Oysa devlet dediğiniz şey sloganla değil, usulle, yasayla ve hukukla yürür. Hele mesele, ana muhalefet partisinin geleceğiyse… Bugünlerde Cumhuriyet Halk Partisi içinde yaşanan tablo da tam olarak bunun aynası. Gürültü çok… Akıl az… Yorum bol… Hukuki okuma ise yok denecek kadar kıt. Cehalet bulvarında herkes birbirini eziyor adeta…
***
Ortada dolaşan cümleler hep aynı..“45 gün içinde kurultay yapılmalı…” Kılıçdaroğlu hemen olağanüstü kurultay kararı almalı… Parti yeniden seçime gitmeli… Bir durun… Bir nefes alın… Önce mutlak butlan kararının ne dediğini okuyun. Ortada kesinleşmiş bir hüküm mü var? Kurultayın iptali hukuken tamamlanmış mı? Tedbir kararının kapsamı ne? Mahkemenin ortaya koyduğu durum hangi yetkiyi doğuruyor?
***
Kimsenin dönüp bakmadığı asıl mesele tam da burası?.. Bizim memlekette boşuna yarım doktor candan eder, yarım imam dinden eder dememişler. Bugün buna bir de şunu eklemek gerekiyor.. Yarım hukukçu siyasetten eder. Herkes hukuk konuşuyor ama kimse hukukun gerçekten ne söylediğine bakmıyor..
***
Oysa mesele net… Eğer bir görevlendirme tedbiren yapılmışsa, bunun siyasi değil hukuki bir anlamı vardır. Bir makamın asli sahibi olmak başka şeydir, dava süreci tamamlanıncaya kadar emaneten orada bulunmak başka şey.. Üstelik 38. Kurultay’a ilişkin iptal tartışmaları henüz kesinleşmiş bir yargı hükmüne bağlanmış değilken…
***
Peki ne oluyor da bugünden yarının siyasi haritası çizilmeye çalışılıyor?.. Dereyi görmeden paçalar neden sıvanıyor? Artık siyaset hukuk üzerinden değil, psikoloji üzerinden yürütülüyor. Bir taraf mutlak dönüş havası estiriyor… Diğer taraf ise tam teslimiyet görüntüsü veriyor. Oysa hukuk ne öfkeyle çalışır ne alkışla…
***
Bir yanda Kemal Kılıçdaroğlu üzerinden yürüyen meşruiyet tartışmaları… Diğer yanda Özgür Özel yönetiminin sert ve gerilimli siyasal dili…Tabi hal-i hazırda cezaevinde bulunan Ekrem İmamoğlu’nun beyanları.. Kurban Bayramı’nı geride bıraktık. Normal şartlarda siyasetin yumuşaması, partilerin bayramlaşması, topluma biraz olsun umut vermesi beklenirdi.
***
Görünen o ki, bayram havasından çok kriz havası hâkim. Parti içinde büyüyen hesaplaşma artık sadece sözlü tartışma boyutunu da aşmış durumda. Ankara kulislerinde konuşulan olası ihraç süreçleri, yeni kırılmaların fitilini ateşleyebilir. Tasfiye üzerinden güç devşirme hesabı yapılabilir… Ama böyle bir güç, her zaman zehir üretir.
***
Hele Meclis’teki sandalye dengeleri bu kadar hassasken… Bir önceki yazımda da ifade ettiğim gibi, bugün atılacak her sert adım, yarın grup bütünlüğünü tartışmalı hale getirebilir. Keskin sirke küpüne zarar derler ya… Tam da öyle. Süreç artık kurultay tartışmasının da ötesine geçmiş durumda. Parti, devlet ciddiyetini kaybetme riskiyle karşı karşıya.
***
Güvenlik güçleriyle siyaset kurumunun karşı karşıya getirilmesi ise çok daha tehlikeli bir eşikolur. Geçmişte bunun ağır bedellerini ülke olarak defalarca ödedik. Bir siyasi partinin önünde yaşanabilecek polis müdahaleleri ya da gerilim görüntüleri, yalnızca o partiye değil; doğrudan demokrasi algısına zarar verir.
***
Devletin copuyla siyasetin öfkesi aynı kareye girerse, oradan kazanan çıkmaz. Bugün hukuki belirsizlik, siyasi hırs, örgütsel güvensizlik ve liderlik kavgası aynı kazanda kaynıyor. Üstelik unutulan çok önemli bir gerçek daha var. Ana muhalefet partisinin sürekli kendi içine kapanması, yalnızca kendi tabanını değil; memlekette alternatif arayan milyonları da yoruyor.
***
Vatandaş artık kavga değil çözüm görmek istiyor. Bağıran değil, güven veren siyaset arıyor. Güzel bir söz vardır:
Siyasette en büyük hata, aynaya bakmadan pencereye koşmaktır.CHP’nin bugün yaşadığı çıkmaz da tam olarak budur. Herkes dışarıya mesaj verme telaşında… Ama içeride büyüyen çatlağa odaklanan yok.
***
Unutulmamalıdır ki.. Mahkeme kararları sloganla değil, kesin hükümle sonuç doğurur. Siyasi meşruiyet ise sosyal medyada değil, hukuk zemininde inşa edilir. Aksi siyaset değil, karmaşadır.
***
GÜNÜN SÖZÜ..
Bağıranın çok olduğu yerde, akıl çoğu zaman sessiz kalır.
***
HAYIRLI CUMALAR…
Kaynak: Diyarbakır Söz
Yorumlar