IRKÇILIK KİME HİZMET EDİYOR?
Toplumların hafızası, tartışılmazdır! Hele ki acılarla yoğrulmuş halkların hafızası, resmi tarih kitaplarından çok daha güçlü şekilde, nakşedilmiştir!. O hafıza, mahkeme kararlarıyla, yasaklarla ya da inkâr politikalarıyla ne silinebilir ne de yok sayılabilir? Kürtlerin hafızası da, işte bu hakikatin inşaasıdır!.
***
Cumhuriyetin ilk yıllarında yaşanan kırılmaların yarattığı vahim sonuçlar, bugün hâlâ canlılığını koruyor. Tek tip vatandaş anlayışının hâkim olduğu, farklı kimliklerin ve inançların tehdit olarak görüldüğü bir dönemde yaşanan olaylar, yalnızca tarihin değil, vicdanların da konusu olmaya devam ediyor.
***
İşte bu isimlerden biri de Şeyh Said'dir. Resmî tarihin uzun yıllar vatan haini olarak anlattığı Şeyh Said, Kürt toplumunun önemli bir kesiminin gözünde ise inancı uğruna mücadele etmiş bir din âlimi ve kanaat önderidir. Onu yalnızca bir mahkeme kararına indirgemek, yüz yıllık bir toplumsal hafızayı yok saymaktır.
***
Bugün devletin geçmişte yaşanan birçok acı olay konusunda daha temkinli ve daha kuşatıcı bir dil kullanmaya başlaması tesadüf değildir. Çünkü tarih, tek sesli anlatılarla değil, farklı hafızaların birlikte değerlendirilmesiyle anlaşılır. Geçmişte yapılan yanlışların, hukuksuz infazların ve toplumsal kırılmaların konuşulabilmesi bile önemli bir değişimin göstergesidir.
***
Ne var ki hâlâ eski vesayetçi zihniyetin diliyle konuşan siyasetçiler var. İşte Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ.. O’nun Şeyh Said hakkında kullandığı vatan haini ifadesi, sadece tarihî bir tartışmanın parçası değildir. Bu söylem, milyonlarca Kürdün tarihsel hafızasını ve manevi değerlerini hedef alan ayrıştırıcı bir üslubun yansımasının da ötesinde bir ırkçılıktır!.
***
Daha önce de dile getirdim ve yazdım.. Bu yönde olası bir eleştiri elbette yapılabilir. Tarih de tartışılabilir.. Pozitif ve negatif duruşta, herkes için fikir, düşünce siyasi özgürlüktür.. Ancak bir halkın saygı duyduğu tarihî şahsiyetleri aşağılayarak siyaset üretmek, hakaretler içeren sözler sarf edip, ithamlarda bulunmak toplumsal barışa katkı sunmaz. Bilakis, yıllardır onarılmaya çalışılan kırılmaya dair fay hatlarını yeniden harekete geçirir. Kışkırtıcı ve provokatif olur!..
***
Nitekim mahkemenin verdiği karar da, ifade özgürlüğü ile kişilik hakları arasındaki sınırın hukuk önünde değerlendirildiğini gösterdi. Kararın hukuki yönü ayrıca tartışılabilir; ancak asıl üzerinde durulması gereken, siyasetin neden hâlâ kutuplaştırıcı ve ötekileştirici bir dili tercih ettiğidir. Bugün Türkiye'nin ihtiyacı yeni düşmanlar üretmek değildir.
***
Kürtleri inciten, onları sürekli öteki olarak gören, tarihini aşağılayan bir dil; ne birlik sağlar ne de kardeşlik inşa eder. Irkçılık, hangi kimlik adına yapılırsa yapılsın, topluma sadece nefret ve ayrışma kazandırır. Artık şu soruyu sormanın zamanı gelmedi mi? Yüz yıl önce yaşanan acılardan ders çıkarmak yerine, aynı yaraları yeniden kanatmanın kime ne faydası var?
***
Bir halkın hafızasına hakaret ederek oy devşirmeye çalışmak, siyaset midir; yoksa çaresizliğin ve önyargının dili midir?.. Bence ikinci şık.. Türkiye, geçmişiyle yüzleşebildiği ölçüde güçlenebilir.
***
Kürtlerin acısını anlamadan, onların tarihsel hafızasına saygı göstermeden gerçek bir toplumsal barış kurulamaz. Aynı şekilde, farklı düşüncelere sahip insanların birbirini düşmanlaştırması da bu ülkeye hiçbir şey kazandırmaz.
***
Bugün ihtiyaç duyduğumuz şey; öfkeyi büyüten sloganlar değil, adaleti büyüten bir vicdandır. Çünkü tarih, kinle değil; hakikatle yazıldığında geleceğe umut bırakır.
***
GÜNÜN SÖZÜ
Irkçılık, hakikatin değil korkunun dilidir.
Ömer Büyüktimur - Önceki Yazıları
-
KADİR İNANIR’IN ÜSTLENDİĞİ ROL!..
04 Temmuz 2026
-
ÜÇÜNCÜ KEZ TARİH AYNI YANLIŞI AFFEDER Mİ?
03 Temmuz 2026
-
MÜFETTİŞ RAPORLARI ORTADAYKEN!..
02 Temmuz 2026
-
NE ÇABUK DEĞİŞTİK?..
30 Haziran 2026
-
İMAR’DA SÖZ YARGININ!.. YA SONRASI?…
29 Haziran 2026