18 mezar açılsın
İHD, Cumhuriyet Başsavcılığı’nca yürütülen faili meçhul cinayetler soruşturması kapsamında açılması için Diyarbakır’daki 4 mezarlıkta bulunan 18 mezar tespit etti.
İnsan Hakları Derneği (İHD) Diyarbakır şubesi, Cumhuriyet Başsavcılığı’nca yürütülen faili meçhul cinayetler soruşturması kapsamında açılması için Diyarbakır’daki 4 mezarlıkta bulunan 18 mezar tespit etti.
İHD Genel Başkan Yardımcısı ve Diyarbakır Şube Başkanı Muharrem Erbey, Savcılıktan 18 mezarın açılarak DNA tespiti yapılmasını isteyeceklerini belirterek, "Bir savcının 1990’lı yıllarda işlenen faili meçhul cinayetler ve kayıplar konusunda araştırma yapması yetmiyor. Asker, Polis, hukukçu, mağdur ailelerinden oluşan bir komisyon kurularak faili meçhul cinayetler ve kayıp dosyaların tozlu raflardan indirilmesi gerekiyor" dedi.
KİMSESİZLER MEZARLIĞI
Diyarbakır’da iki hafta önce iki ayrı noktada kazı yapılmasını sağlayan İnsan Hakları Derneği Diyarbakır şubesi, kent merkezinde bulunan ve 1990’lı yıllarda sahipleri bulunmadığı için kimsesizler mezarlığına gömülen 18 kişinin gömüldüğü mezarlarda tespit çalışması yaptı. İHD Genel Başkan Yardımcısı ve Diyarbakır Şube Başkanı Muharrem Erbey, dernek avukatları ve Büyükşehir Belediyesi Mezarlıklar Müdürü Cüneyt Gültekin, 1990’lı yıllarda sahipleri bulunmadığı için kimsesizler mezarlığına gömülen kişilere ait mezarları tespit ettiler. Erbey, 4 ayrı mezarlıkta kayıtlara göre tespit ettikleri 18 mezarın açılmasını isteyeceklerini belirterek, şunları söyledi:
KAYIPLARIN ARAŞTIRMASI
"İHD’nin kayıplar konusunda ciddi çalışması vardır. Kayıp yakınlarının bize yoğun başvurusu bulunmaktadır. Biz soruşturmayı yürüten cumhuriyet savcısından tespit ettiğimiz 18 mezarda kazı yapılarak DNA testi yapılmasını talep edeceğiz. Savcılık daha önce bize bu konuda gerekenin yapılacağını söylemişti. 1990’lı yıllarda kaçırılıp öldürülen ve daha sonra yol kenaklarına atılan ve o dönemde sahibi bulunmayan kişiler getirilip kimsesizler mezarlığına gömülmüştü. Mezarlıklarda kazı yapılıp DNA tespinin yapılması ile bize başvuran kayıp yakınlarından alacağımız DNA testlerini karşılaştıracağız. 1990’lı yıllarda kayıp yakınlarının başvuruları sonuçsuz kalıyordu. Ama şimdi başvurulara olumlu yanıt veriliyor."
BİR KOMİSYON KURULMALI
Erbey, 1990’lı yıllarda yaşanan faile meçhul cinayetlerin ve kayıpların açığa çıkması için bunlarla ilgili dosyaların tozlu raflardan indirilmesi gerektiğini söyledi. Erbey, "Biz şu anda eski itirafçıların beyanları ve bir savcının açtığı soruşturma ile meçhul olayların akıbetini bulmaya çalışıyoruz. Bu yetmez. Biz içerisinde asker, polis, savcı, hukukçular, mağdur yakınlarınında yer alacağı bir komisyon kurularak bu dosyaların yeniden açılmasını istiyoruz. Silopi’den kaçırılan bir kişinin cesedi yıllar sonra Elazığ’da ortaya çıkıyor. Demek ki Diyarbakır’dan kaçırılan bir kişininde mezarı veya cesedi bölgenin her yerinden çıkması mümkündür" dedi.
İŞKENCEYE SIFIR TOLERANS!
İşkenceye sıfır tolerans diyen hükümetin işkenceye izin veren uygulamalarıyla yeni vakaların ortaya çıkmasına vesile olduğunu öne süren Erbey, "İçişleri Bakanlığı verilerine göre 2003-2008 yılları arasında işkence ve kötü muamele iddialarıyla haklarında adli ve idari soruşturma açılan güvenlik güçlerinden yüzde 98’i aklanmış yüzde 2’si ise hafif cezalar almıştır. Bu gerçekten yola çıkarak ocak ayından itibaren bölgemizde ilk üç ayda güvenlik güçlerinin orantısız ve aşırı şiddet kullandığını söylememiz mümkündür" dedi.
CEZAEVLERİNDE CİDDİ SORUNLAR
Erbey, Cezaevlerinde çok ciddi sorunların yaşandığına dikkat çekerek, "En çok hak ihlali 190 kişiye verilen disiplin cezasıdır. Cezaevlerinde 2 kişi yaşamını yitirmiştir. Ocak ayından itibaren başta Erzurum olmak üzer cezaevlerinde yaşanan sorunlarda ciddi artışlar söz konusu. Erzurum cezaevi koşullarından dolayı 150 yakın kişi açlık grevine girdi. Uzun süren grev TBMM insan hakları komisyonunun devreye girmesiyle sona erdi. TBMM insan hakları komisyonu Diyarbakır E ve D tipi cezaevlerini ziyaret etmiş, ama İnsan Hakları kuruluşlarını ziyaret edip görüşlerini almamıştır" diye konuştu.
KÜRTÇE TV SEÇİM YATIRIMI
2009 yılı başında Kürtçe TV girişimi seçimler öncesi acele bir seçim yatırım olarak gördüklerine değinen Erbey, "Bu tv ile ilgili hiçbir Kürdün düşüncesinin alınmaması akla kendi Kürdünü yaratmayı getirmektedir. İfade özgürlüğü alanında ciddi ihlaller yaşanmaktadır. TCK’daki 215, 216, 220 ve 314 maddeleri ile TMK 7 maddeleri ifade özgürlüğünü önünde en büyük engel olmuş, soruşturma ve davaların açılmasına vesile olmuştur. İfade özgürlüğündeki en sıkıntılı gelişme ise Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun TCK 220. madde dolayısıyla yasa dışı örgüt üyesi olmadığı halde yasa dışı örgüt üyesi imiş gibi insanların cezalandırılabileceğine dair verdiği kararlardır. Bu kararla toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkını kullanıp düşüncelerini ifade eden kişilerin kullandığı söylemle yasa dışı örgüt söylemlerinin örtüşmesi halinde insanların örgüt üyesi imiş gibi cezalandırılması adeta toplumsal muhalefetin susturulması için alınmış bir karar gibidir. Yargıtay’ın bu kararı mevcut 82 Anayasasına bile aykırıdır. Anayasanın 90. maddesi yargı tarafından özellikle uygulanmamaktadır. İfade özgürlüğü bağlamında yargının bu tarafsız olmayan kararları eski DGM pratiklerinin yeni ağır ceza mahkemelerinde sürdürülmesi ile devam etmiştir" şeklinde konuştu.
"KÜRT SORUNU ACİLİYETİNİ KORUYOR"
Erbey, Türkiye’de demokratikleşme kültürünün yerleşmesi ve içselleştirmesi sorunu ve AB sürecindeki düzenlemelerin uygulanması sorunu olduğuna işaret ederek, "Kürt sorunu can alıcı şekilde acili yetini korumaktadır. İhlallere karşı hükümetin verdiği mücadele çok yetersizdir. STK’ların gelişen olaylara karşı düşünceleri alınmadığı gibi marjinal bir grup gibi algılanması ise doğrusu anlaşılır değildir. Daha fazla güvenlik ve sert müdahale anlayışı sona ermelidir. Aşırı sertlik yerine daha fazla demokrasi hayata geçirilmeli, meydanlarda siyasal, sosyal, kültürel ve insani talepte bulunan insanlarla empati kurularak sorunların çözümünden yana olmak gerekiyor"dedi.