DİYARBAKIR(SÖZ)-2000 yılında çıkarılan af düzenlemesinin ardından yaklaşık 40 bin seviyesine kadar gerileyen cezaevi nüfusu, aradan geçen 25 yılda adeta patladı. Mahpus sayısı yaklaşık 11 kat artarak 433 bin 520’ye yükseldi.
Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü’nün Ağustos 2026 verilerine göre Türkiye’de 402 cezaevi bulunuyor. Bu cezaevlerinin toplam kapasitesi ise 304 bin 278 kişi.
Ancak cezaevlerinde kapasitenin çok üzerinde mahpus bulunuyor. Mevcut tabloya göre doluluk oranı yüzde 142’ye ulaşırken, kapasite yaklaşık 129 bin kişi aşılmış durumda.
Türkiye, bu rakamlarla Avrupa Konseyi üyesi ülkeler arasında en yüksek mahpus nüfusuna sahip ülke konumunda.
KAPASİTE 129 BİN KİŞİ AŞILDI
Cezaevlerindeki aşırı yoğunluk yalnızca sayısal bir sorun olmaktan çıkarken, mahpusların günlük yaşam koşullarını da doğrudan etkiliyor.
Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği (CİSST) Savunuculuk Koordinatörü Avukat Melis Gebeş, kalabalıklaşmanın başlı başına bir hak ihlali oluşturduğuna dikkat çekti.
Gebeş’e göre kapasite sorunu; sağlık, beslenme, hijyen, sosyal faaliyetler ve barınma gibi temel haklara erişimi ciddi biçimde sınırlandırıyor.
SAĞLIK HAKKI DA SIKIŞTI
Cezaevlerinde kapasite yetersizliği nedeniyle sağlık hizmetlerine erişimde de ciddi sorunlar yaşandığı belirtiliyor. Gebeş, güvenlik ve kapasite yetersizliğinin gerekçe gösterilerek hastane sevklerinin geciktirilebildiğini veya hiç gerçekleştirilemediğini ifade etti.
Aşırı kalabalığın özellikle kronik hastalığı bulunan mahpuslar açısından daha ağır sonuçlar doğurabileceğine dikkat çekilirken, sağlık hakkına erişimin cezaevi koşullarından bağımsız olarak korunması gerektiği vurgulanıyor.
22 SAAT TEK BAŞINA
Cezaevlerindeki en tartışmalı uygulamalardan biri ise kamuoyunda “kuyu tipi” olarak bilinen S, Y ve Yüksek Güvenlikli cezaevleri. CİSST Savunuculuk Koordinatörü Gebeş, bu cezaevlerinin ağırlaştırılmış müebbet hükümlüleri için tasarlandığını belirterek, henüz yargılaması tamamlanmamış tutukluların da benzer koşullarda tutulmasına tepki gösterdi.
Gebeş, bazı mahpusların günün 22 saatini tek başına geçirdiğini, güneş ışığı ve temiz havaya erişimin son derece sınırlı olduğunu belirterek bu koşulların uluslararası standartlar bakımından tecrit anlamına geldiğini savundu.
KOĞUŞLARDA YER KALMADI
Cezaevlerindeki yoğunluğun boyutunu ziyaretleri sırasında gözlemlediğini belirten Yeni Parti Diyarbakır Milletvekili Sezgin Tanrıkulu da çarpıcı değerlendirmelerde bulundu.
Tanrıkulu’nun aktardığına göre bazı cezaevlerinde 20-25 kişilik koğuşlarda 60 kişi kalıyor.
Yatak yetersizliği nedeniyle bazı mahpusların yerde, tuvaletlerin önünde veya çöp kutularının yanında uyumak zorunda kaldığı öne sürülüyor. Koğuşlardaki yoğunluk nedeniyle bazı mahpusların gece boyunca nöbetleşe uyuduğu ifade ediliyor.
ÇÖZÜM DAHA FAZLA HAPİSHANE DEĞİL
Tanrıkulu, cezaevi sayısının artırılmasının sorunu çözmeyeceğini belirterek, asıl meselenin infaz ve tutuklama politikalarında olduğunu söyledi.
Adil bir infaz sistemine ihtiyaç bulunduğunu savunan Tanrıkulu, tutuklamanın bir cezalandırma yöntemine dönüşmemesi gerektiğini ifade etti.
Türkiye’de son yıllarda artan mahpus nüfusu, denetimli serbestlik uygulamasının ulaştığı boyutla birlikte değerlendirildiğinde tablonun yalnızca cezaevi kapasitesiyle açıklanamayacağı görülüyor.
2005 yılında yürürlüğe giren denetimli serbestlik uygulamasından yararlananların sayısının da 600 bine yaklaştığı belirtiliyor.
Kaynak: Diyarbakır Söz

Yorumlar