Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ, "TSK, Atatürk’ün bize emanet ettiği ulus devlet, üniter devlet yapısını korunmasında elbette taraftır, taraf olmaya devem edecektir. Bundan da kimsenin şüphesi olmasın" dedi.
Harp Akademileri Komutanlığı'nda yıllık değerlendirme konuşması yapan Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ, toplumda Türk Silahlı Kuvvetleri'nin itibarını ve güvenirliliğini sarsmayı amaçlayan bazı ön yargılı yaklaşımların bulunduğunu ifade etti. Başbuğ şöyle konuştu:
ÖN YARGIYLA YAKLAŞIM
"Montesquieu, 'Kanunlar Üzerine ' adlı başyapıtının önsözünde, önyargıyı şöyle tanımlıyor; önyargı, bazı şeyleri bilmemek değil, kendi kendini bilmemektir. Bahsettiğim önyargılı yaklaşımlardan birincisi; demokratlık kisvesi altında Türk Silahlı Kuvvetleri'ni yıpratmak amacıyla Türk Silahlı Kuvvetlerine karşı sistematik muhalefet yapılması inanınız ki demokrasimizi geliştirmeyecektir. Bu, çoğulculukla ifade edilebilecek veya açıklanabilecek bir husus da değildir. Aynı şekilde Türk Silahlı Kuvvetleri demokrasinin gelişmesinde çoğulculuğun toplumsal bir boyut kazanmasında engelleyici olarak göstermek de yanlıştır. İkincisi de, toplumumuzun özellikle mütedeyyin kesimlerini etkilemek amacıyla Türk Silahlı Kuvvetlerinin din karşıtı olarak gösteren kötü niyetli propaganda kampanyalarıdır. Ancak, toplumumuzun mütedeyyin kesimleri bu propagandaya itibar etmemiştir. Ordusunu sevmekte ve güvenmektedir. Çünkü, bu asker Türk milletinin bizatihi kendisidir. Aynı hassasiyetlere sahiptir. Kim ne derse desin Türk ordusu halktır, halktandır, halkçıdır."
SİVİL ASKER İLİŞKİLERİ
Sivil-asker ilişkilerine de değinen Başbuğ, "Sivil-asker ilişkileri arasında, sivil ve askeri liderler arasındaki güven ve itimat da büyük öneme sahiptir. Her ülkede karar mekanizmalarının nasıl işleyeceği asker ve sivil arasındaki yetki ve sorumlulukların nasıl paylaşılacağı o ülkenin Anayasa ve yasalarında belirtildiği şekilde olmaktadır. Bu hususta siyasal ve kurumsal kültür, güvenlik ortamı ve toplumsal algı da belirleyici özelliğe sahiptir. Bu nedenle sivil-asker ilişkileri, ülkelerin kendine özgü şartları dikkate alınarak incelenmelidir." şeklinde konuştu.
"OSMANLI ASİMİLE ETMEDİ"
Başbuğ, "Gerek Osmanlı İmparatorluğu ve gerek Cumhuriyet döneminde, Kürt kökenli vatandaşlarımıza devletçe sistematik asimilasyon politikası uygulanmamıştır" dedi. Prof. Dr. Metin Heper'in "etnik çatışmalar" konusunda daha önce ortaya konulan kuramsal modeline işaret eden Orgeneral Başbuğ, Heper'in bunu 3 safhada özetlediğin ifade etti. Orgeneral Başbuğ, şöyle konuştu: "Diyor ki, bu safhalar devletin belirli bazı etnik unsurlara zorla asimile etme çabasında olmalarıdır. İki, bu unsurların, bu çabaları direnmesi. Üç, devletin, bu unsurların çabalarını bastırılması ve asimilasyon çabalarının çoğaltılması.. Bakalım Türkiye'de böyle bir olay olmuş mudur? Devlet, Cumhuriyetin ilk yıllarında meydana gelen isyanlar nedeniyle ağır ikincil kültürel kimliklerin üst ortak birinci kimliğin önüne geçmesi ihtimaline karşı elbette bazı tedbirler almıştır. Bu bir gerçektir.
KÜRTLERİN ASİMLASYONU
Alınan tedbirleri bir asimilasyon politikası olarak değerlendiremeyiz. Bu tedbirler ulus devlet inşası sürecinde gerekli görülen birtakım uygulamalardır. Fakat bu yapılanmalarda homojen, etnik bir yapı inşa etmek amaçlanmamıştır. Örneğin cumhuriyetin ilk yıllarında uygulanan zorunlu iskan politikaları bazıları tarafından yanlış değerlendirilmektedir. Eğer devlet asimilasyon politikası uygulamış olsaydı... Ben de soruyorum 1928 yılında Meclisin çıkardığı bir yasa ile batıya göç ettirilen birçok kişinin, ki aralarında isyancı liderler de vardı geri dönmelerini izin verilmesi... Bunu nasıl izah edersiniz? Dönmediler mi? Bu uygulamalar sistematik asimilasyon amacı güden göç politikaları değildir. Tam tersine bu uygulamalar isyancı liderleri kapsayan dar kapsamlı kanun ile hukuki meşrutiyeti sağlamış ve göç ettirenleri ekonomik olarak mağdur etmeksizin de yerine getirilmiştir.
Ayrıca yine Prof. Dr. Metin Heper'in belirttiği gibi alınan 3 aşamalı etnik çalışma modeli Türkiye için geçerli olsaydı yani asimilasyon modeli... Peki, o zaman 1938 yıllarına dönelim... 84 yıllarına gelelim, bölücü terör örgütünün isteklerinin başladığı yıldır. 1938 ile 84 yılları arasındaki huzur ve barış ortamını nasıl izah edeceğiz? Asimilasyon oldu bitti mi? Veya 84'den sonra tekrar mı başladı. Bu da üzerinde çok düşünülmesi bir neden. Bu açıdan biz diyoruz ki bu model yani asimilasyon modeli Türkiye için geçerli değildir."
"KİMLİKLER ÜZERİNDEN SİYASET"
Başbuğ, vatandaşlığa dayalı ulus devlet anlayışında dini ve etnik farklılıklara sahip vatandaşların topluma entegre edilmesinin önemine değindi. Entegrasyonun 'asimilasyon' olarak görülmesinin son derece yanlış olacağına işaret eden Başbuğ, entegrasyonu sadece kimlikler üzerinden de yapmanın yanlış olduğunu vurguladı. Başbuğ, "Asırlarca kader birliği yaptık. Kederde, sevinçte ortak olduk. Ortak bir geleceğe tasavvurumuz var. Orta değerlerimiz var. Bizi birbirimize bağlayan çok büyük nedenler var." şeklinde konuştu.
Başbuğ, ulus devlet ve üniter devlet anlayışına değindi. Ulus devletin vatandaşlık anlayışına dayanan milliyetçiliği benimsediğini belirten Başbuğ konuşmasında ABD Başkanı Barack Hüseyin Obama'nın Türkiye ziyareti sırasında Meclis konuşmasından örnekler vererek sürdürdü.
OBAMA'NIN KONUŞMASINDAN ÖRNEK
Obama'nın gelen ancak ortak idealler etrafında birleşen millet olarak tanımladığını belirten Başbuğ, " Yine meclisteki konuşmasında dedi ki: 'Amerika Birleşik Devletlerinin en güçlü yanlarından biri bizim son derece büyük bir Hıristiyan nüfusa sahip olmamıza rağmen kendimizi bir Hıristiyan, Yahudi, orijinal konuşmasında var bunu niye söyledi ben de pek anlayamadım ama orijinalde aynan öyle, bir Müslüman ulus olarak görmememizdir. Biz kendimizi idealler ve değerlerin birbirine bağladığı bir ulus devlet olarak görüyoruz.' Zannediyorum modern Türkiye'de benzer bir takım değerler üzerine kuruldu." Şeklinde konuştu.
"ULUS DEVLETİ BİR ARADA
Ulus devletin ortak değerleri yaşatmak ve benimsetmenin her Türk vatandaşının üzerine düşen bir görev olduğu gibi öncelikle aydınlara düşen temel bir görev olduğunu vurgulayan Başbuğ, "Çünkü bir ulus devleti bir arada tutan zamk ne derseniz deyin ortak değerler. Biz ortak değerlerimizle savaşırsak bir noktaya gidemeyiz." Diye konuştu.
Vatandaşlığa dayalı milliyetçiliğin Türkiye halkını oluşturan değişik dini ve etnik farklara sahip vatandaşların toplumla entegre edilmesi anlamına geldiğini aktaran Başbuğ, toplumla entegrasyonun asimilasyonla karıştırılmaması gerektiğinin altını çizdi. Başbuğ, "Entegrasyonu sadece kimlikler üzerine dayandırmak da yanlış. Asırlarca kader birliği yaptık. Kederde sevinçte ortak olduk . Ortak bir geleceğe tasavvurumuz var. Ortak değerlerimiz var. Bizi birbirimize bağlayan çok büyük nedenler var. İmparatorluğun çöküşüne şahit olmuş, Cumhuriyetin kurucu kadrolar inanınız ki imparatorluğun son 200 yıllık acılı tarihinden de etkilendiler. Ancak Cumhuriyeti acılardan beslenmiş intikamcı bir hafıza üzerine kurmadılar. Cumhuriyeti, ulus devleti kuranlar etnik ve dini referanslı bir ulus devleti asla benimsemediler." İfadelerini kullandı.
"YENİ AZINLIKLARIN VE ÜST KİMLİKLER"
İkincil kimliklerin ancak kültürel kimlik düzeyinde olabileceğini ve bunu da kültürel bir zenginlik olarak görülebileceğini vurgulayan Başbuğ sözlerini şöyle sürdürdü: "Bunu kültürel bir zenginlik olarak görüyoruz. Bireysel özgürlüklerin sınırının azınlık ve gurup haklarıyla kesişmesine, yeni azınlıkların üst kimlikler yaratılmasına izin veremeyiz. İkincil kültürel kimliklerin anayasa, yasala çerçevede tanınması ki bu bir noktada gurup hakkı olması demektir. Açıkça söylüyorum böyle bir şey Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ulus ve üniter devlet yapısı içinde mümkün değildir."
Kaynak: Diyarbakır Söz
Yorumlar