Kategoriler
Köşe Yazısı 16 Haziran 2026, Salı
AnasayfaYazarlar › Ömer Büyüktimur
Köşe Yazısı Ömer Büyüktimur 16 Haziran 2026, Salı

SUR'U KİM YAŞANILMAZ EDİYOR?

Diyarbakır'ın kalbi Sur'dur... Bu cümleyi yıllardır kuruyor, yaşanan her olumsuzlukta dönemin muhataplarına hatırlatıyorum. Bu kadim beldeye sahip çıkın diyorum. Ve artık Sur için klişeleşmiş olsa da aynı soruyu sormaktan vazgeçmiyorum.. Bu kalbin nasıl attığını gerçekten takip ediyor muyuz? Ne yazık ki pek azımız...

***

Binlerce yıllık medeniyetlerin izlerini taşıyan, UNESCO Dünya Mirası Listesi'nde yer alan Suriçi; bugün sadece tarihi ve kültürel zenginlikleriyle değil, düzensizlik, kaldırım işgalleri, trafik karmaşası ve görüntü kirliliğiyle de anılıyor. Üstelik bu yeni bir mesele de değil... Yıllardır konuşuluyor, yıllardır şikâyet ediliyor, yıllardır çözüm bekliyor.

***

Bir zamanlar insanların başını kaldırıp taşların anlattığı tarihi dinlediği sokaklarda, bugün rahat yürümek bile mesele hâline gelmiş durumda. Kaldırımlar yayaların olmaktan çıkmış!. Tezgâhlar, ürünler, masa ve sandalyeler kamusal alanları daraltırken yaşlılar, engelliler ve çocuklu aileler araçların arasından yol bulmaya çalışıyor.

***

Daha önce de yazdım, bugün yine soruyorum: Ey Sur'un muhterem sakinleri... Kaldırımlar kimin? Kamusal alanlar kim için var? Elbette esnaf bu kentin ekonomik hayatının vazgeçilmez unsurudur. Seyyar satıcılar da bu şehrin ekmeğinin peşindeki insanlarıdır. Kimsenin alın teriyle meselesi olamaz. Ancak kamuya ait alanların kullanımı ile işgali arasında da ince ama önemli bir çizgi vardır. İşte o çizgi yıllardır ihmallerin, keyfiyetin ve denetimsizliğin gölgesinde silikleşti.

***

Bugün özellikle Gazi Caddesi, Balıkçılarbaşı ve Melikahmet çevresinde ortaya çıkan manzara birçok kişi için sıradanlaşmış durumda. Oysa bir atasözünün dediği gibi.. "Eğri cetvelden doğru çizgi çıkmaz." Yanlışı kanıksamak, onu doğru yapmaz.

***

Geçtiğimiz haftanın son mesai gününde Büyükşehir Belediyesi Eşbaşkanları Serra Bucak ve Doğan Hatun'un katılımıyla gerçekleştirilen benim de adına, Sur'un Huzuru verdiğim istişare toplantısı da işte bu soruna dikkat çekmek amacı taşıyordu.

***

Toplantıya davetliydik ancak elde olmayan nedenlerle katılamadık. Buna karşın Söz Haber ekibimiz toplantıyı başından sonuna kadar takip etti. Aktardıkları, belediyelerin konuya yalnızca zabıta denetimi olarak değil, Sur'un geleceği açısından baktığını gösteriyordu.

***

Eşbaşkan Serra Bucak'ın paylaştığı bilgiler dikkat çekiciydi. Suriçi'nde tarihi dokunun korunması, görüntü ve gürültü kirliliğinin azaltılması amacıyla Büyükşehir Belediyesi ile merkez dört ilçe belediyesinin ekipleri koordineli çalışma yürütüyor. Yaklaşık yüz kişilik zabıta ekibi iki vardiya hâlinde gece yarısına kadar sahada görev yapıyor.

***

Ancak yaklaşımın merkezinde ceza değil, diyalog bulunuyor. Önce uyarı... Önce anlatma... Önce uzlaşı... Çünkü tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır sözü boşuna söylenmemiştir. Kamusal alanların yeniden yayaların kullanımına açılması, yaya ve araç hareketliliğinin rahatlatılması hedefleniyor. Çünkü Sur'u korumak yalnızca surları, hanları ve camileri korumak değildir. O tarihi yaşanabilir kılmaktır.

***

Lakin mesele sadece kaldırımlar da değil... Temizlik, çevre düzeni, kent estetiği ve güvenlik de aynı bütünün parçalarıdır. Suriçi'nde yürütülen temizlik çalışmaları, yeni çöp kovaları, yenilenen kent mobilyaları ve çevre düzenlemeleri bu anlayışın yansımalarıdır. Aydınlatma eksiklikleri de gündemdeki başlıklardan biri. Özellikle Gazi Caddesi çevresindeki karanlık noktaların giderilmesi için ilgili kurumlarla görüşmeler sürdürülüyor.

***

Toplantıda söz alan Eşbaşkan Doğan Hatun ise meselenin özünü tek cümleyle özetledi: “Amaç kimseyi mağdur etmek değil, ortak yaşam kültürünü güçlendirmektir.” Gerçekten de Sur yalnızca burada yaşayanların değil, Diyarbakır'ın, Türkiye'nin ve insanlığın ortak mirasıdır. Bu mirası korumak da ortak sorumluluktur. Çünkü Diyarbakır'ın vitrini, hafızası ve ekonomik geleceğidir. Kısacası bacasız fabrikasıdır.

***

Her yıl yüz binlerce ziyaretçi bu tarihi bölgeyi görmek için Diyarbakır'a geliyor. Kimi İstanbul'dan... Kimi Ankara'dan... Kimi Bursa'dan, Eskişehir'den, İzmir'den... Kimi Avrupa'dan... Kimi de dünyanın öbür ucundan... Ve ne yazık ki çoğu zaman tarihin ihtişamıyla düzensizliğin yan yana durduğu bir tabloyla karşılaşıyor.

***

Oysa turizmin ilk şartı ulaşılabilirliktir. Düzenli ve yaşanabilir bir kent dokusudur. Bu nedenle bugün atılan adımlar önemlidir. Ancak, birkaç günlük denetimle ya da birkaç zabıta uygulamasıyla çözülecek bir mesele değildir bu. Asıl ihtiyaç olan şey altın yumurtlayan turizmi sürekli ve kalıcılaştırmaya dair zihniyeti egemen kılmaktır.. Küçük hesaplara boğdurmak değil..

***

Tabi mevzu bir tek kaldırıma bırakılan masa, Sur’un havasını iki metrede bir kurulan, açılan ciğer kebabı salon ve tezgahlarıyla, boğdurmak da değildir. Sorun, hijyenik ve de ortak yaşam kültürüne bakışımızdır. Şehirler binalarla değil, kurallara gösterilen ortak saygıyla yaşanır olur..

***

Bir şehirde herkes yalnızca kendi kapısının önünü düşünürse, sonunda o şehir kimsenin rahat yaşayamayacağı bir yere dönüşür. Ama herkes ortak alanın hakkını gözetirse işte o zaman, şehir nefes alır. Sur'un bugün ihtiyacı olan da budur. Daha fazla duyarlılık... Daha fazla kent bilinci ve kent Milliyetçiliği.. Daha fazla sorumluluk... Ve daha fazla ortak akıl...

***

Sur herhangi bir ilçe değildir. Diyarbakır'ın hafızasıdır. Ve unutulmamalıdır ki; "Ev sahibi evine sahip çıkmazsa, misafir de kıymet bilmez." Hafızalar korunmadığında şehirler yalnızca tarihlerini değil, ruhlarını da kaybeder.

***

GÜNÜN SÖZÜ

Bir şehri imar etmek kolaydır; zor olan o şehrin ruhunu koruyabilmektir.

 

Paylaş
Ömer Büyüktimur - Tüm Yazıları →