Barolardan Sert Tepki

14 bölge barosu, sosyal medya hesaplarına yönelik erişim engellerine tepki gösterdi. Ortak açıklamada, toplumun haber alma hakkı ile ifade ve basın özgürlüğünü sınırlayan kararların kabul edilemez olduğu belirtilerek, erişim engellerinin Anayasa ve AİHM içtihatları doğrultusunda yeniden değerlendirilmesi çağrısı yapıldı.

Barolardan  Sert Tepki

DİYARBAKIR(SÖZ)—Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi'ndeki 14 baro başkanlığı, son günlerde bazı sosyal medya hesapları ve internet kanallarına getirilen erişim engellerine ilişkin ortak açıklama yaptı.

Adıyaman, Ağrı, Batman, Bingöl, Diyarbakır, Hakkari, Iğdır, Mardin, Muş, Siirt, Şanlıurfa, Şırnak, Tunceli ve Van barolarının imzasını taşıyan açıklamada, Evrensel Gazetesi, Uluslararası Af Örgütü Türkiye, Barış Akademisyenleri, Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği (MLSA) ile çok sayıda gazeteci, hak savunucusu ve sivil toplum kuruluşunun hesaplarına yönelik erişim engellerinin kaygıyla karşılandığı belirtildi.

Açıklamada, ifade ve basın özgürlüğünün demokratik toplumun, çoğulculuğun ve hukuk devletinin temel unsurları arasında yer aldığı vurgulandı. Bu özgürlüklerin yalnızca düşüncesini açıklayan kişilerin değil, toplumun haber alma, bilgiye ulaşma ve farklı görüşlerden haberdar olma hakkının da güvencesi olduğu ifade edildi.

"Kanuni dayanak tek başına yeterli değil"

Anayasa'nın 26. ve 28. maddeleri ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 10. maddesinde güvence altına alınan ifade ve basın özgürlüğüne yönelik müdahalelerin yalnızca kanuni bir dayanağa sahip olmasının yeterli olmadığı belirtildi.

Açıklamada, belirli bir içeriğin hukuka aykırılığının somut biçimde ortaya konulmadan bir basın kuruluşunun, gazetecinin, hak örgütünün veya sivil toplum kuruluşunun hesabının bütünüyle erişime kapatılmasının ciddi hukuki sorunlara yol açabileceği kaydedildi.

Sivil toplum kuruluşlarının faaliyetlerinin ve toplumla iletişim kurdukları kanalların engellenmesinin örgütlenme özgürlüğünü de doğrudan etkilediği belirtilerek, bu kuruluşların hak ihlallerinin görünür hale getirilmesi, toplumsal sorunların kamuoyuna taşınması, demokratik katılımın güçlendirilmesi ve kamu gücünün denetlenmesi açısından önemli bir role sahip olduğu vurgulandı.

"Barış ve demokratikleşme birlikte ilerlemeli"

Türkiye'nin uzun yıllardır devam eden çatışmalı dönemin sona erdirilmesi ve toplumsal barışın tesis edilmesi yönünde önemli bir süreçten geçtiğine dikkat çekilen açıklamada, barış ile demokratikleşmenin birbirinden ayrı düşünülemeyeceği belirtildi.

Barışın yalnızca silahların susması veya çatışmaların sona ermesi anlamına gelmediği ifade edilerek, kalıcı ve toplumsallaşmış bir barış için hukukun üstünlüğünün güçlendirilmesi, yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığının güvence altına alınması, ifade ve basın özgürlüğünün genişletilmesi ve sivil toplumun özgürce faaliyet gösterebilmesi gerektiği kaydedildi.

Açıklamada, farklı düşüncelerin kamusal alanda korkusuzca tartışılabildiği demokratik bir düzenin toplumsal barışın önemli koşullarından biri olduğu belirtildi.

"Özgürlük alanları genişletilmeli"

Barışın ve demokratik çözüm arayışlarının gündemde olduğu bir dönemde özgürlük alanlarının daraltılmak yerine genişletilmesi gerektiği vurgulandı.

Açıklamada, "Demokratik toplum değerlerinin zayıflatılması değil güçlendirilmesi gerekmektedir" denilerek, toplumun sürece duyacağı güvenin hukuk devletinin güçlendirilmesi, temel hak ve özgürlüklerin etkin biçimde korunması ve demokratik standartların yükseltilmesiyle mümkün olacağı ifade edildi.

İfade özgürlüğünü sınırlandıran, basının faaliyet alanını daraltan ve sivil toplumun kamusal alandaki varlığını zayıflatan uygulamaların demokratikleşme iradesiyle bağdaşmadığı belirtildi.

"Kararlar yeniden değerlendirilmeli"

Bölge baroları, toplumun haber alma hakkını, ifade ve basın özgürlüğünü ve sivil toplumun demokratik kamusal alandaki varlığını sınırlayan erişim engellerinin kabul edilemez olduğunu bildirdi.

Hukuk devletinde temel hak ve özgürlüklere yönelik müdahalelerin istisnai olması gerektiği belirtilen açıklamada, her müdahalenin somut, denetlenebilir ve yeterli bir gerekçeye dayanması, zorunluluk ve ölçülülük ilkelerinin gözetilmesi gerektiği vurgulandı.

Barolar, söz konusu erişim engeli kararlarının Anayasa, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ile Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin yerleşik içtihatları doğrultusunda ivedilikle yeniden değerlendirilmesi çağrısında bulundu.

Kaynak: Diyarbakır Söz

Yorumlar

Yorum Yap