Köşe Yazısı
Ömer Büyüktimur
14 Eylül 2026, Pazartesi
ARTIK BİR BAŞKA KONUŞULUYOR?
Denir ya…
Bazı ziyaretler vardır; takvimde bir gün olarak kalır. Protokol karşılaması yapılır, birkaç fotoğraf çekilir, toplantılar gerçekleştirilir, kameralar kayda girer. Konuk şehirden ayrılır; geride birkaç haber, birkaç açıklama ve birkaç sosyal medya paylaşımı kalır.
Lakin bazı ziyaretler vardır ki, şehrin hafızasına dokunur.
Sokağa karışır, esnafın tezgâhına, çocuğun bakışına, çayın buharına, kahvenin kokusuna siner. İnsanların yüzünde karşılık bulur ve uzun zamandır ihtiyaç duyulan bir umudu yeniden hatırlatır.
Hakan Fidan’ın Diyarbakır ziyareti, biraz da böyle bir ziyaret olarak hafızalara yerleşti.
Bu kez Diyarbakır’da yalnızca bir bakan yoktu. Bir devlet adamı, şehrin hafızasıyla karşı karşıyaydı. Şehir de ona yalnızca bakmadı; dinledi, konuştu, fotoğraf çektirdi. Çay ikram etti, kahve sundu, meyan kökü şerbeti uzattı.
Yıllardır özlenen sıradan hayatın küçük ayrıntıları içinde önemli bir temas gerçekleşti.
***
Cuma günü Ulu Cami… Binlerce insan, Sur’un kadim taşları, dar sokaklar, Gazi Caddesi’nin hareketliliği…
Fidan’ın esnafla sohbet etmesi, vatandaşlarla bir araya gelmesi, bir çocuğun yanına gelip fotoğraf çektirmesi… Dışarıdan bakıldığında sıradan görünen bu görüntüler, Diyarbakır için hiç de sıradan değil.
Çünkü bu şehir uzun yıllar güvenlik kameralarının, bariyerlerin, zırhlı araçların ve çatışma haberlerinin gölgesinde yaşadı.
Bugün bir bakanın esnaf dükkânında kahve içmesi, vatandaşın yanında rahatça durabilmesi, bir çocuğun çekinmeden fotoğraf istemesi; hayatın yeniden kendi ritmine dönmesinin görüntüleridir.
Normalleşme bazen büyük cümlelerle değil, tam da böyle küçük görüntülerle anlaşılır.
***
Fidan’ın ziyaretinde söylenen sözler kadar, bu sözlerin Diyarbakır’da bulduğu karşılık da önemliydi.
Özellikle “13 yıl önce aslında bu konu çözülebilirdi” ifadesi, Türkiye’nin yakın geçmişine dönük önemli bir siyasi muhasebeyi ortaya koydu.
On üç yıl önce başka bir Türkiye ihtimali vardı. Başka bir Diyarbakır, başka bir bölge ve başka bir gelecek ihtimali de…
2013’te çözüm için siyasi bir zemin oluşmuş, demokratik açılımlar yapılmış, Kürt kimliği ve Kürtçe konusunda önemli adımlar atılmıştı. Ancak süreç tamamlanamadı.
Bölgesel gelişmeler, Suriye ve Irak’taki kırılmalar, değişen dengeler ve farklı aktörlerin hesapları, Türkiye’nin kendi içindeki meselenin çözümünü de etkiledi.
Bugün geriye dönüp bakıldığında, o dönemin fırsatları daha net görülüyor.
Ve belki de asıl mesele burada başlıyor:
Geçmişte yarım kalan bir süreç, aynı şekilde yeniden yarım bırakılmamalı.
Çünkü aradan geçen yıllar, kaybedilen zamanın maliyetini hem topluma hem bölgeye fazlasıyla gösterdi.
***
Diyarbakır bugün geçmişini unutmuyor. Ama geleceğini geçmişin gölgesinde kurmak da istemiyor.
Şehrin beklentisini belki de en iyi, esnafın söylediği şu cümle özetliyor:
“Çatışmaların değil, ticaretin konuşulmasını istiyoruz.”
Bu, yalnızca bir esnaf talebi değil. Diyarbakır’ın değişen gündeminin özeti.
Çiftçinin tarlasını, sanayicinin yatırımını, gencin işini, turizmcinin ziyaretçisini, tüccarın ihracatını konuştuğu bir Diyarbakır…
Şehir artık çatışmanın ekonomisini değil, üretimin, yatırımın ve ticaretin ekonomisini konuşmak istiyor.
***
Silvan Barajı da bu yeni dönemin ekonomik başlıklarından biri. Çünkü bir baraj yalnızca beton, su ve tünelden ibaret değil.
Su toprağı canlandırır. Toprak üretimi artırır. Üretim istihdam oluşturur. İstihdam göçü azaltır.
Milyonlarca dönüm arazinin sulanması, tarımsal üretimin artması, tarım ve sanayinin birbirini beslemesi, gıda güvenliğinin güçlenmesi bölgenin ekonomik kapasitesini büyütebilir.
Ancak bunun için olmazsa olmaz bir şart var:
Güven ve istikrar.
Sermaye belirsizlikten uzak durur. Yatırım güven arar. Ticaret istikrarla büyür.
Diyarbakır’ın önündeki ekonomik fırsatların gerçeğe dönüşmesi de büyük ölçüde bu zemine bağlı.
Fidan’ın “Terörsüz Türkiye” vurgusu da Diyarbakır’da daha geniş bir çerçeveye oturuyor. Çünkü Diyarbakır, çevresindeki gelişmelerden bağımsız değil.
Suriye’deki istikrar Diyarbakır’ı etkiliyor. Irak’taki gelişmeler Diyarbakır’ı etkiliyor. Sınır ticareti, ulaşım koridorları, enerji, tarım, lojistik ve turizm aynı bölgesel denklem içinde yer alıyor.
Bu nedenle terörün sona ermesi yalnızca Türkiye’nin iç güvenliği meselesi olarak değil, çevresindeki bölgesel istikrarla birlikte düşünülmek zorunda.
Diyarbakır’ın yeniden bölgesel bir merkez haline gelmesi de bu denklemle doğrudan bağlantılı.
Şehrin tarihi, coğrafyası, ticaret kültürü ve ekonomik kapasitesi, önümüzdeki dönem için önemli avantajlar sunuyor.
***
Fidan’ın şiddet yerine diyalog vurgusu da ziyaretin önemli başlıklarından biriydi. Siyasi taleplerin adresi demokratik siyaset ve Meclis.
Silahın yerine siyaset, çatışmanın yerine diyalog…
Bu anlayışın kalıcı hale gelmesi, Türkiye’deki bütün siyasi aktörlerin sorumluluğunu artırıyor.
Çünkü barış yalnızca silahların susmasıyla tamamlanmıyor. İnsanların kendisini güvende, eşit ve değerli hissettiği bir toplumsal düzenin kurulması da gerekiyor.
Diyarbakır’daki STK buluşması, bu açıdan şehrin beklentilerinin doğrudan dile getirildiği önemli temaslardan biriydi. Sorular soruldu, görüşler paylaşıldı; kentin ekonomik ve sosyal meseleleri masaya yatırıldı.
Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Mehmet Kaya’nın, Fidan’ın geçmiş çözüm süreçlerindeki rolüne dikkat çekerek verdiği “İşin başındayız” mesajı, beklentinin siyasi boyutunu ortaya koydu.
Esnaf ve Sanatkârlar Odaları Birliği Başkanı Alican Ebedinoğlu’nun “Çatışmaların değil, ticaretin konuşulmasını istiyoruz” sözü ise ekonomik beklentiyi özetledi.
İki farklı cümlenin işaret ettiği yer aslında aynı: Barış ve istikrar
***
AK Parti İl Başkanı Hamit Sümer’in ev sahipliğindeki program da temasların siyasi ayağını oluşturdu. Böylece Fidan’ın Diyarbakır ziyaretinde siyaset, ekonomi, STK’lar ve sokak aynı fotoğrafın içine girdi.
Fakat bir ziyaretin gerçek değeri, programın tamamlanmasıyla ölçülmez.
Konvoy gider. Kameralar kapanır. Uçak kalkar. Sonra şehirde ne değiştiğine bakılır.
İşte asıl sınav bundan sonra başlıyor.
Diyarbakır’ın taleplerinin Ankara’da hangi dosyalara dönüşeceği, Silvan Projesi’nin nasıl ilerleyeceği, yeni yatırımların ne zaman geleceği, gençlerin istihdam imkânlarının nasıl artırılacağı bundan sonraki dönemin somut başlıkları olacak.
Tarımın katma değerinin yükseltilmesi, Diyarbakır’ın teknoloji ve ticaret kapasitesinin artırılması, Suriye ve Irak’la gelişecek ekonomik ilişkilerde şehrin daha güçlü bir konuma taşınması da aynı sürecin parçaları.
Ziyaretin gerçek karşılığı, işte bu başlıklarda ortaya çıkacak.
***
Fidan’ın Diyarbakır’dan ayrılırken yaptığı teşekkür paylaşımı da dikkat çekti.
Fakat Diyarbakır’ın beklentisi artık teşekkürün ötesinde.
Şehir hatırlanmak değil, hesaba katılmak istiyor.
Kendisine yalnızca güvenlik penceresinden bakılmasını istemiyor. Ekonomisiyle, tarihiyle, kültürüyle, gençliğiyle, girişimcisiyle, çiftçisiyle ve esnafıyla görülmek istiyor.
Çünkü Diyarbakır yalnızca bir bölge şehri değil.
Bir tarih. Bir hafıza. Bir kültür. Bir ekonomi. Ve büyük bir gelecek potansiyeli.
***
Fidan’ın “Önümüzde çok ama çok güzel günler var” sözü de Diyarbakır’da karşılığını buldu.
Ama şehir güzel günler sözünü daha önce de duydu. Bu nedenle artık sözden çok sonucu görmek istiyor.
Huzur, güven, istikrar ve tabii ki hak, hukuk ve adalet istiyor.
Ana diline, kimliğine ve demokratik taleplerine ilişkin meselelerin siyaset zemininde konuşulmasını istiyor.
Yatırım, üretim, istihdam ve demokratik siyasetin güçlenmesini istiyor.
Ve en önemlisi, geçmişte yarım kalan süreçlerin yeniden yarım kalmamasını istiyor.
Diyarbakır çocuklarına çatışmanın hikâyesini değil, kalkınmanın hikâyesini anlatmak istiyor.
Gençlerine göçün yolunu değil, kendi memleketinde bir gelecek kurabilecekleri imkânları göstermek istiyor.
Esnaf kepenk indirmenin değil, yeni dükkân açmanın hesabını yapmak istiyor.
Çiftçi güvenlik haberlerini değil, ürününü ve pazarını konuşmak istiyor.
İnsanlar sabah evinden çıkarken akşam ne olacağını düşünmek yerine, yarın ne yapacağını planlamak istiyor.
***
Hakan Fidan’ın Diyarbakır ziyaretinin gerçek hikâyesi belki de tam burada başlıyor.
Bir bakan geldi, konuştu ve gitti.
Ama şehir de konuştu.
“Biz buradayız.”
“Barış istiyoruz.”
“Üretmek istiyoruz.”
“Ticaret yapmak istiyoruz.”
“Çocuklarımızın geleceğini burada kurmak istiyoruz.”
Bütün bu cümlelerin altında aynı beklenti vardı: bu kez yarım kalmasın..
***
Şimdi sözün yerini uygulama alacak.
Diyarbakır’ın önündeki dönem, açıklamalardan çok atılacak adımlarla şekillenecek.
Terörsüz Türkiye hedefi, demokratik siyaset, bölgesel istikrar ve ekonomik kalkınma aynı zeminde buluştuğunda Diyarbakır’ın hikâyesi de değişecek.
Çünkü Diyarbakır artık başka bir şey konuşuyor:
Çatışmayı değil ticareti…
Göçü değil yatırımı…
Güvensizliği değil geleceği…
Ve belki de en önemlisi, çocuklarının burada kuracağı hayatı.
Mesele artık yalnızca yeni bir sürecin başlaması değil.
Başlayan sürecin tamamlanması.
Diyarbakır’ın beklediği de tam olarak bu.
Artık bir başka konuşuluyor.
***
GÜNÜN SÖZÜ
Barış, yalnızca silahların susması değil; insanların yarına güvenle bakabilmesidir.
Ömer Büyüktimur - Önceki Yazıları
-
KÜRTÇE TABELALAR KİME BATIYOR?
15 Eylül 2026
-
ÜNİVERSİTE’DE “YOK DAHA NELER?” (II)
12 Eylül 2026
-
ÜNİVERSİTE’DE “YOK DAHA NELER?”
11 Eylül 2026
-
SÖZ’E VERİLEN EMEK!
10 Eylül 2026
-
ÜNİVERSİTE ÇİFTLİK GİBİ!..
09 Eylül 2026