Köşe Yazısı
Ömer Büyüktimur
11 Eylül 2026, Cuma
ÜNİVERSİTE’DE “YOK DAHA NELER?”
Dicle Üniversitesi’nde bir gün arayla kaleme aldığım son iki yazıda aynı sorunun peşindeydim:
Kamuya ait değerler, makamlar ve imkânlar hangi anlayışla yönetiliyor?
Önce üniversite arazisindeki petrol arama ve üretim faaliyetlerini, ardından atama ve görevlendirmeleri yazdım.
Şimdi ise önüme düşen bir haber ve fotoğraf, bütün bu tartışmaların üzerine yeni ve hayli çarpıcı bir soru koyuyor:
“Baldıza başarı plaketi mi?”
İnsan ister istemez soruyor:
Bu üniversitede ne oluyor? Daha önemlisi, neye göre oluyor?
***
Günlerdir kamuoyunun önünde duran sorular var.
Ancak Dicle Üniversitesi yönetiminden, şu ana kadar bu başlıklara ilişkin kapsamlı ve açıklayıcı bir yanıt gelmiş değil.
Petrol anlaşması, kira bedeli, pazarlık usulü, atama ve görevlendirmeler…
Bütün bunlar kamuoyunda tartışılırken yönetimin sessiz kalması, yeni soruların doğmasına neden oluyor.
Çünkü kamu kurumlarında mesele yalnızca yapılan iş değildir.
O işin hangi gerekçeyle ve hangi kriterlerle yapıldığı da kamuoyuna anlatılmalıdır.
***
Önce petrol, sonra makamlar…
Dicle Üniversitesi kampüsündeki yaklaşık 45 bin 794 metrekarelik arazi, üniversitenin kendi açıklamasına göre SANKO Holding bünyesindeki PETAR şirketine petrol arama ve üretimi amacıyla 10 yıllığına kullandırılıyor.
Altı sondaj kuyusu, yaklaşık 20 milyon dolarlık yatırım ve üniversiteye petrol gelirinden yüzde 3 pay…
Petrol çıksın, yatırım yapılsın, üniversite kazansın, Diyarbakır kazansın.
Buna kim itiraz eder?
Ben etmiyorum.
Ancak kamu malının hesabını sormak, yatırıma karşı çıkmak değildir.
Tam tersine, kamu yararının gereğidir.
Yaklaşık 45 bin 794 metrekarelik bir kamu arazisinin hangi koşullarla kullandırıldığı, 10 yıllık süreçte üniversitenin ne elde edeceği ve bu gelirin nasıl denetleneceği elbette bilinmelidir.
Özellikle 750 bin liralık yıllık kira bedelinin hangi değerleme çalışmasına dayandığı ve anlaşmanın neden pazarlık usulüyle yapıldığı gibi noktalar açıklığa kavuşmalıdır.
Çünkü kamuoyunun ihtiyacı olan şey “Bize güvenin” denilmesi değil, hesabın ortaya konulmasıdır.
***
Peki makamlar?
Bir başka tartışma da üniversitedeki atama ve görevlendirmeler üzerinden yaşanıyor.
Beden Eğitimi ve Spor Yüksekokulu Müdürlüğü, yeni kurulan Yabancı Diller ve Turizm Fakültesi, Tıp Fakültesi ve hastane yönetimindeki görevlendirmeler…
Bunların her biri elbette kendi içinde değerlendirilebilir.
Ancak üniversitelerde yönetim görevleri, kişisel tasarruf alanı değildir.
Bir makamın kime verildiği kadar, neden o kişinin tercih edildiği de önemlidir.
Akademik birikim, liyakat, deneyim ve yöneticilik yeterliliği…
Bunların tamamı ortaya konulduğunda tartışmaların önemli bir bölümü zaten kendiliğinden sona erer.
Çünkü liyakat yalnızca sahip olunması gereken bir özellik değil, görevlendirme kararının dayanağı olarak gösterilebilmesi gereken bir ölçüttür.
Ve şimdi: “Baldıza başarı plaketi?”
Tam da bu tartışmalar sürerken üniversiteden yeni bir haber geldi.
Rektör Prof. Dr. Kamuran Eronat’ın göreve gelmesinin ilk günlerinde Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğünden Dicle Üniversitesi Yapı İşleri ve Teknik Daire Başkanlığı görevine getirilen mimar Gelavuji Akkoç’a, Havuzbaşı Alanı’nın modern bir görünüme kavuşturulması ve kullanıma açılması sürecindeki çalışmaları nedeniyle “takdir plaketi” verildi.
Şube Müdürü Çetin Layık’a da “vizyoner çaba” nedeniyle plaket sunuldu.
Üstelik bunun için tören düzenlendi ve rektör yardımcıları da törende hazır bulundu.
Buraya kadar sorun yok.
Kamu kurumlarında başarılı çalışmaları ödüllendirmek elbette olağan ve olumlu bir uygulamadır.
Fakat mesele, Akkoç’un Rektör Eronat’ın baldızı olduğu yönündeki akrabalık ilişkisinin daha önce kamuoyuna yansıyan tartışmaların konusu olmasıyla birlikte farklı bir boyut kazanıyor.
Dolayısıyla burada sorgulanması gereken, plaket verilmiş olması değil.
Bu ödülün hangi objektif kriterlere göre verildiğidir.
Çünkü kamu yönetiminde sadece kararın kendisi değil, kararın nasıl alındığı da önemlidir.
Hele ki daha önce kamuoyunda çeşitli soru işaretleri oluşturmuş bir akrabalık ilişkisi söz konusuysa, yönetimin yapması gereken şey çok daha açıktır:
Kararın gerekçesini ortaya koymak.
Havuzbaşı Alanı’nın resmi açılışı henüz gerçekleşmeden başarı hangi somut sonuçlar üzerinden değerlendirildi?
Hazırlık sürecindeki katkı hangi ölçütlerle belirlendi?
Aynı başarı kriterleri üniversitenin diğer çalışanları için de geçerli mi?
Bunların yanıtı verildiğinde ortada tartışılacak fazla bir şey kalmaz.
***
Mesele plaket değil
Aslında bütün bu tartışmaların merkezinde bir plaket, bir makam ya da bir petrol anlaşması yok.
Mesele, yönetim anlayışı.
Bir kamu arazisi kiralanıyorsa bunun hesabı verilmeli.
Bir yönetici atanıyorsa hangi kriterle seçildiği açıklanmalı.
Bir çalışan ödüllendiriliyorsa başarı ölçütü ortaya konulmalı.
Çünkü kamu kurumlarında güven, yalnızca doğru işler yapmakla değil, doğru yapılan işlerin neden doğru olduğunu kamuoyuna göstermekle oluşur.
Dicle Üniversitesi yönetiminin bugüne kadar yöneltilen eleştirilere karşı sessiz kalması ise tartışmaları sona erdirmek yerine büyütüyor.
Oysa yapılması gereken son derece basit:
İddia varsa açıklayın.
Belge varsa gösterin.
Kriter varsa ortaya koyun.
Kimse peşinen suçlanmasın.
Ama kimse de kamu adına sorulan soruların cevapsız kalmasını beklemesin.
Çünkü üniversiteler yalnızca eğitim ve bilim üreten kurumlar değildir.
Aynı zamanda kamu kaynaklarının kullanıldığı, kamu adına kararların alındığı kurumlardır.
***
Bu nedenle kamuoyunun sorusu da son derece meşrudur:
Petrol anlaşmasında hesap nasıl yapıldı?
Atamalarda kriter neydi?
Plaketin başarı ölçütü neydi?
Ve belki de bütün bunların ötesinde tek bir soru:
Aynı kararlar, akrabalık ve yakınlık ilişkileri hiç olmasaydı yine aynı şekilde alınır mıydı?
Cevaplar açık, belgeli ve şeffaf biçimde ortaya konulduğu sürece mesele kapanır.
Aksi halde her yeni karar, eski soru işaretlerinin üzerine yenilerini ekler.
Çünkü mesele kişiler değil.
Mesele kamu yönetiminde liyakat, şeffaflık, hesap verebilirlik ve kamu hakkıdır.
Ve kamu hakkı söz konusu olduğunda, susmak cevap değildir.
***
GÜNÜN SÖZÜ…
Makam geçici, plaket geçici; kamu hakkının hesabı kalıcıdır.
Ömer Büyüktimur - Önceki Yazıları
-
ÜNİVERSİTE’DE “YOK DAHA NELER?” (II)
12 Eylül 2026
-
SÖZ’E VERİLEN EMEK!
10 Eylül 2026
-
ÜNİVERSİTE ÇİFTLİK GİBİ!..
09 Eylül 2026
-
ÜNİVERSİTEYE SAHİP ÇIKACAK BİRİLERİ YOK MU?
08 Eylül 2026
-
VATANDAŞIN BÜTÇESİ KARARMADAN PAZAR KARARIYOR!
07 Eylül 2026