeni ne?

Ziyaret mi?

Ziyaret edilen kişinin, "söylediği" ifade edilen bir cümleye; "getirilen" yorum mu?

Ya da bakış açısı mı?..

Ne yazık ki; burada da "fikri buhran söz konusudur..!"

Bakış açısındaki; "rahmani ve şeytani" durum gibi..

Hangi yönden bakarsan…

Denilene göre Mısıroğlu bir hutbesinde, beyanında şöyle demiş..

"10 Kasım'da kenefe gidin.."

Tabi bunu söyleyen "sol kemalist" kesim!...

Atatürk'e "hakaret" etmiş..

İşte Atatürk'e "hakaret" eden bir kişi neden; ziyaret edilir..

Taltif edilir..

İtibar kazandırılır…

Velhasıl; "vay sen misin" ziyaret eden denilerek Erbaş "defe" konulmuş; saldıran saldırana!…

Eee; siyasi malzeme kısırlarına gün doğdu..

Buradan, iktidar nasıl vurulur?

Oy devşirmesi nasıl yapılır?

Nitekim Akşener ve Bahçeli'nin çıkışı da bu minvalde..

Ki CHP dahil!..

***

Peki, Mısıroğlu bu "ifadeyi, cümleyi" kullanmış mı, kurmuş mu?"

Atatürk'e "hakaret" etmiş mi?…

Etmişliği var mı?..

Böyle bir düşüncenin içerisinde imi?

Bilmiyorum..

Ama kendi ifadesiyle; "cevabını" veriyor öyle değilim diyor..

Ve tekzip ediyor..

"Yok böyle bir şey.. Söylemiş değilim.. Cümlemi cımbızlamışlar?.."

Yani, "rahmani değil, şeytani "bir oyunla" karşı karşıyayım!...

Mevzuyla alakalı önceki gün beyanı var..

Diyor ki;

"Şimdi Reis-i Cumhur ziyaretime geliyor, hele hele Diyanet İşleri Başkanı geliyor.

En korkak müessese Diyanet'ti.

Şu Şeyhülislam'ın beni ziyarete gelmesi var ya, tarihi bir hadisedir.

Ben belalıydım...

Kemal, ilah! Ona karşı bir laf söyleyen adamı nasıl ziyaret edersin?..

Bak, ne diyor hain, ne diyor oda tv, hıyanet reisi, diyanet reisi...

Neymiş benim hıyanetim?

'Yunan galip gelseydi' demişim.

Ulan bin defa tekzip ettim alçaklar, utanın!

'Yunan galip gelseydi, Mustafa Kemal'in yaptığını yapamazdı' dedim."

***

"Yunan kazansaydı" sözlerine gelince ona da açıklık getiriyor…

Yani meramını anlatıyor..

Yunanların Batı Trakya işgali sırasında şapka zorunluluğu ve Şeriat karşıtlığı gibi politikalar izlemediğini söylüyor..

Ve şöyle ekliyor…

"Yunan komutanı Ankara'da otursa ne hocaları asabilirdi, ne medreseyi kapatırdı.

Bunları yapmaya korkardı.."

Mısıroğlu, Kemalistlerin, sözlerini cımbızladığını söylüyor..

"Bunlar cümlenin yarısını alıyorlar…"

***

Dedik ya!…

İnsan'a..

Vakıa'ya..

Konuşulana..

Konuşturana..

Ağızdan çıkan sözcüğe…

Merama dair, nereden baktığınız, hangi fikriyatla yorumladığınız önemli..

Rahmani mi, şeytani mi?

Maalesef…

Bu ziyarete "pek rahmani" bakarak sesini çıkaran olmadı..

Aslında bakan çok, ama sessiz çoğunluk..

"Şeytani" bakanlar az!..

Lakin "azınlık" ama azgın!..

Erbaş olup bitene "kul hakkı" gaspıyla, yorumlarken şöyle diyor..

"Kişisel ihtiraslarla bireylerin ve toplumun geleceğine zarar vermek kul hakkını ihlal etmektir.

Buna toplum, millet, insanlık olarak dikkat etmeliyiz."

***

Özetle…

Mevzuya nokta koyar isek…

Şeytani değil, rahmani olmalıyız..

Peşin hüküm, önyargısız..

Ki inancımızda, dini değerlerimizde, kanunlarımızda!..

Mevcut yasalarımızda!…

Rahmani; "bakış" hep ön planda olmuştur…

Olmalı da..

Onun için hedeflerimizin başında iyi insan olmak gerekir…

Mesleğimizi de "rahmani" noktada icra etmeliyiz..

İnsan başkalarını düzeltmek yerine önce kendini düzeltmelidir…

Ve tabi ki; "hakikati" kişisel ihtiraslara boğdurmamız lazım…

Yoksa!..

Rahmani değil, hep şeytani oluruz!…

Bir ziyaretten çıkarılacak ders" galiba bu olmalı!..

***

KİMİN DEĞİRMENİNE?…

Gel de, söylenme!..

Şimdi…

Çarşaflı genç bir üniversiteli kız…

Çıktı dedi ki…

"Atatürk ilah değildir…"

Sen misin diyen…

Hemen derdest edildi..

Sorgulandı, cezaevine konuldu…

Gelen bir haber…

Uğur Koç..

Gençten biri.. 10 kasım günü bir paylaşımda bulunmuş..

Saat 11.35'te..

Resimde; "Kemalpaşa" tatlısı…

Yazdığı not..

"Dün akşam yediğim 'Kemalpaşa'yı" rahmetle anıyorum..!"

Koç…

İfadesinde; "espri" yaptığını söylüyor..

Kabulü mümkün mü?..

Ve "sen misin bunu paylaşan, yazan!.."

O da; "Atatürk'e hakaretten" tutuklanmış..

Peş peşe; gelişen vakıalar?…

İşte Adıyaman'daki "meczupluk.."

Adamın biri, Atatürk büstüne elinde kazmayla saldırıyor..

Vaziyet böyle gelişmeleri doğururken, sormak lazım..

Sahi "kimin değirmenine su taşıyorsunuz?"…

Siz deyin?..

Benim diyeceğim şu…

Bilaistisna yaşanan ve yaşatılanlar; "Atatürk'ün kemiklerini sızlatıyor…"

Etki ve tepkiyi; konuşmuyorum bile!…

Birileri fena bir şekilde; "Atatürk" üzerinden senaryo üretiyor..

Hayra alamet değil..



Bu yazı 9928 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZARLAR
HABER ARA
ÇOK OKUNAN HABERLER
HAVA DURUMU
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
SON YORUMLANANLAR
YUKARI