Numan Kurtulmuş'tan yeni Anayasa mesajı: Tartışma yeri TBMM

TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, yeni anayasa görüşmelerine ilişkin, "Bu işin tartışma yeri Türkiye Büyük Millet Meclisi'dir. Bu süreci kimsenin zehirlemesine müsaade edilmemesi lazım" dedi.

Haberler 11.05.2024 - 15:09 Son Güncelleme : 11.05.2024 - 15:09

TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, Meksika ve Küba programları dönüşünde uçakta, aralarında gazetecilerin sorularını yanıtladı. Meksika ve Kübada gerçekleştirdiği görüşmelere ilişkin bilgi veren Kurtulmuş, gazetecilere şu açıklamaları yaptı:

Meksika, Endonezya, Kore, Türkiye ve Avustralyanın oluşturduğu MIKTAnın 10. Parlamento Başkanları Toplantısı için Meksikadaydık. Bu ülkeler farklı coğrafi bölgelerde, her birisi G20 üyesi, gelişmiş ekonomileri olan ve demokrasiyle yönetilen ülkelerdir. Bunların istişari mahiyette bir araya geldikleri çeşitli düzeylerde toplantılar var. Bu sene Meksikanın parlamento başkanı, MIKTA Dönem Başkanlığını üstlenmişti, bu toplantıda Koreye devretti. Önümüzdeki yıl Kore, dönem başkanlığını yapacak. Tabii farklı konularda istişareler yapıldı. Toplantı kapsamında; dünyada barışın sağlanması, çatışmalardan uzaklaşılması konusundaki yaklaşımlar, göç, çevre ve kadınların siyasete katılımıyla ilgili oturumlar düzenlendi.

Bu toplantıda tam mutabakat sağlanamadığı için nihai bildiri yayımlanamadı. Buradaki temel mesele, Gazze konusundaki fikir ayrılığıydı. Gazzede İsrail hükümetinin Uluslararası Adalet Divanının koyduğu ihtiyati tedbir kararlarına uymasıyla ilgili talebimize bir ülke karşı çıktı ve nihai bildiri olmadı. Sonuçta mutabık kalınan konular, bizim Gazze konusundaki şerhimizi de ifade edecek şekilde Meksika parlamento başkanı tarafından, dönem başkanlığı açıklaması şeklinde kamuoyuyla paylaşıldı. Genelde oldukça verimli, başarılı bir toplantı gerçekleştirildi.

MIKTAnın, en başta koyduğu hedeflerini yeniden gözden geçirmesi lazım. 10 sene, böyle bir uluslararası kuruluş için fevkalade önemli bir süre. Hedeflerini gerçekleştirmesi lazım. Bunun için de daha yoğun çalışmak lazım.

Biz Türkiye olarak hep şöyle bakıyoruz. Hiçbir uluslararası platformu boş bırakmamamız lazım. Türkiye dünyanın neresinde olursa olsun çok taraflı toplantıların hepsinde üzerine düşen sorumluluğu yerine getiriyor ve çok etkin bir şekilde yer alıyor. Şimdiye kadar MIKTAda da Türkiye olarak etkin bir şekilde yer aldık ve kendi görüşlerimizi ifade ettik.

Toplantı kapsamında ikili görüşmeler gerçekleştirdik. Bu görüşmelerde, bölgesel ve küresel meseleleri, ikili işbirliği imkanlarını ele alma imkanı bulduk. Ayrıca tüm uluslararası temaslarımızda TİKAnın, Yunus Emre Enstitüsünün faaliyetleri gündeme geliyor. Yurtdışı Türkler ve Akraba Toplulukları Başkanlığının Türkiye burslarıyla ilgili konular gündeme geliyor. Bu noktalarda Türkiyeden taleplerin gündeme gelmesi bizi açıkçası memnun ediyor. Türkiyenin kültürel diplomasi bakımından da etkin olduğunu böylece görmüş oluyoruz.
Meksikanın ardından Kübaya geçerek burada da temaslarımızı sürdürdük. Kübaya en son 2015 yılında Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan ziyarette bulundu.

Buraya yaptığım ziyaretle, Türkiyeden Meclis Başkanı düzeyinde Kübaya ilk ziyareti gerçekleştirdik. O nedenle Kübadaki resmi programımız önem arz etti. Tabii çok güzel karşıladılar. Bu ziyarete büyük önem verdiklerini gördük.

Önce Küba Halkın Gücü Ulusal Meclisi Başkanı Esteban Lazo Hernandez ile baş başa, ardından heyetler arası görüşmeler yapıldı.

Küba Başbakanı Manuel Marrero Cruz ile bir görüşme yaptık. Daha sonra Küba Devlet Başkan Yardımcısı Salvador Valdes Mesa ile görüştük. Devlet başkanıyla da bir görüşmemiz vardı ancak kendisinin Rusya ziyareti nedeniyle gerçekleştiremedik.

Türkiye ve Küba parlamentoları arasında ortak çalışma grubu kurulması için bir mutabakat metni imzalandı. Her iki ülkenin de oldukça aktif dostluk grupları var. Onlar Türkiyeye geliyor, bizim arkadaşlarımız Kübaya gidiyor. Önemli ikili meseleleri çok detaylı olarak konuştuk.

Kübanın en büyük problemi, karşı karşıya kaldığı ABDnin ambargosu. Bu ambargo dolayısıyla maalesef Küba ekonomisinin çok ciddi kayıplar içerisinde olduğu, çok büyük bir sarmalın içine düştüğünü görüyoruz. Türkiyenin, uluslararası platformlarda, Kübaya karşı uygulanan bu tek taraflı ambargoyu kabul etmediğini deklare etmiş olması Küba hükümeti ve Küba halkı nezdinde ciddi bir Türkiye sempatisi oluşturuyor. Görüşmelerimizde şunu ifade ettim; tek taraflı ambargolar hükümetlere ya da siyasi şahsiyetlere bir zarar vermiyor, olan sivil halklara oluyor. Önemli imkanları ve büyük fırsatları olan bir ülke maalesef bu ambargo dolayısıyla ciddi bir krizin içerisinde. Üstüne üstlük bir de Kübanın teröre destek veren ülkeler kategorisine Amerikalılar tarafından alınmış olması işlerini çok daha fazla zorlaştırıyor. Bu bakımdan bu ziyareti çok önemsediklerini gördük.

SORU-CEVAP

Ambargoyu benimsemediğimizi söylüyoruz fakat somut olarak ambargoyu uygulamayacak şeyler yapabiliyor muyuz?

Son dönemde ihracatımız artıyor. Havanada Türk kökenli bir firma, enerji gemileri vasıtasıyla Kübanın toplam elektrik üretiminin üçte birini karşılıyor. Ayrıca turizm alanında faaliyet gösteren Türk kökenli firmalar var. Türkiye buradaki işbirliği imkanlarını dikkat ve titizlikle yürütüyor.

Ambargo konusunda bir talepleri oldu mu?

Ticaretin arttırılması konusunda talepleri var. Biz burada Kübanın kanser ve immünoloji araştırma merkezini ziyaret ettik. Orada tıbbi alanda yapmış oldukları önemli araştırmaları var. Türkiyeyle işbirliği yapmak istiyorlar. Ayrıca özellikle tarımda, bazı sanayi ürünlerinde, turizmde, enerji alanında işbirliğine hazırlar. Bu alanlarda Türkiye ve Küba arasında işbirliği yapılabilir. Sağlık alanında zaten ortak bir çalışma grubu kurulması için karar alınmış. Sağlık Bakanlığıyla görüşmeler yapılmış, Türkiyeye ziyaret gerçekleştirmişler. Bu alan, Kübalıların çok iddialı oldukları bir alan. Burada bir işbirliği yapılabilir.

Turizm konusunda bir yatırım beklentileri var mı? Otelleri satmak ya da otel yatırımlarıyla ilgili.

Bu onların vereceği bir karar. çünkü biliyorsunuz hala devlet işletmeleri bu oteller. Bu kadar büyük bir krizden kurtulmak bakımından kendilerine de gayet dostane bir şekilde şunu söyledim. 2019da yapılan anayasa reformuyla anayasal düzenlerini tahkim ettiklerini ve bir reform yaptıklarını düşünüyorlar. Ancak bu tek başına yetmez. Bunun ekonomik ve sosyal reformlarla ilerletilmesi lazım. Böylece ekonominin kendi dinamiği içerisinde çalışacağı, serbest pazar ekonomisinin şartlarının etkili olacağı bir açılımı yapabilirler. Eğer bunu yaparlarsa hem dünyada çok farklı iş insanlarıyla işbirliği yapma imkanına kavuşurlar hem de belki bu ambargoların yakıcı etkilerini de hafifletmiş olurlar.

Türkiyeye dönmek gerekirse, ülkemizde yeni anayasa yıllardır konuşuluyor. Ama ilk defa bu kadar net bir şekilde konuya yaklaşıyoruz. Cumhurbaşkanı Erdoğanın söylediği gibi Türkiye yeni bir normalleşme dönemine girdi. CHP Genel Başkanı Özgür Özelin Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüşmesi, yine Cumhurbaşkanı Erdoğanın CHP Genel Başkanı Özeli parti genel merkezinde olası ziyareti söz konusu, sizin meclis başkanı olarak anayasa konusundaki ziyaretleriniz oldu ve sanırım devam da edecek. Yeni anayasa çalışmaları için bir takvim var mı? Yeni siyasi iklim, yeni anayasaya yakınlaşmamızı daha çok sağlar mı?

Sadece anayasa çalışmalarının başarılı bir şekilde yürütülmesi değil, aynı zamanda siyaset kurumunun güçlenmesi için de partiler arasında diyaloğun önemli olduğuna inanıyorum. Benim yıllardır söylediğim; şimdi meclis başkanı olduktan sonra da yapmaya gayret ettiğim şey, bu iklimin oluşturulmasıdır. İklimin oluşması için de insanların birbirlerine karşı yumruk sallaması değil, insanların birbirleriyle el sıkışması lazım. Fikirler farklı olabilir, görüşler farklı olabilir, hedefler farklı olabilir ama hepimizin, Türkiyenin geleceğini daha iyi yapabilmek, daha olumlu işler yapabilmek için müşterek çalışabilme zeminini kurmamız gerekiyor.

Bu anayasa çalışmaları, aslında hem Türkiyede siyasetin normalleşmesi bakımından önemli bir fırsat olur hem de bu karşılıklı normalleşme sürecinin anayasa başta olmak üzere yasama faaliyetlerinin kalitesinin arttırılması bakımından katkısı olur. Siyasi partiler arasında görüşmelerin yapılmış olması, Sayın Cumhurbaşkanımızın ana muhalefet partisinin liderini kabul etmesi ve bu görüşmenin oldukça sıcak, dostane bir ortamda geçmesi Türkiye demokrasisi adına kazançtır.

Bu parlamentonun şöyle bir özelliği var. Geçen seçimde halkın verdiği oyların yüzde 95i parlamentoda temsil ediliyor; 14 siyasi parti var, altı siyasi partinin de grubu var. Bu şu demektir. çok sesliliğe açık bir parlamentomuz var. Eğer burada partiler bir uzlaşma zemini geliştirebilirlerse bu parlamentoda istenilen bir anayasa gerçekleşebilir. Bunun için önce bu iklim meselesi...

Ardından ikinci olarak söyleyeceğim şey ise zemin meselesidir. Doğru zemin ve doğru yöntem bulunmasıdır. Bu çalışmaların doğru zemini, Türkiye Büyük Millet Meclisidir. Tabii ki herkes fikrini söyleyecek; toplumun bütün kesimleri, anayasayla ilgili külli bir fikir de söyleyebilir, isteyen istediği maddelerle ilgili teklifler de yapılabilir. Bunun için parti ziyaretlerinden sonra sivil toplum kuruluşlarının, hukuk camiasının, üniversitelerin, kanaati olan grupların da fikirlerinin alınması için zemini düzgün bir şekilde oluşturmaya gayret edeceğiz.

Ayrıca bu tartışmalar yapılırken doğru bir yöntemin tespit edilmesi lazım. Açıkçası şuna başından itibaren özen gösteriyorum. Doğru zemini, doğru yöntemi söylüyorum ama Şu yöntemle yapacağız ya da Şöyle olması gerekir diye bir dayatmayı ortaya koymanın doğru olmadığına inanıyorum. Partilerle görüşmelerimizi tamamladıktan sonra yönteme ilişkin belki teklifler talep edeceğim.

Görüşmeler nasıl geçti? Yapıcı görüşmeler miydi?

Şimdiye kadar ziyaret ettiğim partiler, anayasa çalışmaları için kapıyı açık tutmuştur. Yani iyi karşıladılar, çok olumlu görüşmeler oldu. Ama tabii ki anayasa görüşmelerinde yöntemi bulunduktan sonra esas tartışma, konulara girildikçe ortaya çıkacaktır.

Anayasanın değişmesi gerektiğini düşünüyorlar mı?

Tabii ki. Zaten bu siyasi partilerin tamamı kendi programlarında da anayasa değişikliklerinden bahsetmişlerdir. Dolayısıyla bu bir fantezi değil, bu bir hayal değil. Olabilir. İlk turdaki görüşmelerimizi çok sıcak, çok olumlu gördüm. Ümit ediyorum ki sonuç alırız.

Yeni anayasa konusunun başkanlık sistemi üzerinden gitmesi sürece zarar verir mi?

Doğru iklim ve doğru yöntemi o nedenle birlikte söylüyorum. Bu bir iklim meselesidir. Cumhuriyetin ikinci asrı, yeni bir yüzyıl, Türkiye Yüzyılı, burada Türkiyenin hedefleri var. Parlamento da önüne yeni bir anayasayı yapabilme işini hedef olarak koymalıdır. Öncelikle bu iklimin oluşabilmesi için müzakere, fikirleri karşılıklı söyleme, el sıkışma önemlidir.

Nihayetinde bu tartışmaların olması, tartışmaların da sağlıklı bir şekilde yürümesi, sonuçta anayasanın değişmesi meselesi bir bakıma matematik bir işidir. Yani burada 400ün üzerinde bir oyu hedefleyen yaklaşım esas alınmalıdır. Dolayısıyla parlamentoda 400ün çok üzerinde bir destek bulunursa, toplumsal olarak çok ciddi bir mutabakat sağlanmış olur. Anayasa tartışmaları, toplumsal mutabakatın sağlanmasına vesile olmalıdır. Ama toplumsal ayrışmaya, kutuplaşmaya vesile olacak anayasa tartışmalarının Türkiyeye faydası olmaz.

Şunu kesinlikle belirteyim. Bu işin tartışma yeri Türkiye Büyük Millet Meclisidir. Türkiye Büyük Millet Meclisi, anayasa yapma iradesine de gücüne de yetkisine de sahiptir. Bu süreci kimsenin zehirlemesine müsaade edilmemesi lazım. Bu süreç, ciddi bir şekilde parlamenterler arasında, siyasi iradeyle olacak bir şeydir. Siyasi iradenin temsilcileri, konularını gündeme getirirler ve tartışırlar.

Bu süre içerisinde denge denetim mekanizmaları, parlamentonun gücünün artırılması, hukukun üstünlüğünün güçlendirilmesi, özellikle hak ve özgürlüklerin genişletilmesi gibi konular gündeme gelebilir. Burada mühim olan anayasanın zamanın ruhuna uygun bir şekilde, kapsayıcı, kuşatıcı, demokratik ve özgürlükçü olmasıdır.

Siyasetteki bu iklim, böyle tatlı bir rüzgar gibi geçecek mi? Yoksa böyle gider mi?

Ben seçimden, Türkiyenin güncel tartışmalarından ziyade karşı karşıya kaldığımız küresel ve bölgesel tehditlerin Türkiye siyasetinin üslubunun değişmesini zorladığına inanıyorum. Bölgemizdeki büyük sıkıntıları, problemleri görüyorsunuz. Son olarak İsrail, Gazzede insanlık dışı saldırılarını, katliam boyutlarını aşan soykırımını sürdürüyor. Biz bu bölgenin insanları, kendi farklılıklarımızı aşılmaz engeller olarak görüp, ya tek tek her birimiz emperyalizmin hedefi olacağız ve tek tek hepimiz çok ağır bedeller ödeyeceğiz ya da biz sorunlarımızı oturup medeni ve fikri olan insanlar olarak tartışıp çözüm üreteceğiz.

Türkiye, çok engin bir demokrasi tecrübesine sahip. Demokraside çok ağır bedeller ödemiş olan bir ülke. Türkiye bölgesel ve küresel sorunlara artık yüksek perdeden ses çıkarıyor. Görüyorsunuz bütün dünyayı dolaşıyoruz. En çok sevindiğim husus şu. Herkes Türkiyeyi farklı bir yere koyuyor. Yani Afrika, Asya, Latin Amerika, Karayip ülkeleri de Türkiyeyi farklı bir yere koyuyor ve Türkiyeyi bir oyun kurucu, dünya üzerinde de sözü olan bir ülke olarak görmeye başlıyor. Bu çok kıymetli bir şey.

Türkiye kendi sorunlarını çözebilmek için oturup konuşmasını başarabilen bir siyaset diline, üslubuna kalıcı olarak sahip olmak zorundadır. çünkü bugün karşılaştığımız meseleler hiçbir zaman geçici değildir, sadece kılıf değiştiriyorlar. Bu bölgenin bu kadar büyük bir aktörünü kimse tek başına bırakmaz, kimse göz göre göre Türkiyenin güçlenmesinin önünü açmak istemez. Biz mücadele ederek, gayret ederek bu yolda yürüyeceğiz. Bunun ilk şartı da demokrasiyi güçlendirerek, kendi aramızda ortak kararlar alarak ilerlemektir. Bu iklime doğru Türkiyenin gitmesinin zorunlu olduğunu düşünüyorum.

Bunda Özgür Özelin etkili olduğunu düşünüyor musunuz?

Siyasette şahıslar üzerinden konuşmak istemem. Doğru bulmam ama Sayın Özelin, Sayın Cumhurbaşkanını ziyaret etmek istiyorum diyerek daha hemen en başında bir çıkış yapmasını son derece olumlu bulduğumu ve bir diyalog arayışı içerisinde olmasını takdirle karşıladığımı ifade etmek isterim.

Tasarruf tedbirlerine ilişkin bir soru yöneltmek istiyorum. Sayın Cumhurbaşkanı ve Maliye Bakanı belli konularda tasarruflar yapılacak dedi. Siz 23 Nisanda milletvekilleriyle topluca otobüslerle Ankaradaki program yerlerine gittiniz. Son dönemde Meclisin bir tasarruf tedbiri olacak mı?

Tasarruf tedbirlerine ilişkin Meclis Başkanlığı görevine gelir gelmez koruma ve araç sayısı ile protokolü asgari düzeye indirdik. Bu konuda bir genel sekreter yardımcısı arkadaşımızı görevlendirdik. Mecliste yapılabilecek bütün tasarruf tedbirleri masaya yatırıldı. Bunlarla ilgili çalışmalar yapılıyor.

Mecliste en çok harcama kalemlerinden birisi, basılı malzeme. Mecliste basılı olan malzemeleri ciddi oranda azalttık. Meclis tutanakları dahil Buradan çok büyük bir tasarrufun olduğunu biliyoruz. Geri dönüşümle ilgili de çalışmalarımız var.

Ayrıca Meclisteki araçlarla ilgili yapılan ihalede hemen hemen yarı yarıya bir tasarruf sağlandı. Meclisteki idari kısmın makam araçlarını Togg ile değiştirdik. Mecliste elektrikli araç şarj istasyonlarını da kurduk.

23 Nisanda makam aracı yerine otobüs kullanılması yönündeki uygulamamız, tasarrufu teşvik etmek için yapılmış bir işti. Tabi ki tek başına o uygulamayla Meclisin büyük bir tasarruf yapmayacağını biz de biliyoruz. Bu durum karşısında bazı kötü niyetli zihinlerin ortaya döküldüğünü görmek gerçekten üzüntü verici. Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş, AK Partilileri aldı gitti. diyenler bile oldu. Bunu diyen kişinin yayımladığı haberin fotoğrafında CHPli arkadaşımız da var.

O gün ayrıca pratik olarak ben bir şey daha gördüm. 23 Nisanda Meclisten Anıtkabire gittik, oradan Birinci Meclise ve tekrar Türkiye Büyük Millet Meclisindeki programlarımıza geldik. Toplu bir şekilde hareket etmenin ne kadar büyük bir zaman tasarrufu sağladığını da gördük.

Meclis kuvvetli bir tasarruf yaparsa, bunu da gösterirse, bu diğer bakanlıklara ve kamu kurumlarına da örnek olur.

Tasarruftan bahsettiğiniz bir yerde neden özel uçakla Meksikaya gittiniz diye eleştiriler oldu. Burada CHP, MHP, AK Partiden milletvekilleri var. Buna dair değerlendirmeniz ne olur?

Bu resmi bir ziyaret. Göreve geldiğimiz günden bu yana tarifeli uçakla gitmemiz mümkün olan her yere tarifeli uçakla gittim.

Milletimizin emanetine halel getirecek hiçbir adımı atmadığım gibi bu yöndeki haksız eleştirileri yapanlardan çok daha ciddi bir şekilde kamu malının nasıl korunması gerektiğini biliyorum. Mesela; aynı gün içerisinde sabah Antalyada, öğle vakti ise Denizlide bir programımız vardı. Bu iki programı Meclis Başkanı olarak nasıl yapacağım? Geçenlerde çok haksız bir şekilde dile doladıkları, iftira attıkları, Aile ziyareti için gitti dedikleri Mardine, Akademi ve Siyonizm: Baskılar, Korkular ve İtirazlar ana temasıyla düzenlenen Uluslararası Beytülmakdis Akademik Sempozyumunun açış konuşmasını yapmak üzere gittim. Gittiğimiz uçakta beş milletvekili arkadaşımız da vardı. Uçakla gitmemizin bir diğer nedeni, aynı gün Ankaradaki programlarımızın yoğunluğu. O gün Irak Temsilciler Meclisi Başkanvekili ile görüştük, programa yetişmek için de uçağı kullandık. Bütün bu ziyaretleri, şahsi gezim olarak yapmıyorum. Hiçbir ziyarete de tek başıma gitmiyorum. Gerçekleştirdiğim bütün ziyaretler resmidir ve hepsi de Türkiye Büyük Millet Meclisindeki milletvekili arkadaşlarımızla beraber gerçekleştirilmiştir. Bu son derece maksatlı ve haksız bir eleştiridir.

Görevlerinden uzaklaştırılan üniversite öğrencileri ve akademisyenlerle ilgili konunun daha güçlü bir şekilde gündeme gelmesi için bir şey yapacak mısınız? Bunların Türkiyeye gelip önemli üniversitelerimizde görev almaları söz konusu olabilir mi?

Mardin Artuklu Üniversitesince düzenlenen Uluslararası Akademik Sempozyumda bu konuda çağrıda bulundum. Buradan bir kez daha bu çağrımı tekrarlamak isterim.

Türkiye olarak dünyanın dört bir tarafında zor durumda kalan öğretim üyelerine hep kucak açmış bir milletiz. Atatürk zamanında, Almanyada Nazilerin zulmünden kaçan Yahudi bilim adamları Türkiyeye gelmiştir ve Türkiyede bilimsel hayatın gelişmesine önemli katkıları olmuştur.

Dünyanın dört bir tarafında şu anda Siyonizmin baskılarıyla işini bırakmak zorunda kalan öğretim üyelerinin, akademisyenlerinin tamamına çağrıda bulunuyoruz. Dünya üniversitelerinde Siyonist baskılar yüzünden işinden atılan insanlara Türkiye üniversitelerinin kapıları açıktır.

Amerikada üniversitelerde Filistin gösterileri var, başka ülkelerin üniversitelerinde, meydanlarında eylemler gerçekleştiriliyor, bunları her gün görüyoruz ama Türkiyedeki üniversitelerde kitlesel bir eylem yok. Bunu aynı zamanda bir akademisyen olarak nasıl değerlendirirsiniz?

Ben bir akademisyen olarak bana yapılan ilk teklifi değerlendirdim ve Mardin Artuklu Üniversitenin sempozyumuna katıldım. Orada çok sayıda yabancı bilim adamıyla da bir arada olduk, dayanışmayı ortaya koyduk.

Gazze meselesine duyarlılık konusunda, halkla hükümetin mutabık olduğu ender ülkelerden biri Türkiyedir.

Sayın Cumhurbaşkanımızın, hükümetin, bizlerin Gazze konusundaki duyarlılığı, halkın duyarlılığı ile birebir aynıdır. çok büyük gösteriler Türkiyede de oldu, büyük mitingler oldu. Dolayısıyla her platformda destekler sürdürüyor. Mühim olan bunun istikrarlı bir şekilde sürdürülmesidir. Filistin davasında yeni bir dönemin başladığına inanıyorum. İki gelişme bu kanaate sahip olmamda çok önemli. Birincisi, batılı ülkelerindeki üniversitelerinde yapılan gösteriler; hatta ondan önce, hükümetlerinin Sakın sokağa çıkmayın diye tehdit etmesine rağmen büyük kalabalıkların gerçekleştirdiği kitlesel gösterilerdir. İnsaf ve vicdan sahibi insanlar dini, dili, rengi, siyasi fikri ne olursa olsun artık bir araya geliyor. Bu tasarlanamayacak bir şeydir. Bu kadar büyük bir katliamın sonunda, soykırımın sonunda insanlık vicdanı harekete geçmiş ve insanlık cephesi kurulmuştur. Bu kadar güçlü bir insanlık cephesinin kurulması, bütün insanlığın yüz akıdır.

İkincisi ise, şu an yaşadığımız için anlamadığımız ancak ileride çok daha net anlaşılacak olan şey, Güney Afrika Cumhuriyetinin Uluslararası Adalet Divanına başvurusudur. Sorgulanamaz, yargılanamaz, hesap sorulamaz, toz kondurulamaz İsrail hükümetine toz kondurulmuştur. Güney Afrikayı da bir kere daha tebrik ediyorum. çok büyük tarihi bir iş yaptılar. Bundan sonra çok yoğun bir mücadele sürecek. İsrail ve destekçileri her türlü baskıyı ortaya koyacaklar. Sonuçta hükümetler ne yapar yapsın halkın vicdanı var, halkın sesi var; bu ses her yerde çok güçlü bir şekilde gündeme gelecek.

Ana Sayfaya Git