Kategoriler
Köşe Yazısı 21 Mayıs 2026, Perşembe
AnasayfaYazarlar › Ömer Büyüktimur
Köşe Yazısı Ömer Büyüktimur 19 Mayıs 2026, Salı

— 19 MAYIS— ESNAFIN ÇIĞLIĞI DUYULSUN

Evet, bugün 19 Mayıs.. Gün itibariyle 19 Mayıs yalnızca bir tarih değil..  Bu takvim bir milletin yeniden dirilişe dair, ayağa kalkışının ilk adımının tarihidir.. Son yıllarda görüyoruz ki artık o vapur yolculuğunun anlamını, Samsun’a çıkışın neye karşı durduğunu ve hangi büyük mücadelenin başlangıcı olduğunu çok daha derinden kavrıyoruz.

***

19 Mayıs’ın taşıdığı bağımsızlık ruhunu, millet iradesini ve ortak ülküyü daha güçlü biçimde hissediyoruz. Bugün, farklı düşüncelerimizi bir kenara bırakıp aynı ideal etrafında birleşebiliyorsak, bunda 19 Mayıs’ın bıraktığı ortak mirasın payı büyüktür. Çünkü 19 Mayıs; umudun, cesaretin ve milli dirilişin adıdır. Bu nedenle bir kez daha haykırıyoruz: Yaşasın, milletçe bizi ortak bir dava etrafında buluşturan 19 Mayıs ruhu!

***

Günün anlam ve önemine dair bu girişten sonra, mevzumuza dönelim.. Dünkü sohbetimizde söze “Potansiyel dev miyiz” diye, sormuştum!.. Ve Diyarbakır’a dair seri şekilde, sosyal, ekonomik, kültürel ve tabi ki siyasi mecraları barındıran, hadiseler sıralamıştım!.. Hem çok güçlüyüz, iriyiz, diriyiz ve dev bir potansiyele sahibiz diyoruz ama velakin icraata dönüştürme noktasında, hiçbir şeyiz!.. Olunmadığı için de, toplum ve kent olarak sorunlar dehlizinde, yüzüyoruz!.. Yükselen seslere, atılan çığlıklara da maalesef kulak tıkacı takıyoruz!..

***

İşte Diyarbakır Esnafı’nın yaşadıkları!.. Haftanın son gününde, Türkiye Esnaf ve Sanatkârları Konfederasyonu Genel Başkanvekili ve Diyarbakır Esnaf ve Sanatkârlar Odaları Birliği Başkanı Alican Ebedinoğlu.. Ki, 26 oda başkanıyla birlikte kameraların karşısına geçip esnafın yaşadığı sorunlara dair, veryansın çığlığını attı.. Yükselen ses aslında yalnızca Diyarbakır’ın değil, Türkiye’nin dört bir yanındaki milyonlarca küçük işletmenin ortak feryadını içeriyor! Gelinen nokta sadece kazanç değil, ayakta kalabilmek, kepenk indirmeme halidir!…

***

İster bir kent, ister bir ülke olsun!.. Onu diri tutan, bedeninin nabzını ikmal eden gerçek, dev alışveriş merkezlerinin ışıklı vitrinleriyle atmıyor!.. Nabız, sabahın ilk ışığında kepengini açan esnafın yüzündeki fiziki görüntü ve beynindeki huzur ölçüsüyle kamildir.. Çünkü o esnaf sadece ticaret yapan bir nefer değil.. O aynı zamanda,  mahallenin hafızası, şehrin vicdanı, ekonominin görünmeyen omurgasıyla, günlük hayatın harman yeridir!.

***

Bugün Diyarbakır dahil ülke sathında, piyasa tabiri caizse musalla taşında.. Artan maliyetler, yükselen faizler, eriyen alım gücü ve daralan piyasanın yarattığı girdap, esnaf için sadece dükkânını değil, umudunu, yaşamını da, mahallesini de yutacak noktada!.. Elektrik faturası bir yanda, kira baskısı diğer yanda… Personel gideri, vergi yükü, POS kesintileri, hammadde fiyatları, beri yanda vatandaştaki alım gücünün erimesi, hepsi yekün şekilde küçük işletmeleri yok edici ağla sarmış durumda..

***

En acı tablo ise kredi meselesinde ortaya çıkıyor. Devletin sunduğu kredi desteklerinde “SGK ve vergi borcu olmama şartı” aranıyor. Oysa bugün krediye en çok ihtiyaç duyan kesim zaten borçla boğuşan, siftahsız kepenk kapatma noktasında olan esnaf… Rahat durumda olan işletmenin krediye ihtiyacı sınırlıyken, nefes almaya çalışan esnaf sistemin kapısında, ilk elenen olması, yaman bir çelişki içermez mi?! Böyle bir tabloda kredi desteği, çözüm olmaktan çıkıp ironik bir engel haline gelmiyor mu, ey devlet-i aliye!!!.

***

Dinle bak.. Esnaf ne diyor? Diyor ki: “Borçlarımız olduğu için kredi alamıyoruz; kredi alamadığımız için de borçlarımızı ödeyemiyoruz.” İşte tam da burada ekonomik sistem bir kısır döngü üretmeye başlıyor. Çünkü birçok küçük işletme çekini ödeyemiyor, senedini çeviremiyor, çalışanının maaşını denkleştiremiyor. Tahsilat yapılamadığı için de piyasada domino etkisi oluşuyor. Bir dükkânın kapanması sadece bir kepengin inmesi değildir.. Bir ailenin geçim kaynağının sönmesi, bir mahallenin canlılığının eksilmesi, istihdam edilenlerin de, işsiz kalması demektir.!

***

Üstelik mahalle esnafı yalnızca ekonomik krizle değil, zincir marketlerin kontrolsüz büyümesiyle de mücadele ettiğini, yıllar yılıdır dillendirerek, haykırıyor!. Her köşe başında açılan dev marketler karşısında küçük işletmeler günbegün güç kaybederek, kepenk indiriyor!. Oysa yerel ekonomi, ancak yerel esnaf yaşarsa ayakta kalabilir. Esnafın talepleri, öyle abartılacak, lükse gidecek, aşırılık isteyen değil, “çark dönsün, kepenk inmesin, yaşanabilirlik” olsun çağrısıdır.

***

Bağ-Kur primlerinin ödeme gücüne göre düzenlenmesi… Gecikme faizlerinin hafifletilmesi… Kapsamlı yapılandırmalar… Düşük faizli erişilebilir krediler… Elektrik, kira ve vergi yükünde özel destekler… Ve mahalle esnafını koruyacak yasal düzenlemeler… Bunlar bir ayrıcalık değil, ekonominin can damarını koruma çabasıdır. Kaldı ki, Diyarbakır altıncı bölge vasfıyla, bir çok imkanı OSB’lere ve yatırımcılara sağlarken, en büyük istihdam alanını oluşturan yerel esnafa da sağlanmaz mı?!.. Birine var, birine yok..

***

En vahimi de, bankaların hala, Diyarbakır özelinde Güneydoğu bölgesindeki ister yatırımcı olsun, ister esnaf olsun kredi teminine dair, koyduğu çekince aşılmaz duvar gibi!.. Sanırsınız ki, ülkede hala, 80’lerin, 90’ların, 2000’lerin, terör sarmalı, şiddet ortamı, güvensizlik içeren bir yaşam egemen!.. Batıya ayrı, bölge illerine ayrı bir ayrıcalık.. İster özel ister resmi bankalar olsun.. Hepsinde hala bu zihniyet söz konusu!.. Artık aşılmalı, örülen duvarlar yıkılmalı!..

***

Hasılı kelam, unutulmaması noktasında derim ki.. Ey Devlet-i aliye. Ey hükümet.. Ey Diyarbakır’ın seçilmişleri.. Ve ey Diyarbakır’ın nam-ı hesabına söz sahibi olanlar.. Bilin ki; Esnaf çökerse şehir çöker. Esnaf susarsa çarşı susar. Esnaf kepenk kapatırsa ekonomi nefessiz kalır. Bu bir sektörün talebi değil, toplumun içinden yükselen büyük bir çığlıktır. Ve o çığlık çok net bir şekilde, haykırıyor.. Diyor ki; “Esnaf yaşarsa, şehirler ve tabi ki ülke yaşar!..”

***

GÜNÜN SÖZÜ

Esnafın yüzündeki tebessüm, o şehrin huzur aynasıdır.

— 19 MAYIS—

ESNAFIN ÇIĞLIĞI DUYULSUN

Evet, bugün 19 Mayıs.. Gün itibariyle 19 Mayıs yalnızca bir tarih değil..  Bu takvim bir milletin yeniden dirilişe dair, ayağa kalkışının ilk adımının tarihidir.. Son yıllarda görüyoruz ki artık o vapur yolculuğunun anlamını, Samsun’a çıkışın neye karşı durduğunu ve hangi büyük mücadelenin başlangıcı olduğunu çok daha derinden kavrıyoruz.

***

19 Mayıs’ın taşıdığı bağımsızlık ruhunu, millet iradesini ve ortak ülküyü daha güçlü biçimde hissediyoruz. Bugün, farklı düşüncelerimizi bir kenara bırakıp aynı ideal etrafında birleşebiliyorsak, bunda 19 Mayıs’ın bıraktığı ortak mirasın payı büyüktür. Çünkü 19 Mayıs; umudun, cesaretin ve milli dirilişin adıdır. Bu nedenle bir kez daha haykırıyoruz: Yaşasın, milletçe bizi ortak bir dava etrafında buluşturan 19 Mayıs ruhu!

***

Günün anlam ve önemine dair bu girişten sonra, mevzumuza dönelim.. Dünkü sohbetimizde söze “Potansiyel dev miyiz” diye, sormuştum!.. Ve Diyarbakır’a dair seri şekilde, sosyal, ekonomik, kültürel ve tabi ki siyasi mecraları barındıran, hadiseler sıralamıştım!..Hem çok güçlüyüz, iriyiz, diriyiz ve dev bir potansiyele sahibiz diyoruz ama velakin icraata dönüştürme noktasında, hiçbir şeyiz!.. Olunmadığı için de, toplum ve kent olarak sorunlar dehlizinde, yüzüyoruz!..Yükselen seslere, atılan çığlıklara da maalesef kulak tıkacı takıyoruz!..

***

İşte Diyarbakır Esnafı’nın yaşadıkları!.. Haftanın son gününde, Türkiye Esnaf ve Sanatkârları Konfederasyonu Genel Başkanvekili ve Diyarbakır Esnaf ve Sanatkârlar Odaları Birliği Başkanı Alican Ebedinoğlu.. Ki, 26 oda başkanıyla birlikte kameraların karşısına geçip esnafın yaşadığı sorunlara dair, veryansın çığlığını attı.. Yükselen ses aslında yalnızca Diyarbakır’ın değil, Türkiye’nin dört bir yanındaki milyonlarca küçük işletmenin ortak feryadını içeriyor! Gelinen nokta sadece kazanç değil, ayakta kalabilmek, kepenk indirmeme halidir!…

***

İster bir kent, ister bir ülke olsun!.. Onu diri tutan, bedeninin nabzını ikmal eden gerçek, dev alışveriş merkezlerinin ışıklı vitrinleriyle atmıyor!.. Nabız, sabahın ilk ışığında kepengini açan esnafın yüzündeki fiziki görüntü ve beynindeki huzur ölçüsüyle kamildir.. Çünkü o esnaf sadece ticaret yapan bir nefer değil.. O aynı zamanda,  mahallenin hafızası, şehrin vicdanı, ekonominin görünmeyen omurgasıyla, günlük hayatın harman yeridir!.

***

Bugün Diyarbakır dahil ülke sathında, piyasa tabiri caizse musalla taşında.. Artan maliyetler, yükselen faizler, eriyen alım gücü ve daralan piyasanın yarattığı girdap, esnaf için sadece dükkânını değil, umudunu, yaşamını da, mahallesini de yutacak noktada!.. Elektrik faturası bir yanda, kira baskısı diğer yanda… Personel gideri, vergi yükü, POS kesintileri, hammadde fiyatları, beri yanda vatandaştaki alım gücünün erimesi, hepsi yekün şekilde küçük işletmeleri yok edici ağla sarmış durumda..

***

En acı tablo ise kredi meselesinde ortaya çıkıyor. Devletin sunduğu kredi desteklerinde “SGK ve vergi borcu olmama şartı” aranıyor. Oysa bugün krediye en çok ihtiyaç duyan kesim zaten borçla boğuşan, siftahsız kepenk kapatma noktasında olan esnaf… Rahat durumda olan işletmenin krediye ihtiyacı sınırlıyken, nefes almaya çalışan esnaf sistemin kapısında, ilk elenen olması, yaman bir çelişki içermez mi?! Böyle bir tabloda kredi desteği, çözüm olmaktan çıkıp ironik bir engel haline gelmiyor mu, ey devlet-i aliye!!!.

***

Dinle bak.. Esnaf ne diyor? Diyor ki: “Borçlarımız olduğu için kredi alamıyoruz; kredi alamadığımız için de borçlarımızı ödeyemiyoruz.” İşte tam da burada ekonomik sistem bir kısır döngü üretmeye başlıyor. Çünkü birçok küçük işletme çekini ödeyemiyor, senedini çeviremiyor, çalışanının maaşını denkleştiremiyor. Tahsilat yapılamadığı için de piyasada domino etkisi oluşuyor. Bir dükkânın kapanması sadece bir kepengin inmesi değildir.. Bir ailenin geçim kaynağının sönmesi, bir mahallenin canlılığının eksilmesi, istihdam edilenlerin de, işsiz kalması demektir.!

***

Üstelik mahalle esnafı yalnızca ekonomik krizle değil, zincir marketlerin kontrolsüz büyümesiyle de mücadele ettiğini, yıllar yılıdır dillendirerek, haykırıyor!. Her köşe başında açılan dev marketler karşısında küçük işletmeler günbegün güç kaybederek, kepenk indiriyor!. Oysa yerel ekonomi, ancak yerel esnaf yaşarsa ayakta kalabilir. Esnafın talepleri, öyle abartılacak, lükse gidecek, aşırılık isteyen değil, “çark dönsün, kepenk inmesin, yaşanabilirlik” olsun çağrısıdır.

***

Bağ-Kur primlerinin ödeme gücüne göre düzenlenmesi… Gecikme faizlerinin hafifletilmesi… Kapsamlı yapılandırmalar… Düşük faizli erişilebilir krediler… Elektrik, kira ve vergi yükünde özel destekler… Ve mahalle esnafını koruyacak yasal düzenlemeler… Bunlar bir ayrıcalık değil, ekonominin can damarını koruma çabasıdır. Kaldı ki, Diyarbakır altıncı bölge vasfıyla, bir çok imkanı OSB’lere ve yatırımcılara sağlarken, en büyük istihdam alanını oluşturan yerel esnafa da sağlanmaz mı?!.. Birine var, birine yok..

***

En vahimi de, bankaların hala, Diyarbakır özelinde Güneydoğu bölgesindeki ister yatırımcı olsun, ister esnaf olsun kredi teminine dair, koyduğu çekince aşılmaz duvar gibi!.. Sanırsınız ki, ülkede hala, 80’lerin, 90’ların, 2000’lerin, terör sarmalı, şiddet ortamı, güvensizlik içeren bir yaşam egemen!.. Batıya ayrı, bölge illerine ayrı bir ayrıcalık.. İster özel ister resmi bankalar olsun.. Hepsinde hala bu zihniyet söz konusu!.. Artık aşılmalı, örülen duvarlar yıkılmalı!..

***

Hasılı kelam, unutulmaması noktasında derim ki.. Ey Devlet-i aliye. Ey hükümet.. Ey Diyarbakır’ın seçilmişleri.. Ve ey Diyarbakır’ın nam-ı hesabına söz sahibi olanlar.. Bilin ki; Esnaf çökerse şehir çöker. Esnaf susarsa çarşı susar. Esnaf kepenk kapatırsa ekonomi nefessiz kalır. Bu bir sektörün talebi değil, toplumun içinden yükselen büyük bir çığlıktır. Ve o çığlık çok net bir şekilde, haykırıyor.. Diyor ki; “Esnaf yaşarsa, şehirler ve tabi ki ülke yaşar!..”

***

GÜNÜN SÖZÜ

Esnafın yüzündeki tebessüm, o şehrin huzur aynasıdır.

 

Paylaş
Ömer Büyüktimur - Tüm Yazıları →