Kategoriler
Köşe Yazısı 14 Haziran 2026, Pazar
AnasayfaYazarlar › Ömer Büyüktimur
Köşe Yazısı Ömer Büyüktimur 13 Haziran 2026, Cumartesi

“HAİN” VE “PAVYONCU” HA!?…

Bugün günlerden cumartesi...

İnsan ister ki biraz dinlensin, gündemin gürültüsünden uzaklaşsın, huzurlu bir hafta sonu sabahı geçirsin. Lakin memleket siyasetinin temposu buna pek fırsat vermiyor.

Özellikle CHP cephesinde son günlerde yaşananlar, insanı ister istemez kalemi eline almaya mecbur bırakıyor.

Ortada öylesine bir tablo var ki; bir yanında ciddi siyasi iddialar, diğer yanında siyasi komedi sahnelerini aratmayan görüntüler vaki olmakta!!

***

İnsan izlediklerinin gerçek mi, yoksa iyi kurgulanmış bir siyasi skeç mi olduğuna, doğrusu karar veremiyor.

Elbette temennimiz, siyasetin kapı nöbetleriyle, koltuk mücadeleleriyle ve iç hesaplaşmalarla değil; milletin sorunlarına üretilen çözümlerle gündeme gelmesidir.

Vatandaş artık kimin kimi içeri alıp almadığıyla değil, kendi hayatına kimlerin umut ve çözüm taşıdığıyla ilgileniyor.

Ne var ki Ankara'da perde henüz kapanmış değil.

Görünen o ki bu oyunun yeni sahneleri önümüzdeki günlerde de sergilenmeye devam edecek.

***

CHP'nin bugün içine düştüğü tablo gerçekten ibretlik...

Türkiye'nin siyasi tarihinde uzun yıllar belirleyici rol üstlenmiş bir partinin, kendi içinde yaşadığı bu karmaşa ister istemez dikkat çekiyor.

Yaşananlara bakınca insanın aklına Shakespeare'in trajedileri geliyor.

Tek farkla; burada trajedi ile komedi birbirine karışmış durumda.

***

Bir önceki gün CHP'nin grup toplantısı öncesinde yaşananlara bakalım…

Meclis yerindeydi.

Milletvekilleri yerindeydi.

Kameralar yerindeydi.

Eksik olan şey ise bir siyasi partinin en doğal görüntüsüydü..

Genel başkanın kendi grup toplantısına sorunsuz şekilde girebilmesi.

Normal şartlarda bir partinin genel başkanı gelir, kürsüye çıkar, konuşmasını yapar ve ayrılır.

CHP'de artık hiçbir şey normal akışında ilerlemiyor.

Yetkiler tartışmalı...

Kararlar tartışmalı...

Temsiliyet tartışmalı...

Hatta kesin bir ifadeyle diyebiliriz ki, genel başkanlık makamının kendisi bile tartışmalı...

Ortaya çıkan görüntü ise tam anlamıyla siyasi bir belirsizlik hâli.

***

Sabahın erken saatlerinden itibaren grup salonu çevresinde yaşanan hareketlilik, siyasi toplantıdan çok kritik bir güç gösterisini andırıyordu.

Koltuklar tutulmuş...

Saflar belirlenmiş...

Taraflar mevzilenmiş...

Sanki birazdan bir grup toplantısı değil de uzun süredir beklenen bir hesaplaşma başlayacaktı.

İkmale gelen çarpıcı soru şu..

"Bugün kim kimi içeri almayacak?" 

Aynı parti içerisinde adeta iki ayrı siyasi blok!..

Bir tarafta kendi toplantısını duyuranlar..

Diğer tarafta farklı bir merkezden farklı bir siyasi mesaj vermeye hazırlananlar...

***

Yaşananlar karşısında seçmen doğal olarak aklında cevap aranan nice sorular oluşuyor..

Parti hangi istikamete gidiyor?

Bu kavganın sonu nereye varacak?

Ve en önemlisi; bütün bu enerji neden milletin sorunlarına değil de parti içi mücadelelere harcanıyor?

Yaşananlar artık basit bir görüş ayrılığının ötesine geçmiş durumda.

Mesele fikirlerden çok güç mücadelesine benziyor.

***

Siyasette rakiple mücadele etmek anlaşılabilir bir durumdur.

Ancak mücadele rakipten çok parti içindeki isimlere yöneldiğinde, ortaya farklı bir tablo çıkıyor.

Kılıçdaroğlu ile Özel arasındaki gerilim yeni bir evreye taşınmış görünüyor.

Özel'e yakın bazı isimler hakkında başlatılan disiplin süreçleri ve ihraç tartışmaları, parti içindeki fay hatlarının daha da belirginleşmesine neden oldu.

***

İşin ilginç yanı şu…

Yıllarca aynı siyasi çizgide yürüyen, aynı kürsülerden benzer söylemleri dile getiren isimler bugün birbirlerine karşı en sert siyasi hamleleri yapıyor.

Ortada ciddi bir ideolojik ayrışmadan çok, parti yönetimi üzerindeki hâkimiyet mücadelesi olduğu izlenimi oluşuyor. 

Özel cephesi tabanı kendi etrafında toplamaya çalışırken, Kılıçdaroğlu cephesi de siyasi ağırlığını koruduğunu göstermeye çalışıyor.

Her açıklama yeni bir tartışma doğuruyor.

Her hamle yeni bir karşı hamleyi beraberinde getiriyor. Böylece gerilim sürekli büyüyor.

***

Bu süreçte adı sıkça anılan isimlerden biri de Mansur Yavaş.

Parti içindeki sert kutuplaşmanın dışında kalmaya çalışan Yavaş'ın yaşananlardan rahatsız olduğu yönündeki değerlendirmeler dikkat çekiyor.

Mevcut tablo, arabuluculuk girişimlerinin bile etkisini giderek kaybettiğini düşündürüyor.

Sonuç olarak ortaya çıkan manzara oldukça düşündürücü.

Bir zamanlar iktidar alternatifi olma iddiasıyla yola çıkan bir parti, bugün enerjisinin önemli bölümünü kendi iç mücadelelerine harcıyor.

***

Vatandaş geçim sıkıntısını konuşuyor.

Ekonomiyi konuşuyor.

İşsizliği konuşuyor.

Hayat pahalılığını konuşuyor.

Ki SAMER’in Diyarbakır’a dair ortaya koyduğu araştırma sonucları?..

Konuşuluyor..

Hak, hukuk, adalet, eşitliği ve demokrasiyi konuşuyor..

Ancak siyasi gündem, kimin ihraç edileceği, kimin hangi kapıdan gireceği ve kimin hangi koltuğa oturacağı tartışmalarına sıkışmış durumda.. Verimsiz, ikilem!

***

İnsanın aklına şu soru geliyor..

Kapılar gerçekten kimin yüzüne kapandı?

Bir kişinin mi?

Bir dönemin mi?

Yoksa bir partinin kendi içindeki ortak aklın mı?

Bunu zaman gösterecek.

Bugün görünen gerçek şu..

Türk siyasetinde yeni bir sayfa henüz açılmış değil.

Fakat siyasi mizah literatürüne yeni bir bölüm eklendiği kesin.

Ve galiba hikâyenin devamı, ilk bölümlerinden daha az ilginç olmayacak.

***

GÜNÜN SÖZÜ

Siyasette herkesin kazandığını ilan ettiği günler, çoğu zaman vatandaşın kaybettiği günlerdir.

 

Paylaş
Ömer Büyüktimur - Tüm Yazıları →