ŞİDDET VE GÖÇÜN TAHRİBATI BÜYÜK

Şiddet ve göç olgusu Güneydoğu'da yarattığı 'sosyal travma' nesilden nesile geçiyor. Köyünü terk edenlerin yüzde 84'ünün Diyarbakır'a geldiği, yüzde 11'nin de ilçelere göç ettiği belirlendi.

ŞİDDET VE GÖÇÜN TAHRİBATI BÜYÜK

Güneydoğu'da terörle mücadele kapsamında önceki yıllarda köyünü terk edenlerin yüzde 84'ünün Diyarbakır'a geldiği, yüzde 11'nin de ilçelere göç ettiği belirlendi. Ekonomik ve Sosyal Entegrasyon Projesi (EKOSEP) kapsamında Yrd. Doç. Dr. İnan Keser ile Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Altan Eşsizoğlu; Diyarbakır'da 3 bin 32 göç eden aileyle görüşerek yaptıkları "Diyarbakır'da Göçle Gelenlerin İhtiyaç Analizi Çalışması"nı EKOSEP kapsamında "Göç ve Sosyal Belediyecilik" konulu konferansta açıkladı.

KATILIM YÜKSEKTİ

Konferansa, aralarında Avrupa Komisyonu Türkiye Delegasyonu, birçok akademisyen, sivil toplum örgütü, kurum ve kuruluş temsilcileri katılıyor. Konferansta, EKOSEP kapsamında Diyarbakır şehir merkezinde 3 bin 32 hane halkı üzerinde Yrd. Doç. Dr. İnan Keser ile birlikte "Diyarbakır'da Göçle Gelenlerin İhtiyaç Analizi Çalışması"nı yapan Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Altan Eşsizoğlu araştırma verilerini aktardı.

"Göçmek Zordur" başlıklı sunumunda Eşsizoğlu, 3032 hanenin 528'inin zorunlu göçe maruz kaldığını söyledi. Eşsizoğlu 528 hane halkının yüzde 76.5'ni oluşturan 404 ailenin güvenlik güçleri tarafından zorla göçe tabi tutulduğunu, 1 -100 haneli küçük köylerden göç ettirilenlerin oranının yüzde 100'lere vardığını ifade etti. Eşsizoğlu, araştırma sonuçlarında ilk göç eden konutların "kullanılamaz halde tahrip edildiği"ni gördüklerini aktardı. Araştırmaya göre göçten önce yüzde 98'inin kendi evlerinin olduğu bilgisini verdi.

RIZASI DIŞINDA GÖÇ

Eşsizoğlu, rızası dışında göç edenlerin yarısına yakın bir oranın göç ettikleri anla ilgili olarak da şaşırtıcı bilgiler verdi. Bu göç grubunun genellikle yağışlı havalarda, akşam 18.00 ile sabah 06.00 arasında güneşin olmadığı saatlerde göç ettirildiğini aktaran Eşsizoğlu, "Amansız ve apansız bir şekilde özellikle sonbahar ve kış aylarında göç ettiriliyorlar. Rızası dışında göç ettirilenlerin çoğuna 24 saatten az bir süre yani bazen 1 saat gibi bir zaman tanınıyor" dedi.

Göç edenlerin önemli bir oranının yaya ve hayvanlarla kendi bulundukları yerleşim biriminden ayrıldığını anlatan Eşsizoğlu, yüzde 84'ünün doğrudan Diyarbakır'a yüzde 11'inin ise köy veya ilçe merkezine göç ettiğini aktardı. Eşsizoğlu "Neden buralara gittiniz?" sorusuna kişilerin yüzde 29'unun akraba-tanıdık olduğu için, yüzde 28.6'sının güvenli olduğu için, yüzde 13.6'sının ise iş ve konut olanağı için geldiklerini söylediklerini aktardı. Göç etme esnasında göç edenlerin yüzde 32'sinin tanıdığı ve yakınının öldüğünü, yüzde 17'sinin olaylara tanık olduğunu, yaralanma nedeni ile bedensel sakatlıklar oluştuğunu söyledi.

Eşsizoğlu, 528 hane halkının 379 kişiye tekabül eden yüzde 71.8'inin köylerine dönmek istediklerini, göç nedeni ile tazminat alamayanların oranının ise yüzde 79 olduğunu ifade etti. Eşsizoğlu üzerinde araştırma yapılan hane halkının Travma Sonrası Stres Bozukluğu (TSSB) yaşayanların oranının yüzde 26 olduğunu belirterek bunun çeşitli şekillerde şiddetinin arttığını söyledi.

ŞİDDET VE GÖÇ TRAVMASI

Travmanın "Göç için tanınan süre azsa, yakınlarından biri yaralanmış veya ölmüşse, yağışlı-soğuk bir havada göç etmişse, konutu yakılmışsa, göç 15 yaş ve üzerinde yaşanmışsa" etkisinin arttığını belirten Eşsizoğlu, bu faktörlerin olay anı ve dehşetin unutulmasının önünde engel olduğunu söyledi. Travmanın etkisinin büyük olduğunu ifade eden Eşsizoğlu, göç sırasında yaşanan travmayı hatırlamayacak kadar küçük olanlarda bile görüldüğünü belirterek, "Anne-baba yoluyla travmanın nesilden nesile aktarılıyor" dedi.

Araştırmayı birlikte yapan Yard. Doç. Dr. İnan Keser de araştırmaların valiliğin, siyasi partilerin, STK'ların hatta komşuların bile göç mağdurlarına yeterince destek vermediğini öne sürdü. Diyarbakır'ın varlığının göçe borçlu olduğunu söyleyen Keser, nüfusun çok önemli bir bölümünün kentte bulunma süresinin en fazla 23 yıl olduğuna dikkat çekti.

EĞİTİM VE KÜLTÜREL

Göç edenle etmeyenlerin eğitim durumu, kültürel davranışları, aile büyüklükleri, meslek durumlarının aynı olmasının çok çarpıcı olduğunun altını çizen Keser, "Bu kentte yaşayan nüfusun yüzde 35'inin hane geliri sıfırdır. Ortalama kişi başına aylık 75 lira gelir var. Bir kişi günde 2.5 lira para harcayabiliyor. Gün içinde tükettiği gıda iki yumurta, bir ekmeği geçmiyor. Öte yandan nüfusun yüzde 2'sinin geliri 30-40 milyon civarında seyrediyor" dedi. Keser, araştırmalarının çok çarpıcı sonuçlarından birinin "Diyarbakır'da yaşayanların bir mesleğinin olmadığı" olduğunu söyledi. Keser, işsizlik ve gelirlerin arttırma işinin esas olarak ulusal ve uluslararası bir politikanın sonucunda değişebileceğini ifade etti.

Doç. Dr. İ. Emre Işık da Mersin, Diyarbakır ve İstanbul'da göçle ilgili hazırladığı araştırmadan örnekler verdi. Daha sonra "Diyarbakır'da Göç ve Kentsel Sorunlar" konusunda sunumlar yapıldı.

POLİTİKALARINI DERİNLEŞTİRECEK

Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreteri Fahrettin Çağdaş ise ‘90’ların zorunlu göç sonrasında sosyo-politik ve ekonomik gerilimlerin kentsel yaşamı doğrudan etkilediğini söyleyerek, "Merkez-yerel arası çelişkilerin arttığı, üretim alanının daraldığı, yoksulluğun ve sosyo-mekansal ayrımların tırmandırıldığı bir kentte yaşıyoruz" dedi. Çağdaş konferansı, "kamu yönetimleri çerçevesinde yüklendiği görev ve sorumlulukları artmış, fakat gelir ve yetkileri hala oldukça sınırlı Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi’ne, sınırlılıklar dahilinde sosyal politikasını derinleştirme hedefine katkı sunacak önemli buluşma olarak" değerlendirdi.

Kaynak: Diyarbakır Söz

Yorumlar

Yorum Yap