Kategoriler
Köşe Yazısı 22 Ekim 2026, Perşembe
Anasayfa › Yazarlar › Ömer Büyüktimur
Köşe Yazısı Ömer Büyüktimur 22 Ekim 2026, Perşembe

DİLENCİLİK Mİ, CAN GÜVENLİĞİ Mİ?! (II)

(Diyarbakır'ın hedefleri büyük, peki sorumluluk alan var mı?)

Diyarbakır’ın kavşaklarında yaşanan dilencilik, tarihî surların korunmasına ilişkin tartışmalar ve kent yaşamını zorlaştıran düzensizlikler artık geçiştirilecek meseleler olmaktan çıkmalıdır.

Bir yandan 2 milyon turist hedefi açıklayıp kentin tanıtımına yönelik çalışmalar yürütürken, diğer yandan günlük yaşamın temel sorunlarını çözümsüz bırakmak, yönetim anlayışı açısından ciddi bir çelişkidir.

Turist hedefi açıklamak kolaydır. Festivaller düzenlemek, kentin tarihini ve kültürünü tanıtmak elbette önemlidir. Asıl mesele, bütün bu çalışmaların kent yaşamında neye karşılık geldiğidir.

İnsanlar güvenli kavşaklar, düzenli meydanlar, temiz sokaklar ve korunan tarihî alanlar istiyor. Bunlar bir ayrıcalık değil, kent yaşamının temel gereklilikleridir.

Özellikle araç trafiğinin yoğun olduğu kavşaklarda yaşanan dilencilik meselesi yalnızca sosyal yardım başlığı altında ele alınamaz. Sürücülerin dikkatinin dağıldığı, yayaların risk altında kaldığı ve trafik güvenliğinin tehlikeye girdiği somut bir tabloyla karşı karşıyayız.

Peki, bu gerçeği görmezden gelerek kent güvenliğinden söz etmek mümkün mü?

Elbette yoksulluk suç değildir. Yardıma muhtaç insanları aşağılamak, dışlamak ya da sokaklardan görünmez kılmaya çalışmak da çözüm sayılamaz.

Ancak insanların çaresizliğinin istismar edilmesine, çocukların dilencilik amacıyla kullanılmasına ve trafik güvenliğinin tehlikeye atılmasına da göz yumulamaz.

Burada iki temel sorumluluk aynı anda yerine getirilmelidir: Tehlikeli uygulamalara karşı etkili denetim sağlamak ve ihtiyaç sahiplerine yönelik gerçekçi, sürdürülebilir sosyal destek mekanizmaları oluşturmak.

***

Diyeceksiniz ki, ilgili kurumların çalışmaları bu iki ihtiyacı karşılayacak ölçüde etkili mi?

Bunun cevabı sahada gizli.

Eğer sorunlar aynı noktalarda varlığını sürdürüyorsa, yapılan müdahalelerin kalıcılığı ve yeterliliği sorgulanmalıdır. Birkaç geçici müdahaleyle görüntüyü değiştirmek, sorunu çözmek anlamına gelmez. Nitekim sahadaki tablo, mevcut uygulamaların yetersiz kaldığına işaret ediyor.

Şunu açıkça ifade etmek gerekir:

Belediyelerin, emniyet birimlerinin ve sosyal hizmet kurumlarının görev alanlarını gerekçe göstererek sorumluluğu birbirlerine devretmeleri ya da çözümü başka kurumlara bırakmaları kabul edilemez. Kurumlar arasındaki görev dağılımı, vatandaşın yaşadığı sorunun mazereti olamaz.

Vatandaşın karşısında tek tek kurumlar değil, bir bütün olarak kamu yönetimi vardır.

Dolayısıyla beklenti de nettir:

Sorumluluğu paylaşmakla yetinmeyin, çözümü birlikte üretin.

***

Peki, tarihî mirasımıza ne kadar sahip çıkıyoruz?

Daha önce de yazmış, sormuştum. Hedefler ve vaatler söylemlerde kalıyor; sahadaki uygulamalar ise çoğu zaman bu söylemlerin tam tersini ortaya koyuyor.

İşte Dağkapı Meydanı'nda, Kültür Yolu Festivali kapsamında kullanılan büyük pankartın surlara sabitlenmesine ilişkin görüntüler...

Surlara çakılan 18 çivi...

Tarihî doku zarar gördü. Peki bu uygulama karşısında gerekli tepki gösterildi mi? Sorumlular hakkında hesap soruldu mu? Kamuoyunun beklediği açıklamalar yapıldı mı?

Bu surlar yalnızca taşlardan oluşan yapılar değildir. Diyarbakır'ın kimliğini, tarihini ve toplumsal hafızasını taşıyan eşsiz bir mirastır. Üstelik UNESCO Dünya Mirası Listesi'nde yer almaktadır.

Koruma sorumluluğu yalnızca resmî açıklamalarda ve güzel sözlerde kendini gösteremez. Tarihî değerleri korumak, somut önlemler ve kararlı uygulamalarla mümkündür.

***

Bir yandan kentin tarihî zenginliğini tanıtıp diğer yandan bu mirasın korunmasında gerekli hassasiyeti göstermemek, kabul edilebilir bir çelişki değildir.

Diyarbakır'ın önünde, toplumsal huzurun güçlenmesi ve çözüm süreciyle bağlantılı beklentilerin yeni fırsatlar yaratabileceği önemli bir dönem bulunuyor.

Bu fırsatların ticarete, yatırıma, turizme ve istihdama dönüşmesi için çaba göstermek gerekiyor. Ancak yalnızca olumlu siyasi gelişmelere dayanarak yol almak yeterli değildir.

Yerel düzeyde de doğru, planlı ve sonuç odaklı adımlar atılmalıdır. Üstelik bu adımlar, kentin yaşamının bütün alanlarına yansımalıdır.

Yoksa esnafın kazancı artmıyor, gençler yeni iş imkânlarına ulaşamıyor, yatırımcılar kentin potansiyelini ekonomik faaliyete dönüştüremiyor ve ziyaretçiler kentte rahatça hareket edemiyorsa ortaya çıkan fırsatların toplumsal karşılığı da sınırlı kalır.

Böyle bir tabloda yerel yönetim mekanizmalarının başarısı ve etkinliği de doğal olarak sorgulanacaktır.

***

Ne diyoruz?

Turizm yalnızca ziyaretçi sayısından ibaret değildir.

Turist çarşıya giriyor, alışveriş yapıyor, yerel ürünlere ilgi gösteriyor, lokantalarda yemek yiyor ve kentte daha uzun süre konaklıyorsa turizm ekonomisi gerçek anlamda işlemeye başlamış demektir. İşte o zaman "bacasız fabrika" olarak tanımlanan turizm, kent ekonomisine katkısını görünür biçimde ortaya koyar.

Bunun yolu ise Diyarbakır'ın tarihî ve kültürel zenginliğini ekonomik değere dönüştürecek koşulları oluşturabilen, kurumlar arası iş birliğini esas alan ve ortak sorumluluk bilinciyle hareket eden bir yönetim anlayışından geçiyor.

Güvenli ulaşım, düzenli kamusal alanlar, nitelikli hizmetler ve iyi planlanmış bir kent yaşamı olmadan turizm hedefleri tek başına yeterli olamaz.

Ziyaretçinin kendisini güvende hissetmediği, tarihî değerlerin yeterince korunmadığı ve günlük yaşamın temel sorunlarının çözülemediği bir kentte, tanıtım çalışmalarının etkisi de kaçınılmaz olarak sınırlı kalacaktır.

***

2 milyon turist hedefi, ilgili kurumlara aynı zamanda ağır bir sorumluluk da yüklüyor.

Bu hedefin gerektirdiği ulaşım, güvenlik, temizlik, tarihî mirasın korunması ve sosyal hizmet standartları konusunda hiçbir kurumun görevini aksatma lüksü yoktur.

Kent yönetiminde başarı, yalnızca açıklanan hedeflerle değil, yaşam kalitesine yapılan katkıyla ölçülür.

Bu nedenle Diyarbakır'ın potansiyelini tartışmak için yeni gerekçelere ihtiyacımız yok. Kentin tarihi de kültürü de ticari imkânları da ortada.

Eksik olan, bu potansiyeli günlük yaşamda hissedilir bir gelişmeye dönüştürecek kararlı, koordineli ve hesap verebilir bir yönetim anlayışının sahadaki iradesidir.

Mesele yalnızca kaç turistin geleceği değildir.

Asıl mesele, gelen ziyaretçinin neyle karşılaşacağı, kentlinin nasıl bir yaşam süreceği ve tarihî mirasın gelecek kuşaklara hangi koşullarda aktarılacağıdır.

Artık sözlerden çok uygulamaya, vaatlerden çok sonuçlara bakma zamanıdır.

Çünkü kent yönetiminde asıl başarı, potansiyeli anlatmak değil; onu toplumun ortak kazanımına dönüştürebilmektir.

***

GÜNÜN SÖZÜ

Bir kentin büyüklüğü, açıkladığı hedeflerle değil; insanına sunduğu güvenle, koruduğu mirasla ve yerine getirdiği sorumluluklarla ölçülür.

Paylaş
Ömer Büyüktimur - Tüm Yazıları →