Buradaki mesele yalnızca birkaç fabrikanın zarar etmesi değil… Yıkıcı olan umutların hızla tükenme moduna girmesidir. Diyarbakır’ın üretimle ayağa kalkma hayalinin vahim derecede giderek, yara almasıdır.. Büyük umutlarla kurulan fabrikalar bugün birer birer kapanma noktasına gelmiş.. Ki kapatan çok..
***
Hemen yanı başımızda, Diyarbakır Tekstil OSB.. Bir kaç yıl olmadı kurulalı ve fabrikaların bacalarının tütmesi.. Bölgeler arası kalkınmışlık farkını ortadan kaldırma adına milyarlarca liralık teşvik paketlerine, ödemelerine, hatta devlet-in bizatihi kendi inşa edip, işletilmesi yönünde teslim ettiği fabrikalar bile, bir bir kepenk indiriyor?!
***
Geçen haftanın son resmi gününde, Tekstil Sektörünün iç dünyasındaki yıkıntı halini, masaya yatıran bir çalışma düzenlendi.. “Tekstil ve Hazır Giyim Sektöründe Yeni Konumlanma Arayışı “ başlığı altında, gerçekleştirilen bir çalıştay.. Buradaki tablo, yalnızca sektörün değil, Türkiye ekonomisinin de fotoğrafını ortaya koydu.
***
Diyarbakır Ticaret ve Sanayi Odası, Moda ve Hazır Giyim Federasyonu, Güneydoğu Tekstil Sanayi ve İş İnsanları Derneği ve Ekonomi Gazetesi iş birliğiyle, çalıştay organize edildi.. Çalıştayda konuşulanlar aslında yıllardır ötelenen bir gerçeği yeniden yüzümüze vurdu: Türkiye üretmek istiyor… Ama üreticinin önünü göremediği bir ekonomik iklimde, sanayi ayakta kalmakta zorlanıyor.
***
DTSO Başkanı Mehmet Kaya’nın yaptığı yön vurgusu oldukça dikkat çekiciydi. “Ankara’dan İstanbul’a giderken kendinizi Bolu’da bulursanız, ne kadar hızlı giderseniz gidin hedefe ulaşamazsınız” sözleri, belki de son yılların ekonomi yönetimine yönelik en sade ama en sert eleştirilerden biriydi.
***
Kaya’nın şu sözleri.. “Sanayi yatırımı bir dükkan açıp kapatmak gibi değildir. İnsanlar büyük sermayeler koyuyor, yıllarca geri dönüş bekliyor. Ancak kısa sürede değişen ekonomik koşullar nedeniyle üretici çıkmazın içine sürükleniyor..”
Kaya, merkezi yönetimi de göreve çağırarak, sektör temsilcilerinin önerilerine kulak vermesi gerektiğini söylüyor.. Hazin bir durum.. Mesele artık sıradan değil..
***
Mevzu doğru istikameti bulabilmek. Bugün Türkiye’de teşvik sistemi tartışılmıyor mu?.. Tartışılıyor.. Peki neden? Rakamlar ortada. Yıllardır kalkınmada öncelikli bölgeler denilen 5. ve 6. bölgeler, toplam teşviklerden yalnızca yüzde 10 pay alırken; gelişmiş bölgelerin yüzde 61’lik payı alması, sistemin amacından uzaklaştığını göstermiyor mu?.. Ya da işin ruhunda yaman bir çelişki olduğu gerçeğini?!
***
Çok kez sordum.. Bir kez daha bu vesileyle sormak istiyorum Devlet-i Aliyenin bizatihine… Siz, teşvikleri gerçekten geri kalmış bölgeleri kalkındırmak için mi veriyorsunuz, yoksa mevcut güçlü olanı daha da büyütmek, imkanlarını artırmak için mi, organize ediyorsunuz…? Nitekim, Diyarbakır Tekstil İhtisas OSB’nin hikâyesi tam da bu çelişkinin özetini gün yüzüne çıkardığı gibi, yüze şamar indiriyor..
***
Hatırlayalım.. Daha 10 yıl bile olmadı, Tekstil OSB’nin kuruluşu.. Gazete merkezimizin hemen yanı başında.. Sınırdaş.. 10 yıl önce büyük umutlarla, burada fabrikalar kuruldu.. Binlerce kişiye iş umudu… Bölge gençliği için yeni bir gelecek… Diyarbakır’ın sosyo-ekonomik yönde kalkınma, hamlesi!.. İşte böylesi bir beklenti hasılıyla, kurulan fabrikalar son iki yıldır, ışıkları sönmeye başladı, kepenk indirdi..
***
Ki bir dönem 7 bin kişiye ulaşan istihdamın bugün 4 binlere düşmesi sıradan bir ekonomik veri değildir. Bu tablo, Diyarbakır’da evine ekmek götüren insanların azalması, göçün yeniden artması, sosyal dengenin bozulması anlamına gelir. Nitekim bunu en net ifade eden isimlerden biri de Şeref Gökçe oldu. “Tekstil; istihdamdır, sosyal dengedir, bölgesel kalkınmadır” derken aslında fabrikaların yalnızca üretim merkezi olmadığını hatırlattı. Hadisenin hakikati de bu değil mi?
***
Lakin bir fabrikanın kapanması sadece makinelerin durması değildir. Bir şehrin sessizleşmesi, bir ailenin umudunu kaybetmesi, bir kentin ekonomik damarının zayıflaması demektir. Ve şimdi sektör temsilcileri şunu söylüyor: “Biz destek istemiyoruz. Öngörülebilirlik istiyoruz.” Ki bu tespit ve çığlık, Türkiye ekonomisinin en temel probleminin dışa yönelik, haykırışıdır.. Sanayici yatırım yapmak istiyor ama yarın neyle karşılaşacağını bilmiyor.
***
Öyle ya.. Kur politikası değişiyor… Faiz değişiyor… Enerji maliyetleri artıyor… Finansmana erişim zorlaşıyor… Ve bütün bu yıkıcı etkenlerin bileşenleri içerisinde, üretici ben nasıl ayakta kalabilirim mücadelesini veriyor… Hüseyin Öztürk mevzuda farklı bir pencere açarak şöyle dedi.. “Öğretilmiş yanlışlarla hareket etmeyi bırakıp kendi gerçeklerimizle yüzleşmeliyiz.” Yani, sürekli kriz konuşmak sektörü ileri taşımaz..
***
Denir ya aynen de öyle.. O zaman, sektör bir bütünlük içerisinde, en acı ama en gerekli yüzleşmenin artık kaçınılmaz olduğunu haykırıyor.. O haykırışın ikmale getirdiği soru da şu.. Türkiye gerçekten nasıl bir sanayi politikası istiyor? Ucuz iş gücüne dayalı, kırılgan bir üretim modeli mi? Yoksa yüksek katma değerli, sürdürülebilir ve bölgesel dengeyi gözeten yeni bir kalkınma anlayışı mı?
***
Özetlersek.. Diyarbakır’ın ev sahipliğinde icra edilen bu çalıştay yalnızca tekstilin geleceğini tartışmadı.. Üretim geleceğini sorguladı. Ve görünen, ortaya çıkan sonuç.. Klasik ifadeyle sonuç bildirgesi; eğer doğru yön bulunamazsa, sadece tekstil değil, umutlar da birer birer kapanacak…” Diyarbakır, yeniden göç veren, gençlerini kaybeden bir şehir olma riskiyle karşı karşıya kalacak… Nokta…
***
GÜNÜN SÖZÜ..
Rüzgâr, hangi limana gideceğini bilmeyen gemiye yardım etmez.
Kaynak: Diyarbakır Söz

Yorumlar