Kategoriler
Ekonomi 29 Nisan 2026
AnasayfaEkonomi › Haber
Ekonomi

KÜRESEL KRİZE ÇÖZÜM MUHAKKAK OLACAK

Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Yönetim Kurulu Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, küresel krize çözümün muhakkak olacağını, esas olanın krizi yönetmek olduğunu belirterek, 'Yönetiyor olmak için de şunu yapmak lazım; küçük adımlar ve kısa vadeli odaklanmaya ihtiyacımız var' dedi.

Haber Merkezi 07 Nisan 2009 00:00 6.048

HİSARCIKOĞLU KRİZİ DEĞERLENDİRDİ

Hisarcıklıoğlu, Ekonomi Gazetecileri Derneği (EGD) ve TOBB tarafından Greenpark Kartepe Oteli’nde düzenlenen Kartepe Ekonomi Zirvesinde yaptığı konuşmada ekonomiyi değerlendirdi.

Hisarcıklıoğlu, "haberiniz olsun. Ne kadar mevcut durum ümitsiz de olsa, karanlık da olsa, her fırsatta, insanoğlunun yaptığı gibi muhakkak ümitli olmak durumundayız" diye konuştu.

Hisarcıklıoğlu, bir süre önce bir araya geldiği eski İngiltere Başbakanı Tony Blair’in dünyanın çözüm aradığı ekonomik krize ilişkin tespitlerinin "Şu anda hayatımızda karşılaşmadığımız bir ekonomik krizle karşı karşıyayız, bu krizin dip noktası neresi kimse bilmiyor ve bu krizden nasıl çıkacağız kimse bilmiyor" olduğunu anlattı.

KRİZ DALGASI GELİYOR

Avrupa Komisyonu Başkan Yardımcısı Verhaugen’in de "ekonomik krizle ilgili, biri Orta Avrupa’dan diğeri de Türkiye’nin doğusundan, Çin ve Japonya’dan gelecek iki büyük dalga beklediğini" söylediğini anlatan Hisarcıklıoğlu, 10 gün önce de Avrupa Merkez Bankası Başkanı ile bir araya geldiklerini, onun da 2009 için karamsar tespitleri olduğunu kaydetti.

Hisarcıklıoğlu, gelişmekte olan ülkelerin GSMH’lerinde 2002’den sonra yüzde 7’ler seviyesine çıkan ve Türkiye’nin de çok istifade ettiği yurt dışından fon akımının 2008’in ikinci yarısından itibaren yüzde 1’ler seviyesine indiğini belirterek, "Bu gelişmekte olan ülkeler için müthiş bir sinyal aslında. Kırmızı sinyal verdiğini gösteriyor" dedi.

Küresel krizin çözümünün küresel ölçekte birlikte hareket etmeye bağlı olduğunu, bu anlamda G-20 zirvesinin dünya ekonomisinin yüzde 85’ine hükmeden ülkelerin bir araya gelmesi nedeniyle önemini vurgulayan Hisarcıklıoğlu, şöyle devam etti:

"Türkiye de bunlardan bir tanesi. 2. dünya savaşı sonrasında kurulan siyasi ve ekonomik sistem bu devrede artık yeniden sorgulanmaya başlandı. Çünkü eskiden düzenleme ve denetleme vardı ama dizginleme yoktu. Şimdi küresel sistemde bir dizginlemenin de ihtiyaç olduğu görülüyor. Bu dönemde ne yapmak lazım? Krizi çözmek mi, yönetmek mi? Çözüm muhakkak olacak. Hiçbir kriz tümsekte kalmamış, muhakkak aşağı doğru bir inişi olmuş. Kriz de inecek. Ama esas olan bu devrede bu krizi yönetiyor olmamız lazım. Yönetiyor olmak için de şunu yapmak lazım; küçük adımlar ve kısa vadeli odaklanmaya ihtiyacımız var. Kısa sürede zararı en aza indirgeyecek tedbirlere ihtiyacımız var. Dünyanın yaptığı da bu."

"2006’DAN SONRA EKONOMİ GERİ PLANDA KALDI"

Kriz öncesinde Türkiye’nin de hataları bulunduğunu, 2006’dan sonra Türkiye’de ekonominin geri planda kaldığını, reform süreçlerinin aksadığını ileri süren Hisarcıklıoğlu, "Büyüme rakamlarına bakın, iyi mi gidiyor kötü mü gidiyor anlarsınız. 2002’den itibaren hızlı bir büyüme trendine girdi ülkemiz ama 2005’ten sonra bir de baktık ki, hepimiz rehavete kapıldık aslında. Bunda toplumun tamamı sorumludur ben dahil, hepimiz rehavete kapıldık" diye konuştu. Büyüme rakamlarının 2005-2006’da yatay gitmeye, 2007 başından itibaren aşağıya inmeye, kendilerinin de ikazlara başladığını belirten Hisarcıklıoğlu, şunları kaydetti:

"Ama diyeceksiniz ki ’nerede söyledin?’ Benim işim kavga değil açık söyleyeyim. Ben kavga adamı değilim. Tüccar, sanayici kavga etmez. Ben siyasi bir figür de değilim. Ben Türk iş camiasının, 1 milyon 300 bin tüccar ve sanayicinin başkanıyım. Ama ben bu ikazları yaptım. Ha sorumluluğum var mı? Var, İkaz etmem gerekli mi? Gerekli. Ben bunları yaptım. Gerek kapalı kapılar ardında gerekse kamuoyuna açık toplantılarda bu ikazları yaptık. 2007’de Türkiye’nin büyümesi aşağıya doğru inmeye başlamıştı. 2008’de küresel krizle birleştiği zaman düşme daha da vahimleşti ki işte 2008’in son çeyreğine baktığımız zaman 6,2’lik bir küçülmeyi yaşadık."

Hisarcıklıoğlu, Türkiye’nin 2008’in 4. çeyreğinde dünyada en çok daralan 5. ekonomi olduğunu hatırlatarak, "Ama işin enteresan tarafı bu küresel krizi çıkartanlar bizden daha hafif etkilenmiş durumda. Türkiye’deki sıkıntı aslında küresel sıkıntıdan önce başlamıştı. ’Aman ne olur kendi içimizde kavga çıkartmayalım’ dedik her gittiğimiz yerde. ’Siyasetin kendi mecrasına müdahale olmasın’ dedik. Fakat o rehavet var ya, o rehavet bizi kardeş kardeşe, kendi kendimizle kavgaya itti. Kendi kendimize problem yaratacak alanlara girdik" şeklinde konuştu.

TÜRKİYE’NİN EN ÖNEMLİ PROBLEMİ

TÜİK’e göre imalat sanayisinde ocak ayında yüzde 24,2’lik kayıp yaşandığını, bunun işleyen her 4 makineden birinin stop etmesi demek olduğunu anlatan Hisarcıklıoğlu, şöyle devam etti:

"Bunların doğal sonucu işsizliğe, istihdama yansıması lazım. 6 milyon kişi Türkiye’de işsiz şu anda. Türkiye’nin gelişmiş olan ülkelere göre en önemli problemi bu. Bizi onlardan farklı kılan bu. Çünkü bizde her yıl ilave 750 bin genç istihdam nüfusuna katılıyor. Onun için bizim ekonomik daralmayı kabul edebilmemiz mümkün değil. Bunu sürdürebilmek mümkün değil. Bu böyle giderse daha büyük sıkıntıyla karşı karşıya kalırız."

Rifat Hisarcıklıoğlu, yılın ilk 2 ayında bütçenin 10 milyon dolar açık verdiğine işaret ederek, "2009 bütçesinde ne öngörüyorduk? 10 milyar. Biz bunu 2 ayda vermiş olduk. Şubattaki artışımıza baktığımız zaman bütçe açığında tam yüzde 2 bin 187’lik bir artış var. Faiz hariç giderlerimiz yüzde 30 arttı ama vergi gelirleri ekonomi daraldığı için yüzde 6 azaldı. Cari transferler, yani harcamalarda da yüzde 48’lik artış oldu" dedi.

Bankalardan da reel sektöre kredi vermiyor diye şikayetçi olduklarını dile getiren Hisarcıklıoğlu, 30 Eylül 2008-30 Mart 2009 arasında yurt içi TL kredi hacminde daralmanın 14 milyar lira olduğunu bildirdi.

BANKACILIK SEKTÖRÜ

Hisarcıklıoğlu, konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Yani bankacılık sektörü bize verdiği kredilerde 14 milyar TL azalma yaptı. Kredileri kıstı bize. Niye biliyor musunuz? Devlete borç verebilmek için. Bakın menkul değerler portföyünde yani devletin hazine bonosu satın almada, tam 31 milyar TL artış var. Çünkü paraya ihtiyacı olan daha güvenilir bir yer var. Bankacılar da bizden kestiler oraya vermeye başladılar. Bize de insafsızca yükleniyorlar ha.

Bakın dikkatinizi çekmek istiyorum, her sektör kaybederken bugün bankacılık sektörü kar patlaması yaşıyor. Böyle şey olur mu? Tamam bankacılık sektörümüz sağlam olsun diyoruz. Bugün cidden de sağlam, bununla gururlanıyoruz. Ama kar patlaması yaşamasının altında yatan neden şu, bakın, mevduatınıza bankada ne faiz veriyorlar 12-12,5 veriyorlar. Kredi almaya gittiğimde ne faiz uyguluyorlar? En sağlama 20, verilebilecek kişiye de 25. Yüzde 100. Böyle bir şey olmaz bu insafsızlık. 12,5 ile mevduat toplayacak, 25 ile de kredi verecek. Bunu kabul etmek mümkün değil. Eğer buradan hep beraber çıkacaksak, hep beraber sorumluluğumuzu da bilmemiz lazım. Bizler ağlarken birilerinin gülmesi mümkün değil. Mutlu olabilmesi mümkün değil."

Okuduğu bir haberde bir bankanın sorumlu kişisinin "her şey güllük gülistanlık" dediğini anlatan Hisarcıklıoğlu, "Haberi okuduğum gün kapının önüne 1.500 çalışanını koyuyor. Yahu hani güllük gülistanlıktı? Bari hiç olmazsa kar patlaması yaşa, o 1.500 kişiyi çıkarma da onlar iş kaygısı duymasınlar" dedi.

"DEVLETİN BORÇLANMA İHTİYACINI AZALTMAK LAZIM"

Bankaların 12,5’la topladığı mevduatı 14’le devlete sattığını anlatan Hisarcıklıoğlu, şöyle devam etti:

"Aslında bir bankacı olarak düşündüğün zaman, ’bir karı yok, 25’le sana vermesi lazım’ demeniz lazım. İşi sağlam görüyor da devlete veriyor. İşin bir handikabı da burası. Onun için devletin borçlanma ihtiyacını azaltmak lazım. Takipteki alacaklar oranı da yüzde 3,1’den yüzde 4,5’a geldi ki bu da sinyal vermeye başladı. Ama şu anda riskli bir nokta yok. Sinyal var burada."

Paylaş
Etiketler