Köşe Yazısı
Ömer Büyüktimur
06 Ekim 2026, Salı
DİKİŞ TUTMAYAN KURUMLAR, BİTMEYEN ÇARK!
Demiştim, sözünden artık bana da gına geldi! İnanın, aynı meseleleri tekrar tekrar yazmaktan, aynı sorunların etrafında dönüp durmaktan insan yoruluyor.
Yorucu olan sorunların varlığı değil. Asıl yorucu olan, sorunların zamanla kurumların işleyiş biçimine dönüşmesi.
Öyle bir noktaya geliyoruz ki insan ister istemez soruyor: Bu nasıl bir zaafiyet? Bu nasıl bir keyfiyet?
Kurumlar adeta dikiş tutmaz hale gelmiş. Benim iki kuruma karşı hassasiyetimi bilmeyen yok: Sağlık ve Milli Eğitim.
Biri insanın sağlığına dokunuyor. Diğeri evladının geleceğine. Dolayısıyla bu iki kurumda yaşanan her aksaklık, sıradan bir bürokratik mesele değildir.
Ortada insan var. Vatandaş var. Çocuk var. Gelecek var.
***
SAĞLIKTA ÇARK NEREYE DÖNÜYOR?
Geçtiğimiz hafta Diyarbakır İl Sağlık Müdürlüğü ve bağlı hastanelerle ilgili hayli yazdım.
Hijyen… Çevresel kirlilik… Bakımsızlık… Hasta mağduriyetleri… İhaleler…
Doğrudan teminler… Ve bütün bunların yanında gündeme taşıdığımız “rant eksenli dönen çark” iddiaları…
Önümüze gelen 14 sayfalık rapor öyle yabana atılacak cinsten değildi.
Okuyunca insanın ağzından tek cümle çıkıyor..“Yok artık! Daha neler?”
Yaşananları İl Sağlık Müdürü Emre Asiltürk'e de birebir aktardım.
Burada yıllardır söylediğim bir gerçeği yeniden hatırlatmak gerekiyor:
Sağlık sistemi siyasetin, kişisel hesapların ve nüfuz ilişkilerinin gölgesinde kalamaz.
Bir çark yanlış kurulursa, dişlilerin kimi öğüteceğini kimse kestiremez.
Bugün birinin… Yarın başka birinin… Öbür gün bir başkasının lehine dönen düzen, sonunda vatandaşın aleyhine işlemeye başlar.
Atalar boşuna dememiş.. “Bal tutan parmağını yalar.”
Ama konu devlet kurumlarıysa, parmağın kime ait olduğundan önce kovanın kime ait olduğunu sormak gerekir.
Devletin kurumu kişilerin değil, milletindir.
BU ROTA NEREYE ÇIKAR?
Bugünden yarını kestirmek kolay değil. Fakat geçmişte defalarca gördüğümüz tabloyu da unutmamak gerekir..
Karakol… Mahkeme… Soruşturma… Müfettiş… Görev değişikliği… Atama…
Peki sonra? Sadra şifa mı? Hayır.
Bir koltuğa başka bir isim oturtmak, sistemdeki arızayı ortadan kaldırmıyor.
Rant iddiaları… Siyasi nüfuz iddiaları… Kişisel ilişkiler… Bunlar yönetim anlayışının önüne geçiyorsa, sorun bir kişinin makamında değildir.
Sorun sistemdedir.
“Balık baştan kokar” derler. Baş taraf düzelmeden gövdeyi makyajlamakla sonuç alınmaz.
***
GELELİM MİLLİ EĞİTİM'E…
Sağlıkta tablo böyle. Milli Eğitim'de de son bir haftanın gündemi yine atamalar ve görevden almalar.
Yerel gazetelere yansıyan iddialara göre Kayapınar İlçe Milli Eğitim Müdürü Kayahan Subaşı ile Kocaköy İlçe Milli Eğitim Müdürü Ercan Akdoğan'ın, bazı siyasilerin ısrarı üzerine görevden alındığı ileri sürülüyor.
Eğitim camiasında ise bu görevden almaların “haksızlık” olarak değerlendirildiği ifade ediliyor.
Şimdi soruyorum. Okulların açıldığı dönemde böyle bir değişikliğe neden ihtiyaç duyuldu?
Madem değişiklik yapılacaktı, neden yaz döneminde değil? Neden öğrencilerin sınıflara girdiği, velilerin yeni eğitim yılının telaşına düştüğü günlerde?
İşte eğitim camiasının sorduğu soru tam da bu..“Ne oluyor?”
Subaşı'nın yerine Mücahit Sanır… Akdoğan'ın yerine Mehmet Aydın…
Bir başka iddia da Hazro İlçe Milli Eğitim Müdürü Uğur Doğaner'in görevden alınmasının an meselesi olduğu yönünde.
Peş peşe gelen bu gelişmeler, eğitim camiasındaki soru işaretlerini büyütüyor.
***
KRİTER NE?
Elbette görevden alma ve atama yetkisi mevzuat çerçevesinde ilgili makamların tasarrufundadır.
Kimsenin buna itirazı yok. İtiraz edilmesi gereken nokta başka..
Kriter nedir? Liyakat nedir? Başarı ölçüsü nedir? Değişikliğin gerekçesi nedir?
Kamu yönetiminde en tehlikeli anlayışlardan biri şudur. “Ben yaptım, oldu.”
Devlet ciddiyet ister. Eğitim ise daha fazlasını ister.
Eğitimde yapılan her yanlış tercihin faturası, bir makam sahibine değil, doğrudan çocuklara çıkar.
***
MESELE SADECE ATAMA DEĞİL!
Milli Eğitim'in meselesi sadece müdür koltuklarından ibaret değil. İki hafta önce forma meselesini yazdık.
Öğrenci servislerini yazdık. Okulların hijyen sorunlarını yazdık. Okul Aile Birliklerinin temel ihtiyaçları karşılamak için velilerden para toplaması tartışmasını yazdık.
Şimdi yine servis meselesi… Çınar… Dicle… Silvan… Kocaköy… Sur…
Öğrenci servislerinde yaşanan anlaşmazlıklar nedeniyle mağduriyet yaşayan öğrenciler ve veliler olduğu belirtiliyor.
Daha da önemlisi, yıllardır öğrenci taşıması yapılan bazı köylerde yeni yönetimlerin kilometre hesabı üzerinden taşıma iptallerine gitmesi.
İşte burada tablo gerçekten düşündürücü. Bir tarafta çocuk… Bir tarafta okul… Bir tarafta ulaşım… Diğer tarafta hesap kitap…
Ama o kilometre hesabını yapanlar, o yolu yürümek zorunda kalan çocuk değil.
Devletin hesabı yalnızca kuru matematikten ibaret olamaz.
Birkaç kilometre tasarruf uğruna bir çocuğun eğitim hakkı riske atılıyorsa, o hesap yeniden yapılmalıdır.
Çünkü devlet, vatandaşa kolaylık üretmek için vardır.
***
TOKİ'DEKİ ANADOLU LİSESİ
Gelelim bir başka çarpıcı meseleye… TOKİ konutlarındaki Anadolu Lisesi. Sıfır okul. Bu yıl eğitim öğretime açıldı. 32 derslik.
Ama okulda yeterli masa yok. Sıra yok. Öğretmen eksik. Ve çok sayıda öğrenci, yaklaşık üç haftadır olması gerektiği gibi eğitim alamıyor.
Sonunda vatandaş çareyi CİMER'e şikâyette bulunmakta buluyor.
“Ne olur, sorunumuzu çözün” diye. Mesele buraya kadar geldiyse, oturup düşünmek gerekiyor.
Bir okul açılıyor. Öğrenci geliyor. Ama okulun temel ihtiyaçları tamamlanmamış.
Bu nasıl bir planlama? Bu nasıl bir yönetim anlayışı?
Biz buradan aktardık. Yerel gazetelere de haber oldu.
Şimdi herkes aynı sorunun cevabını bekliyor. Çözüm gelecek mi?
İşleyen bu mantık ve yönetimsel anlayış değişmedikçe, açık söyleyeyim: biraz zor.
***
DİKİŞ TUTMAZSA NE OLUR?
Velhasıl…
Sağlıkta başka bir sorun. Milli Eğitim'de başka bir sorun. Atama… Görevden alma… İhale… Servis… Hijyen… Bakımsızlık… Veliden para talebi… Okulda eksik…
Hastanede aksaklık… Ve bütün bunların ortasında yine vatandaş.
Sonra dönüp soruyoruz..“Neden kurumlara güven azalıyor?”
Cevabı aslında çok açık. Güven sözle kurulmaz. Güven; adaletle, liyakatle, şeffaflıkla ve hesap verebilirlikle kurulur.
Bir kurumda herkes “acaba” diyorsa… Bir atamanın arkasında sürekli başka bir güç aranıyorsa… Bir ihalenin adı geçince insanların aklına soru işaretleri geliyorsa…
Bir veli, okulun temel ihtiyacını karşılamak için cebine bakıyorsa… Bir öğrenci servisinin kesilmesiyle okula nasıl gideceği hesaplanmıyorsa…
Sorun artık tek tek olaylar değildir. Sorun sistemdir.
Sistemde sorun varsa, üstünü halıyla örtmek çözüm değildir. Halı kirlenir. Koku büyür. Ve bir gün o koku mutlaka dışarı çıkar.
Benden söylemesi… Dikiş tutmayan yere yama yapmakla elbise sağlam olmaz.
Kurumların ihtiyacı daha fazla yama değil. Liyakat. Adalet. Şeffaflık. Hesap verebilirlik.
Ve en önemlisi..Ciddi bir devlet yönetimi anlayışı.
Yoksa çark yine döner. Döner dönmesine… Ama bu kez herkes aynı soruyu daha yüksek sesle sormaya başlar..
Çark kimin için dönüyor?
İşte asıl mesele budur.
Ve o soru büyüdükçe, vatandaşın cevap bekleme hakkı da büyür.
***
GÜNÜN SÖZÜ
Milletin emanetine gölge düşerse koltuk değişir, lakin sorunlar değişmez!
Ömer Büyüktimur - Önceki Yazıları
-
ASIL MESELE ŞİMDİ BAŞLIYOR!
05 Ekim 2026
-
BİR KELİME DEĞİŞTİ, BÜYÜK TARTIŞMA YENİDEN ALEVLENDİ
03 Ekim 2026
-
MECLİS’TE YENİ YASAMA YILI…
02 Ekim 2026
-
21/B RUTİNE DÖNDÜ!
01 Ekim 2026
-
SÖZÜN BİTTİĞİ YERDEYİZ!
30 Eylül 2026