MÜFETTİŞ RAPORLARI ORTADAYKEN!..
Tarihi bir ata sözü vardır: 'Doğru söyleyen dokuz köyden kovulur.' Ancak asıl tehlike, doğruyu söyleyenlerin değil; doğruyu sormaktan vazgeçen toplumların çoğalmasıdır. Çünkü soru sorulmayan yerde gerçek, zamanla karanlığa gömülerek, yargısız infaza kurban gider.
Önceki gün sosyal medyada uzun bir paylaşım okudum. Paylaşımın sahibi, Diyarbakır'da sivil toplum çalışmaları ve toplumsal duyarlılığıyla tanınan Erdemliler Hareketi Başkanı Atilla Kaymaz'dı. Kaymaz, sıradan bir eleştiri yapmıyor.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ı, Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu'nu ve Diyarbakır Valisi Murat Zorluoğlu'nu etiketleyerek, Diyarbakır İl Sağlık Müdürü Dr. Emre Asiltürk'e tam 15 soru yöneltiyor. Soruların odağında ise aylardır Diyarbakır kamuoyunun gündeminden düşmeyen Selahaddin Eyyubi Devlet Hastanesi Ortopedi Servisi'nde yaşandığı öne sürülen son derece ciddi iddialar bulunuyor.
***
Ortada yalnızca sosyal medyada dolaşan söylentiler de yok. Kamuoyuna yansıyan bilgilere göre Sağlık Bakanlığı tarafından müfettiş görevlendirildi. Uzman bilirkişi heyetleri incelemelerde bulundu. Hazırlanan raporlar doğrultusunda bazı hekimler hakkında idari ve adli işlem önerildiği, görev yeri değişiklikleri yapıldığı, disiplin cezaları verildiği ve bazı hekimlerin istifa ederek özel sektöre geçtiği iddia edildi.
Eğer bütün bunlar doğruysa, mesele artık birkaç hekimin ya da tek bir hastanenin sınırlarını çoktan aşmıştır. Bu tablo; denetim mekanizmasını, yönetsel sorumluluğu, kamu kaynaklarının kullanımını ve en önemlisi toplumun devlete duyduğu güveni doğrudan ilgilendiriyor. Çünkü sağlık alanında yaşanacak en küçük ihmalin bile telafisi güç sonuçları olabilir.
***
Hele konu çocuk hastalarsa… Orada akan su durur. İddiaların en çarpıcı kısmı ise şu. Normal tedavi yöntemleriyle iyileşebilecek ya da daha sınırlı cerrahi müdahaleyle sağlığına kavuşabilecek bazı çocuk hastalara gereksiz ortopedik ameliyatlar yapıldığı… İhtiyaç dışı implant ve ortopedik malzeme kullanıldığı… Hatta sağlıklı kemik dokusuna müdahalede bulunulduğu…
***
Bunlar sıradan iddialar değildir. Eğer müfettiş raporlarında bu yönde tespitler yer alıyorsa, artık tartışılması gereken yalnızca yaşananlar değil; bu tespitler karşısında hangi adımların atıldığıdır. Asıl soru budur.
***
Raporlar tamamlandı mı? Tamamlandıysa gereği yapıldı mı? Kimler hakkında işlem başlatıldı? Kimler görevine devam ediyor? Kaç dosya incelendi? Kaç hastada tıbben tartışmalı uygulamalar tespit edildi? Kaçı çocuk hastaydı? Bu çocuklar bağımsız uzman heyetlerince yeniden değerlendirildi mi? Ailelere bilgi verildi mi? Kamu zararı hesaplandı mı? Savcılığa hangi dosyalar gönderildi? Tıbbi malzeme temin süreçleri incelendi mi? Firmalarla olası mali ilişkiler araştırıldı mı?
***
Bunlar siyasi polemik üretmek için değil; kamu adına sorulması ve kamuoyu adına cevaplanması gereken sorulardır. Bugün cevapsız bırakılan her soru, yarın yeni mağduriyetlerin kapısını aralayabilir. Sağlık hizmeti yalnızca teşhis koymak, ameliyat yapmak ya da reçete yazmak değildir.
***
Sağlık, aynı zamanda güven üretmektir. Güven kaybolduğunda, en modern hastane bile toplumun vicdanında eksik kalır. Tam da bu nedenle Atilla Kaymaz'ın dile getirdiği 15 soru görmezden gelinmemelidir. Devletin gücü, hiç hata yapılmamasında değil; hata ortaya çıktığında gerekeni gecikmeden ve şeffaf biçimde yapabilmesindedir.
***
Ne yazık ki Diyarbakır'da sağlık alanında ortaya atılan her ciddi iddianın ardından benzer bir tabloyla karşılaşıyoruz. Uzun süren sessizlik… Belirsizlik… Ve cevapsız bırakılan sorular… Oysa kamu yönetiminde sessizlik güven üretmez. Sessizlik, şüpheyi büyütür.
Bununla birlikte Diyarbakır sağlık sisteminin karşı karşıya bulunduğu sorun yalnızca iddialarla sınırlı değil. Kentteki hastanelerde yaşanan yoğunluk da artık gözle görülür bir tabloya dönüşmüş durumda. Bir dönem AK Parti Diyarbakır İl Başkanlığı görevini yürüten Muhammed Dara Akar'ın sosyal medya hesabından paylaştığı, Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde çekilen bu fotoğraflar bunun son örneklerinden biri oldu.
“Haftanın en sakin gününde bile bu manzara yaşanıyorsa, yoğun günleri düşünemiyorum" diyen Akar, çözümün yalnızca mevcut hastanelerin yükünü artırmak olmadığını vurgulayarak, Diyarbakır Şehir Hastanesi, üniversite hastanesi, ilçe hastaneleri ve diğer entegre sağlık yatırımlarının bir an önce tamamlanıp hizmete alınması gerektiğini ifade etti.
***
Akar'ın çağrısındaki en dikkat çekici nokta ise, kentin sağlık sorunlarının çözümü için siyasi görüş ayrımı gözetmeksizin tüm kurumların ve sivil toplumun ortak hareket ederek Ankara nezdinde daha güçlü girişimlerde bulunması gerektiği yönündeki değerlendirmesiydi.
***
Şunu özellikle ifade etmek isterim. Kimsenin peşinen suçlu ilan edilmesini istemiyorum. Hiç kimsenin emeğinin haksız yere zan altında bırakılmasını da doğru bulmuyorum.
Ancak bunun yolu susmak değildir. Tam tersine, yürütülen sürecin hukukun izin verdiği ölçüde şeffaf biçimde kamuoyuyla paylaşılmasıdır. Açıklanmayan her bilgi dedikoduyu besler.
***
Cevapsız bırakılan her soru ise yeni sorular doğurur. Bugün Diyarbakır İl Sağlık Müdürlüğü'nün önünde duran temel mesele tam da budur. Eğer müfettiş raporları hazırlanmışsa… Eğer idari ve adli süreçler başlatılmışsa… Eğer çocuk hastaları ilgilendiren ağır tespitler söz konusuysa… Artık kamuoyunun beklediği şey sessizlik değil; açık, net ve tatmin edici bir açıklamadır. Unutulmamalıdır ki sağlık, yalnızca bedenleri iyileştirmek değildir. Devlete duyulan güveni de ayakta tutmaktır.
***
Bunun reçetesi bellidir.. Şeffaflık… Hesap verebilirlik… Adalet… Sağlık sistemini çürüten en tehlikeli hastalık, cevapsız bırakılan sorulardır. Ve en önemlisi… Doğruyu söyleyeni… Kamu adına soru soranı… İddiaların aydınlatılmasını isteyenleri… Susturmak değil, hukuk güvencesi içinde korumak gerekir.
***
Aksi halde mobbing uygulamak, etkisizleştirmeye çalışmak ya da susturmak adına iş yapamaz hâle getirmek; yalnızca kişilere değil, gerçeğin ortaya çıkmasına da zarar verir. Yanlışa göz yummak ise, yapılan yanlışın sessiz ortağı olmaktır. Ne biz… Ne Diyarbakır halkı… Ne de kamu vicdanını temsil eden duyarlı sivil toplum kuruluşları… Buna üç maymunu oynayacak değildir.
***
Gerçeklerin üzeri örtülerek değil, ortaya çıkarılarak kamu vicdanı rahatlatılabilir. Ve unutulmamalıdır ki; güçlü devlet, sorulardan korkan değil, sorulara cevap verebilen devlettir.
***
GÜNÜN SÖZÜ
Şeffaflığın olmadığı yerde söylenti büyür; adaletin geciktiği yerde ise güven küçülür.