Umuyoruz ki daha sağlıklı, daha sıhhatli bir rotada ilerler. Korkular, endişeler ve kaygılar yerini güvene, istikrara ve başarıya bırakır.
Lakin…
Kentte iki futbol takımımız daha var. Biri efsane Diyarbakırspor, diğeri Diyarbekirspor! Biri kendi yolunda ilerlemeye çalışırken, diğerinin hali, açık söylemek gerekirse, içler acısı!
Üstelik mesele artık sadece sportif başarısızlık da değil. İşin içine adli vakalar, yönetim tartışmaları, verilen sözler, tutulmayan vaatler ve bitmek bilmeyen rant hesapları girince insan ister istemez soruyor:
Bu şehir futbolu nereye taşıyor?
***
DAHA KOLTUĞA OTURMADAN!
Gelelim Diyarbakırspor’a…
Efsane diye söz edilen, bir dönem kentin futbol hafızasında önemli bir yere sahip olan kulübün bugün geldiği nokta gerçekten düşündürücü.
Süleyman Solgun… Kulüp yönetimini oluşturmak adına kolları sıvayalı henüz 72 saat geçmemişken haber geldi:
“Solgun tutuklandı.”
Haber, gazetelerde ve haber bültenlerinde yer aldı.
Kamuoyuna yansıyan iddianın özeti ise oldukça çarpıcı. Solgun’la birlikte üç kişinin, İstanbul ve Ankara’da kendilerini MİT görevlisi olarak tanıtıp bazı kişilere adli sorunlarını çözme vaadinde bulunarak dolandırıcılık yaptıkları ileri sürülüyor.
Şimdi insan ister istemez soruyor?
Ne ara MİT görevlisi oldunuz? Ne ara insanların adli dosyalarını kapatacak, beraat ve tahliye sağlayacak güce eriştiniz? Ne ara bu şehirde futbol kulübü başkanlığı ile böylesine ağır adli iddialar aynı cümlede yan yana gelir hale geldi?
Elbette burada hukukun vereceği kararı beklemek gerekir.
İddia başka, hüküm başka…
Ancak Diyarbakırspor’un başkanlık koltuğuna oturmaya aday bir ismin, daha ilk günlerinde böyle ağır bir adli dosyayla gündeme gelmesi bile kulübün içinde bulunduğu tabloyu anlatmaya yetiyor.
***
MUSALLA TAŞINDA AMA ÖLMEDİ!
Diyarbakırspor’un hali ise adeta musalla taşındaki entübe hasta misali… Öldü, ölecek!
Her sezon aynı hikâye. Her kongrede aynı telaş. Her başkan arayışında aynı cümle. “El Fatiha…”
Ama gelin görün ki ölüm yok! Kulüp bir türlü ölmüyor, fakat bir türlü de ayağa kalkamıyor, kaldırılamıyor!
Peki neden?
İşin sırrı nerede? İşte tam da burada o meşhur 100 dönümlük arazi meselesi karşımıza çıkıyor. Ne yazık ki Diyarbakırspor’u yıllardır perişan eden en önemli meselelerden biri de bu arazi.
Bir türlü ne arazi kulübün yakasından düşüyor ne de kulüp arazinin gölgesinden çıkabiliyor.
Oysa artık sorulması gereken soru çok açık!. Bu 100 dönümlük, yüksek rant değerine sahip alan Diyarbakırspor’un sırtında daha ne kadar yük olacak?
Bence bu yıl artık bu düğüm çözülmeli.
Arazi meselesi bir rant ve çekişme alanı olmaktan çıkarılmalı.
Ya Diyarbakırspor’u ayağa kaldırma adına kullanılmalı… Ya da Diyarbakır’ın gençlerine, çocuklarına ve sporuna hizmet edecek gerçek bir tesise dönüştürülmeli.
***
DİYARBEKİRSPOR’DA ESEN RÜZGÂR!
Gelelim Diyarbakır’daki diğer futbol takımına…
Diyarbekirspor!. Özerk, kendine münhasır bir yapıya sahip! Diyarbakır’da taraftar ve ahali nezdinde karşılığı var mı, varsa ne kadar?
Asıl soru bu. Çünkü futbol sadece forma, futbolcu ve yönetici meselesi değildir.
Futbol; şehirle, taraftarla, aidiyetle ve ortak bir hayalle kurulan bağdır. Bu bağ yoksa geriye ne kalır?
Ticari bir faaliyet… Sezonluk hesaplar… Başkanlık koltuğu… Verilen sözler… Ve kongreler…
Nitekim geçtiğimiz haftalarda Beraat Güneş başkan oldu.
Aradan çok geçmeden ise “istifa ettim” açıklaması geldi. Güneş’in istifasına dair sözleri de oldukça dikkat çekiciydi:
“Söz, şeref ve namus kadar kıymetlidir.”
Ve devamında şu cümleyi kurdu. “Verilen sözlerin arkasında durulması, bizim için maddi destekten çok daha büyük anlam taşımaktadır.”
İşte meselenin düğüm noktası belki de tam burası. Maddi destekten daha önemli olan nedir?
Güven.
Verilen sözün arkasında durmak… Bir kulübün geleceğini kişisel hesapların önüne koymak…
Elini taşın altına koymak… Güneş’in altını çizdiği şu söz ise aslında bütün tabloyu özetliyor:
“Bugün bir kez daha gördük ki; bazı insanlarımız gücünün yanında durmayı tercih ediyor, fedakârlık yapmaktan ve elini taşın altına koymaktan kaçınıyor.”
Daha ne desin?
***
FUTBOL MU, TİCARET Mİ?
Diyarbekirspor, 3. Lig’de akıbetinin ne olacağı tartışılan bir noktada. Diyarbakırspor ise yıllardır ayağa kalkmayı bekleyen bir efsane…
Peki bu tablo bize ne söylüyor?
Bana göre çok net. Futbolun ticari hesaplarla yönetildiği yerde, futbolun kendisi iflas ediyor.
Kulüpler, kişilerin kariyer basamağı değildir. Başkanlık koltuğu, güç gösterisi değildir. Arazi, kulübün geleceğinden daha kıymetli değildir.
Verilen söz, kongre salonundan çıkınca unutulacak bir cümle değildir.
Ve en önemlisi… Diyarbakır’ın futbolu, Diyarbakır’ın insanından kopuk yaşayamaz.
Bu şehirde futbolun yeniden ayağa kalkmasını istiyorsak, önce hesapları, rantı, kişisel beklentileri ve koltuk kavgalarını bir kenara bırakmak zorundayız.
Yoksa her sezon aynı filmi izleriz.
Bir kulüp entübe edilir hale gelir… Sonra iyileştirme adına!. Bir başkan aranır… Bir kongre yapılır… Bir umut dağıtılır… Sonra?
Yine aynı yere dönülür.
“Mevtayı nasıl bilirdiniz?”
“El Fatiha…”
Denilir ama cenaze bir türlü kalkmaz!. Çünkü mesele ölüm değil. Mesele, yaşatmayı gerçekten isteyip istemediğimizdir.
Ve şimdi soruyorum!
Diyarbakırspor’u,
Diyarbekirspor’u,
Gerçekten yaşatmak mı istiyoruz; yoksa onların üzerinden yaşananları mı yaşatmak istiyoruz?
Deyin hele!
***
GÜNÜN SÖZÜ
Bir şehrin futbolunu yaşatmak istiyorsanız, önce o şehrin futboluna olan güveni yaşatın.
Kaynak: Diyarbakır Söz
Yorumlar