Köşe Yazısı
Ömer Büyüktimur
27 Ekim 2026, Salı
DİYARBAKIR KONUŞTU, ANKARA NE YAPACAK?
Diyarbakır hafta sonu yine hareketliydi. Özellikle siyasi yönde. Bir tarafta DEM Parti, diğer tarafta HÜDA PAR... Ve de DİTAM'ın “Diyarbakır Kent Sorunlarının Çözümünde Sivil Toplumun Katılımı” etkinliği... Özellikle iki farklı siyasi çizgiden yükselen ses, bizim mevzumuz.
İki ses, Türkiye’nin asırlardır çözülemeyen, zamanla kangrenleşen meselelerine odaklandı. Farklı önceliklerden hareket eden iki partinin açıklamalarında, şiddetin sona ermesi ve kalıcı çözüm arayışı bir kez daha öne çıktı.
DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, sürecin yavaşladığına dikkat çekerek iktidarı somut adımlar atmaya çağırdı. HÜDA PAR Genel Başkanı Zekeriya Yapıcıoğlu ise kırk yılı aşkın şiddet dönemini sona erdirebilecek tarihî bir fırsata işaret ederek adalet, eşitlik ve kardeşlik hukukunu vurguladı.
***
Siyasi yaklaşımları farklı olsa da iki açıklamanın kesiştiği nokta ahali için önem arz edici. Şiddetin sona ermesi, hakların tanınması ve toplumsal barışın kalıcı bir zemine kavuşması. Hedeflenen bu.
Türkiye’nin önündeki mesele, elbette ki silahların susmasıyla sınırlı değil. Ne diyoruz, kalıcı barışın yolu; şiddeti sona erdirirken hukuk düzenini güçlendirmekten, hakları güvence altına almaktan ve toplumsal güveni yeniden tesis etmekten geçiyor.
Aksi düşünülemez!
***
DEM PARTİ’NİN MESAJI: SOMUT ADIM, GÜVENİN ŞARTI
Bakırhan’ın açıklamalarında öne çıkan temel vurgu, sürecin ilerlemesi için iktidarın somut ve güven artırıcı adımlar atması gerektiği.
DEM Parti; Abdullah Öcalan’ın yaşam, iletişim ve çalışma koşullarının iyileştirilmesini, siyasi temsilcilerin kendisiyle görüşebilmesini ve Meclis bünyesindeki mekanizmaların etkin biçimde çalışmasını talep ediyor.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Anayasa Mahkemesi kararlarının uygulanması, kayyım uygulamalarının sona ermesi, basın özgürlüğünün güvence altına alınması, ana dil ve yerel demokrasi başlıklarının ele alınması da partinin gündeminde.
***
Bu talepler, çözümün güvenlik politikalarına indirgenemeyeceği yönündeki yaklaşımı yansıtıyor. Silahsızlanmanın kalıcılaşması, demokratikleşme ve hukuki güvencelerle desteklenen bir siyasi zemini gerektiriyor. Güvenlik alanında sağlanacak ilerlemenin toplumsal barışa dönüşmesi de bu zeminin güçlenmesine bağlı.
Bakırhan’ın Kürt siyasi parti ve kurumlarını ortaklaşmaya çağırması da ayrıca önem taşıyor. Bu çağrı, farklı siyasi yapıların kendi kimliklerini koruyarak ortak talepler etrafında buluşabilmesine yönelik bir arayışı ifade ediyor.
Çözümün toplumsal tabanını genişletmek, yalnızca Ankara’dan beklentileri sıralamakla değil, siyasi aktörler arasında diyaloğu güçlendirmekle de mümkün.
***
HÜDA PAR’IN VURGUSU: SİLAHLAR SUSMALI, ADALET SAĞLANMALI
Yapıcıoğlu’nun açıklamalarında ise şiddetin sona erdirilmesi, adaletin tesisi ve kardeşlik hukukunun güçlendirilmesi öne çıkıyor.
Yapıcıoğlu, mevcut süreci uzun yıllardır devam eden şiddeti bitirebilecek tarihî bir fırsat olarak değerlendiriyor. Bu fırsatın sonuç vermesini siyasi iradeye, cesarete ve samimiyete bağlıyor.
***
HÜDA PAR’ın yaklaşımında dikkat çeken husus, meselenin silahsızlanmayla kapanmayacağının kabul edilmesi. Kürt meselesinin tarihsel ve toplumsal boyutlarının ele alınması, meşru hak taleplerinin karşılanması ve adalet temelinde kalıcı bir çözüm zemininin kurulması gerektiği savunuluyor.
Yapıcıoğlu’nun ana dilde eğitim hakkına ilişkin sözleri de bu çerçevede anlam kazanıyor. “Kardeşlik lafla olmaz” vurgusu, eşitliğin yalnızca siyasi söylemlerle değil, hakların tanınması ve güvence altına alınmasıyla mümkün olabileceğini ortaya koyuyor.
Bu yaklaşım, toplumsal birlikteliğin korunması ile farklı kimliklerin haklarının tanınmasını birbirinin karşısına koymayan bir çözüm arayışına işaret ediyor. Kardeşlik hukukunun gerçek karşılığı, eşit yurttaşlığın gündelik hayatta ve hukuk düzeninde hissedilmesiyle ortaya çıkabilir.
***
ORTAK KELİMELER DEĞİL, ORTAK İRADE
İki partiyi aynı siyasi çizgide göremeyiz! İdeolojik dayanakları, siyaset anlayışları ve öncelikleri farklı. Kaldı ki çözüm arayışının bütün aktörlerinden de aynı düşüncede birleşmelerini bekleyemeyiz! Burada asıl ihtiyaç, farklılıkları koruyarak ortaklaşılabilecek bir zeminde buluşabilmek!
DEM Parti demokratikleşme, siyasi temsil, yerel demokrasi ve hukuki güvenceleri öne çıkarıyor. HÜDA PAR silahsızlanma, adalet, eşitlik, ana dilde eğitim ve kardeşlik hukukuna vurgu yapıyor.
Bu başlıkların ele alınışında ve çözüm önerilerinde ayrılıklar yok değil, var! Ama buna rağmen hakların tanınması, adaletin sağlanması ve şiddetin sona ermesi, ortak bir siyasi tartışmanın temel başlıklarını da oluşturuyor.
Konuşabilmek, el sıkışabilmek!
Sıkça telaffuz ediyorum... Burada belirleyici olan, ortak ifadelerin çokluğu değil, ortak iradenin somut adımlara dönüşmesidir.
Adalet, hakların güvence altına alınmasıyla; kardeşlik, eşitliğin hayata geçirilmesiyle; demokratikleşme ise hukukta ve siyasette yapılacak değişikliklerle anlam kazanır.
Siyasi güven de vaatlerin çokluğuyla değil, yerine getirilmesiyle oluşur. Bu nedenle çözüm arayışının açıklamalar düzeyinde kalmaması, üzerinde uzlaşılabilecek başlıkların uygulanabilir hukuki ve siyasi kararlara dönüşmesi artık kaçınılmaz olmalıdır!
***
İSİMLER DEĞİL, SONUÇLAR BELİRLEYİCİ
Alınan bunca mesafeye rağmen hâlâ isimler üzerinde yürütülen tartışma var! “Terörsüz Türkiye”, “çözüm süreci”, “demokratik çözüm” veya “kardeşlik hukuku” gibi farklı kavramlar telaffuz ediliyor. Kısır çekişme...
Her kavramın siyasi çağrışımı ve önceliği ayrı olsa da isimler üzerindeki tartışmanın, meselenin özünü gölgede bırakmasına izin verilmemeli.
Toplum açısından belirleyici olan, sürecin hangi adla anıldığı değil; şiddeti sona erdirirken hukuku, eşitliği ve toplumsal güveni ne ölçüde tesis ettiğidir.
Bu noktada ölçü, siyasi söylemlerin gücü değil, hayata geçirilen kararların kapsamı ve toplumda yarattığı karşılıktır.
***
Silahların susması hayati önemdedir. Ancak kalıcı barış, bundan daha fazlasını gerektirir. İnsanların haklarına güvenmesini, kendilerini eşit yurttaşlar olarak hissetmesini ve sorunların hukuk içinde çözülebileceğine inanmasını...
Bunun yolu da uygulanabilir kararlardan geçiyor. İktidarın sorumluluğu büyük. Bununla birlikte sürece katkı sunma iddiasındaki bütün siyasi aktörlerin de yapıcı bir tutum geliştirmesi, diyaloğu güçlendirmesi ve çözüm iradesini koruması gerekir.
Diyarbakır’da iki ayrı kürsüden farklı siyasi geleneklerin sesleri yükseldi. Birinde demokratikleşme ve hukuki güvenceler, diğerinde silahsızlanma, adalet ve kardeşlik hukuku öne çıktı.
Şimdi bu mesajların Ankara’da somut siyasi ve hukuki karşılık bulması gerekiyor. Ne diyoruz; güven vaatlerle değil, uygulamayla kurulur.
Velhasıl barış, yalnızca silahların susması değil; adaletin konuşmaya başlamasıdır.
***
GÜNÜN SÖZÜ
Barışın ölçüsü verilen sözler değil, hayata geçirilen adalettir.
Ömer Büyüktimur - Önceki Yazıları
-
EMEKLİYE KÜÇÜK DOKUNUŞLAR DEĞİL, ADALET LAZIM!
29 Ekim 2026
-
KAYAPINAR’DA İHALE TARTIŞMASI, ÖĞRENCİLER MAĞDUR!
28 Ekim 2026
-
GÖREVDEN ALINAN DEKANIN ARDINDAKİ SORULAR
26 Ekim 2026
-
CEZADA ADALET, İNFAZDA EŞİTLİK: BU ÇAĞRI DUYULMALI!
24 Ekim 2026
-
REKTÖR DEKAN VEKİLİ, PEKİ SIRADA NE VAR?
23 Ekim 2026