Kategoriler
Köşe Yazısı 07 Haziran 2026, Pazar
AnasayfaYazarlar › Ömer Büyüktimur
Köşe Yazısı Ömer Büyüktimur 06 Haziran 2026, Cumartesi

İYİ AMA NEŞESİZ, OLMAK!!!

Ülke ahalisine sorsak, hal-i durum nicedir?.. Ki bireysel de olsa.. İlk tepki “iyiyiz” ama velakin “neşesiz?”..  Yorgunuz, lakin neden yorgun olduğunu, anlatmakta zorlanıyor.. Anlatamıyor.. Kendince bir yere yetişiyor gibi koşuşturuyor, ama nereye vardığını, ne için gayret sarf ettiğini bilmiyor.  Fiziki bizde kendisi dursa bile, beyin mekanizması ve  zihni durmuyor!.. Zaten çağımızın en büyük gürültüsü de bu değil mi?.. İçimizde hiç susmayan bir ses var?. Ses tonu da, “kamyon gazı” gibi…

*

Hal bu iken, bugün için biraz duralım istiyorum.. Pazar yazısı niyetine, “neşeli” moduna geçelim.. Sabah çayı ağırdan içelim. Kahvaltı soğusun biraz. Haberleri de, eldeki telefonu da, bırakalım.. Şöyle, dünyayı birkaç saatliğine kendi hâline bırakalım… Halk deyimiyle ne hali varsa görsün?.. Çünkü, insan bazen memleketten değil, memleketin insanın içine yerleşmiş hâlinden, neşesiz, yorgun ve de tepkili kalıyor…

*

Artık, “neşemi kaybettim” diyor insanlar! Öyle büyük cümlelerle değil üstelik… Sanki anahtarını unutmuş gibi söylüyor: “İyiyim ama neşem yerinde değil…” Tam da çağın özeti bu. Neşe; hızın değil, yavaşlığın çocuğudur. Neşe biraz oyalanmak ister. Bir pencereye dalıp gitmek, sebepsiz gülmek, boş konuşmak, hatta biraz vakit öldürmek ister. Maalesef, çağımızın dini verimlilik oldu. Boş duran insan suçlu gibi hissediyor artık.

*

Eskiden insanlar can sıkıntısından fıkra anlatırdı. Şimdi kimsenin bir fıkrayı sonuna kadar dinleyecek dikkati, hali ve tahammülü bile yok! En kısa hikâye bile, zihin aksiyonuna göre uzun geliyor. O yüzden mizah da değişti… Ki kalmadı bile.. Stand-up dediğimiz şey, aslında dağılmış dikkat sürelerine göre yeniden tasarlanmış kahkaha biçimine döndü.. Soru… Cevap… Şok…
Kahkaha… Sonra sıradaki.. Durup düşünmeye vakit yok. Ki düşünmek, insanın kendi içine çarpmasıdır biraz. Bugünün insanıysa kendine çarpmaktan özellikle kaçıyor.

*

Yapay zekâ meselesine de biraz buradan bakıyorum ben. Şarkılar yapıyor artık. Hem de milyonlarca insanın dinlediği şarkılar… Direniyoruz ama gerçek şu.. Mereti Seviyoruz da. İşin ironik tarafı ne biliyor musunuz? “Bu yapay” diye burun kıvıranların yıllardır dinlediği konserlerin çoğu zaten yarı yapay değil miydi? Sahnede duyduğunuz seslerin önemli kısmı filtrelerden, düzeltmelerden, dijital cilalardan geçmiyor mu?.. Yani insan sesi bile artık fabrikadan çıkmış gibi parlatılıyor!.

*

Demek ki, bizim mevzumuz yapaylık değil.. Alıştığımız yapaylığın yeni bir isimle hayat koşumuza arz-ı endam etmesidir.. Farkındaysanız, İnsan artık ölümden değil, yetişememekten korkuyor. Şimdi bayram geliyor.. 9 gün süreyle tatil.. Ve ekseriyetiyle de herkes tatil planı peşinde. Sanki birkaç günlük kaçış, insanın bütün yılına af getirecekmiş gibi. Oysa ben yıllardır şunu düşünüyorum: Bu kadar tatil özlemiyle kurulan bir hayat biçimi aslında bir özgürlük değil, gizli bir mahkûmiyet olabilir mi?

*

Gerçek şu ki, tatil dediğimiz şey sonuçta bir “ara”. İnsan bazen şunu sormalı kendine: Asıl hayat buysa, neden sürekli ara vermek istiyoruz? Belki de mesele dinlenmek değil artık… Belki mesele, yaşadığımız hayatın içinde gerçekten yaşayacak bir yer bulamayışımızdır. Yoksa, manevi değeri yüksek ve kutsal olan, Kurban Bayramı’nı bile “tatil” olarak görür, öyle zihnimizi yetişme namına yorar mıydık?!.? Siz deyin haksız mıyım?!

*

GÜNÜN SÖZÜ…

Maneviyatı terk-i diyar eden, maddiyatın peşine düşerse, hayatı yetişememe korkusuna mahkumdur.

Paylaş
Ömer Büyüktimur - Tüm Yazıları →