Nitekim top artık Meclis gündeminde…
Yeni Parti Diyarbakır Milletvekili M. Sezgin Tanrıkulu, 37 soruyla Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’den yanıt istiyor.
Ne diyelim; bizim de dördüncü yazımız oldu. Görünen o ki sırada daha çok yazı olacak.
Çünkü ortada hâlâ cevaplanmamış sorular, basına yansıyan ciddi iddialar ve bütün bunların karşısında Dicle Üniversitesi yönetiminin sürdürdüğü bir “ketum” sessizlik var.
Neyin hikmeti, bilinmez!
***
Yineleyerek ifade edeyim! Üniversitenin ister 14,5 milyon, ister 17 milyon liralık bir havuz tadilatı yapmasına itirazımız yok.
İtirazımız; işin önceliğine, kaynağın nereden karşılandığına ve yapım işinin hangi usulle gerçekleştirildiğine…
Bugüne kadar kamuoyunu tatmin edecek kapsamlı bir açıklama yapılmış değil. Oysa mevcut iddiaların doğru olup olmadığını araştırmak benim görevim değil.
Benim görevim, kamuoyuna yansıyan iddiaları sormak. Bunlara belgeleriyle cevap vermek ise öncelikle ilgili idarenin, ardından da denetim makamlarının görevi.
Gerekirse adli merciler de hakikati ortaya çıkarır.
***
Şimdi asıl meseleye gelelim. Yerel basına yansıyan iddialardan biri hayli önemli:
Dicle Üniversitesi Havuzbaşı Sosyal Tesisleri’nin yenilenmesi için yapılan yaklaşık 17 milyon liralık harcamanın, Ağız ve Diş Sağlığı Uygulama ve Araştırma Hastanesi döner sermayesinden karşılandığı ileri sürülüyor.
Eğer bu iddia doğru değilse, üniversite bunu belgeleriyle açıklasın. Doğruysa, asıl soru çok daha önemli. Neden? Diş Hekimliği Fakültesi ve hastanesinin döner sermaye geliri nereden geliyor?
Hastalardan alınan sağlık hizmeti gelirlerinden… Yapılan tedavilerden… Üretilen sağlık hizmetlerinden… Yani doğrudan sağlık hizmetinin finansmanıyla ilişkili bir kaynaktan söz ediyoruz.
Bu kaynağın; hastanenin hastaları, öğrencileri, asistanları, klinikleri, cihazları, sarf malzemeleri ve teknolojik altyapısı gibi kendi ihtiyaçları dururken bir sosyal tesisin havuz ve çevre düzenlemesinde kullanılmasının hukuki ve mali dayanağı açıklanmalıdır.
Kim karar verdi? Hangi gerekçeyle karar verildi? Hangi mevzuat hükmüne dayanıldı? Hastanenin döner sermaye yönetimi bu harcamaya nasıl onay verdi? Diş Hekimliği Fakültesi ve hastane yönetiminin bu süreçteki rolü neydi?
Bütün bunların cevabı için illa ki Kaf Dağı’nı aşmak mı lazım?
***
Bir başka önemli başlık: İhale yöntemi. Üniversitenin kendi açıklamasında, tesisin son üç yıldır kapsamlı bakım ve onarıma ihtiyaç duyduğu ifade ediliyor.
Burada ister istemez şu soru ortaya çıkıyor. Üç yıldır bilinen bir bakım ihtiyacı, hangi gerekçeyle bir anda Kamu İhale Kanunu’nun 21/b maddesi kapsamında gerçekleştirilecek ölçüde “acil” hale geldi?
Ortada öngörülemeyen bir durum mu vardı? Bir deprem mi oldu? Sel mi yaşandı? Tesis kullanılamaz hale mi geldi? Bunlar yaşandı da bizim mi haberimiz olmadı?
Şehirde nefes alan biri olarak görmedik, yaşamadık.
Duyan varsa beri gelsin!
O halde üç yıldır bilinen bir ihtiyacın hangi gerekçeyle 21/b kapsamına alındığının açıklanması gerekmez mi?
Kaldı ki tartışılan sadece havuzun tadilatı değil. Kamu kaynağının hangi yöntemle ve hangi şartlarda harcandığıdır.
***
Bir diğer iddia da belirli firmaların davet edildiği yönünde.
Öyleyse ihale dosyasının temel unsurları kamuoyuyla paylaşılmalıdır.
Kaç firma davet edildi? Yaklaşık maliyet neydi? Sunulan teklifler neydi? İşi hangi firma, hangi bedelle aldı? 14,5 milyon mu, 17 milyon mu? Her ne ise, bu bedelin içerisinde hangi imalatlar bulunuyor? Metraj ve hakedişler ne durumda? Piyasa araştırması nasıl yapıldı?
Ve en önemlisi..Aynı iş açık ihale yöntemiyle yapılsaydı daha fazla rekabet oluşur muydu? Kamu, aynı işi daha uygun bir bedelle yaptırabilir miydi?
Bunlar suçlama değil. Bunlar, milyonlarca liralık kamu harcaması söz konusu olduğunda sorulması son derece doğal denetim soruları.
***
Bir de “önce iş, sonra evrak” iddiası var.
Eğer çalışmalar resmi ihale süreci tamamlanmadan önce başladıysa, bu artık yalnızca idari bir tartışma olmaktan çıkar ve ayrıca incelenmesi gereken bir mesele haline gelir.
Bu iddianın cevabı da aslında çok basit. İşin başlangıç tarihi nedir?İhale sürecinin tarihleri nelerdir? Belgeler ortaya konulur, tartışma biter.
***
Gelelim işin bir başka boyutuna… Dicle Üniversitesi yönetimi, Havuzbaşı Sosyal Tesisleri’nin açılışını kamuoyuna duyururken oldukça görünürdü.
Protokol vardı. Yemek vardı. Teşekkürler vardı. Plaketler vardı. Hatta özel plaketler de vardı. Peki kamuoyuna yansıyan mali ve idari iddialara neden aynı açıklıkla cevap verilmiyor?
Bir tesisin açılışını duyurmakta gösterilen şeffaflık, o tesisin “hangi kaynakla, hangi usulle ve hangi bedelle” yapıldığını anlatırken de gösterilmeli değil mi?
***
Daha önce de ifade ettim. Üniversitenin sağlık hizmeti veren bazı birimlerinde ciddi bakım ve onarım ihtiyaçları bulunduğu görülüyor.
Dolayısıyla ister istemez öncelik meselesi de gündeme geliyor.
Sağlık hizmeti sunulan alanların fiziki koşulları ile sosyal tesis yatırımlarının önceliği nasıl belirleniyor? Hangi ihtiyaç “acil”, hangisi “bekleyebilir” kabul ediliyor?
Bunun da kamuoyuna anlatılması gerekir. Çünkü kamu yönetiminde mesele yalnızca “para harcandı mı?” değildir.
Asıl mesele: Nereye?Neden?Hangi kaynaktan?Hangi usulle? Ve hangi bedelle?
Asıl soru budur.
***
Kimseyi peşinen suçlamıyorum. Ama ortada milyonlarca liralık kamu harcamasına ilişkin somutlaştırılabilir iddialar varsa, bunların sosyal medya tartışmalarına ve köşe yazılarına bırakılması da doğru değildir.
İlgili belgeler ortaya konulmalı. Üniversitenin yetkili birimleri gerekli incelemeyi yapmalı. Gerekirse YÖK ve Sayıştay denetim mekanizmaları devreye girmeli.
İddiaların kamu zararına, ihale mevzuatına aykırılığa veya başka bir hukuki sorumluluğa işaret edip etmediği de yetkili mercilerce değerlendirilmelidir.
Gerekli görülürse adli makamlar da incelemesini yapmalıdır.
Çünkü “kamu parasının hesabını sormak düşmanlık değildir.”
Tam tersine… Kamu kaynağının hesabını sormak, kamu adına denetim yapmanın en doğal gereğidir.
Ve yazının başlığındaki soruya dönelim. Havuzun suyu nereden geliyor, parası nereden?
Aslında bütün mesele, bu iki soruya verilecek açık, net ve belgeli cevapta düğümleniyor.
***
GÜNÜN SÖZÜ…
Kamu parasının hesabını sormak, kimseye düşmanlık değil; kamuya karşı sorumluluktur.
Kaynak: Diyarbakır Söz
Yorumlar