Kategoriler
Köşe Yazısı 24 Eylül 2026, Perşembe
Anasayfa › Yazarlar › Ali Yılmaz
Köşe Yazısı Ali Yılmaz 23 Eylül 2026, Çarşamba

Diyarbakırspor hangi şehrin takımı?

Diyarbakırspor...

Bu ismi duyunca kimilerinin aklına tribünler gelir, kimilerinin çocukluğu, kimilerinin gençliği...

Kimileri deplasman yollarını hatırlar, kimileri eski futbolcuları, kimileri Diyarbakır Atatürk Stadı’nda yaşanan unutulmaz günleri...

Çünkü Diyarbakırspor sadece 90 dakikadan ibaret değildir.

Bu takım, bu şehrin hafızasıdır.

Peki bugün ne oldu da Diyarbakırspor kendi şehrinde adeta yalnız bırakıldı?

Sahi...

Diyarbakırspor hangi şehrin takımı?

Bu soruyu artık yüksek sesle sormanın zamanı geldi.

Çünkü ortada görmezden gelinemeyecek bir tablo var.

Kulüp zor günlerden geçiyor. Yeni sezon hazırlıkları sürüyor. Transfer çalışmaları devam ediyor. Bir tarafta takımın sahada güçlü olması için mücadele veriliyor, diğer tarafta kulübün ekonomik ve kurumsal sorunları çözülmeye çalışılıyor.

Ve bütün bunların ortasında yine taraftar var.

Kimse sahip çıkmadığında tribünden çıkan ses, kulübün kapısına dayanıyor.

Azrailler Grubu, Diyarbakırspor’un en zor dönemlerinden birinde sorumluluk alıyor.

Yeni ve güçlü bir yönetim oluşturulana kadar kulübün yanında duruyor.

Grubun lideri Hakan Varanlar başkanlık görevini üstleniyor.

Şimdi sormak lazım:

Koca Diyarbakır’da bu sorumluluğu neden taraftar almak zorunda kalıyor?

Bu sorunun cevabını gerçekten merak ediyoruz.

Herkes konuşuyor ama kimse elini taşın altına koymuyor

Diyarbakırspor söz konusu olduğunda herkesin söyleyecek bir sözü var.

Ama iş sorumluluk almaya geldiğinde ortalık bir anda sessizleşiyor.

Neden?

Bu takımın yaşaması için neden herkes aynı kararlılığı göstermiyor?

Neden Diyarbakırspor’un kapıları birer birer kapanıyor?

Neden şehirde bu takımın geleceği konusunda güçlü bir ortak irade oluşturulamıyor?

Ve daha açık soralım:

Diyarbakırspor’a karşı bu mesafe neden?

Bu takım ne yaptı da bu kadar yalnız kaldı?

Kimse bu sorulara kulak tıkamasın.

Kimse “Bizi ilgilendirmiyor” diyemesin.

Çünkü Diyarbakırspor, bu şehrin ortak hafızasının bir parçasıdır.

Bir kulübün ekonomik sorunları olabilir.

Yönetimsel sorunları olabilir.

Sportif başarısızlıkları olabilir.

Bunların tamamı konuşulabilir.

Eleştirilebilir.

Ama bir şehrin takımı yaşatılmaya çalışılırken, “Bana ne?” anlayışına teslim olmak kabul edilebilir mi?

Diyarbakırspor’un kapısına kilit vurmak, hafızaya kilit vurmaktır

Diyarbakırspor’un kapanması veya yok olması yalnızca bir futbol kulübünün ortadan kalkması anlamına gelmez.

Bu şehirde binlerce insanın anısına dokunur.

Çocukluklara dokunur.

Gençlik yıllarına dokunur.

Tribünlerde söylenen marşlara, deplasman yollarına, sevinçlere, üzüntülere dokunur.

Dedelerimizin, babalarımızın, çocuklarımızın ortak hikâyesine dokunur.

O nedenle Diyarbakırspor’un geleceği birkaç kişinin meselesi değildir.

Bu şehir bu takıma sahip çıkmak zorundadır.

Evet, açık konuşalım:

Bir takımın bütün yükünü taraftarın sırtına yükleyemezsiniz.

Bir kulübün geleceğini yalnızca birkaç kişinin fedakârlığına bırakamazsınız.

Ve sonra çıkıp “Neden Diyarbakırspor eski günlerinde değil?” diye soramazsınız.

Taraftar yapıyor, peki şehir nerede?

Azrailler Grubu’nun ortaya koyduğu aidat sistemi de bu açıdan dikkat çekiyor.

Kimi maaşından ayıracak.

Kimi harçlığından verecek.

Kimi kumbarasından çıkaracak.

Belki verilen miktar küçük olacak.

Ama mesele miktar değil.

Mesele sahiplenme duygusu.

Yüzlerce insan aynı amaç için küçük katkılar sunduğunda ortaya büyük bir dayanışma çıkabilir.

Peki şehirdeki büyük ekonomik güçler?

Peki iş dünyası?

Peki kurumlar?

Peki sivil toplum kuruluşları?

Peki Diyarbakırspor’un geleceği için söz söyleyenler?

Onlar nerede?

Bu sorunun cevabını Diyarbakırspor taraftarı bekliyor.

Artık mazeret değil, çözüm zamanı

Kimse kusura bakmasın.

Diyarbakırspor’un bugün geldiği noktayı yalnızca “maddi sıkıntılar” diyerek geçiştiremeyiz.

Mesele para kadar sahiplenme meselesidir.

Mesele birliktelik meselesidir.

Mesele bu şehrin kendi değerine ne kadar sahip çıktığı meselesidir.

Artık herkesin kendi kapısının önüne bakması gerekiyor.

İş insanları sponsor olabilir.

Esnaf destek olabilir.

STK’lar projeler geliştirebilir.

Taraftar tribünde olabilir.

Yerel basın kamuoyunu bilgilendirebilir.

Kanaat önderleri dayanışmayı büyütebilir.

Herkesin yapabileceği bir şey var.

Ama bunun için önce şu anlayıştan vazgeçmek gerekiyor:

“Birileri nasıl olsa yapar.”

Hayır!

Birileri yapmayacak.

Hepimiz yapacağız.

Sahada da mücadele şart

Elbette sadece ekonomik sorunları çözmek yetmez.

Diyarbakırspor’un sahada da güçlü olması gerekiyor.

Teknik direktör Burak Cengiz yönetiminde transfer çalışmalarının başlaması bu nedenle önemli.

Kurulacak kadro sadece isimlerden oluşmamalı.

Mücadele edecek.

Formanın ağırlığını bilecek.

Diyarbakırspor’un ne anlama geldiğini anlayacak.

Sezon boyunca hedefleri doğrultusunda savaşacak bir takım oluşturulmalı.

Ama burada da gerçekçi olmak gerekiyor.

Bir sezonda her şeyi düzeltmek kolay değil.

Diyarbakırspor’un yeniden üst liglere taşınması uzun soluklu bir yapılanma gerektiriyor.

Bugünü kurtaran değil, yarını inşa eden bir anlayış gerekiyor.

Yerel yönetimlere de açık bir çağrı

Yerel yönetimlerin Diyarbakırspor konusunda nasıl bir tutum alacağı da kamuoyunun dikkatle takip ettiği başlıklardan biri.

Kimse kimseden hukuki sınırları aşmasını istemiyor.

Kimse kamu kaynaklarının gelişigüzel kullanılmasını talep etmiyor.

Ama şehrin ortak değerleri konusunda iletişim, koordinasyon ve dayanışma zemini oluşturulamaz mı?

Diyarbakırspor’un sorunlarının konuşulacağı ortak bir masa kurulamaz mı?

Şehrin iş insanları, STK’ları, taraftarları, kulüp yöneticileri ve ilgili kurumları bir araya getirilemez mi?

Neden getirilemesin?

Asıl mesele biraz da burada.

İrade varsa yol bulunur.

Yeter ki Diyarbakırspor’u bir yük olarak değil, bu şehrin ortak değeri olarak görelim.

Artık “Diyarbakırspor neden bu hale geldi?” sorusunu bırakıp...

Artık aynı soruları tekrar tekrar sormanın ötesine geçmeliyiz.

“Kim suçlu?”

“Kim neden destek vermedi?”

“Kim neden uzak durdu?”

Bunlar elbette tartışılabilir.

Ama Diyarbakırspor’un bugün acil olarak ihtiyacı olan şey kavga değil.

Çözüm.

Diyarbakırspor’un bugün ihtiyacı olan şey suçlama değil.

Dayanışma.

Diyarbakırspor’un ihtiyacı olan şey tribünde güzel sözler değil.

Gerçek destek.

Ve en önemlisi...

İcraat.

Çünkü artık sözün bittiği yerdeyiz.

Son söz...

Ben bir gazeteci olarak, aynı zamanda Diyarbakırspor’un bu şehir için ne anlama geldiğini bilen biri olarak bu mücadelede üzerime düşen sorumluluğu yerine getirmekten kaçınmayacağım.

Azrailler Grubu’ndaki kardeşlerimizin ortaya koyduğu mücadeleyi de bu çerçevede görüyorum.

Gerektiğinde tribünde...

Gerektiğinde kulübün yanında...

Gerektiğinde şehrin sokaklarında...

Diyarbakırspor için mücadele etmek gerekiyor.

Ama bir gerçeği de açıkça söyleyelim:

Diyarbakırspor’u birkaç kişinin omzuna bırakamayız.

Bu takım Diyarbakır’ın takımıysa, Diyarbakır da takımının yanında olmak zorunda.

Şimdi herkes kendi vicdanında şu soruya cevap versin:

Diyarbakırspor hangi şehrin takımı?

Eğer cevabınız “Diyarbakır’ın takımı” ise, o zaman ikinci soru daha önemli:

Öyleyse Diyarbakır nerede?

Çünkü Diyarbakırspor’un kapısına kilit vurulmasına sessiz kalmak, sadece bir futbol takımını kaybetmek değildir.

Kendi geçmişimize sırtımızı dönmektir.

Ve buna izin vermemek için artık herkesin elini taşın altına koyması gerekiyor.

Çünkü bu şehirde Diyarbakırspor varsa, Diyarbakırspor’un da bu şehirde bir geleceği olmalıdır.

Paylaş
Ali Yılmaz - Tüm Yazıları →