Kategoriler
Köşe Yazısı 24 Temmuz 2026, Cuma
AnasayfaYazarlar › Ömer Büyüktimur
Köşe Yazısı Ömer Büyüktimur 24 Temmuz 2026, Cuma

HAKİKATİN PEŞİNDE KAYBOLAN ADALET!

Geçen hafta bu köşede, “Kapanan dava mı, cevabı bulunmayan sorular mı? (Narin Güran Cinayeti)”başlığıyla kaleme aldığım yazının ardından yüzlerce mesaj aldım. Eleştirenler de oldu, teşekkür edenler de… Ancak mesajların büyük bölümünde ortaklaşan bir cümle vardı:

“Bu dosyada hâlâ cevap bekleyen sorular var.”

Belki de tam bu nedenle, son günlerde kamuoyunda geniş yankı uyandıran Şeytantepe belgeselini baştan sona izledim. Zihnimde tek bir soru kaldı:

Biz gerçekten cinayeti mi çözdük, yoksa yalnızca bir dosyanın kapağını mı kapattık?

***

Bu yazı, elbette mahkeme kararlarını yok sayma ya da hukukun yerine kişisel kanaat koyma çabası değildir. Kesinleşmiş yargı kararlarına saygı duymak, hukuk devletinin temel şartıdır.

Ancak hukuk tarihinde değişmeyen bir gerçek vardır:

Bir dosyanın kapanması, her zaman bütün soruların sona erdiği anlamına gelmez.

Çünkü adalet yalnızca hüküm vermek değildir. Verilen kararın toplum vicdanında da karşılık bulması gerekir.

Narin dosyasında bugün tartışmanın merkezinde duran nokta da budur.

Belgeselde ortaya konulan bazı iddialar, soruşturmanın başlangıcından itibaren belirli bir ihtimal üzerinde yoğunlaşıldığını ve ardından delillerin bu çerçevede değerlendirildiğini öne sürüyor.

Eğer böyle bir durum gerçekten yaşandıysa, mesele yalnızca bir dava tartışması olmaktan çıkar. Hukukun en temel sorusuna dönüşür:

Gerçeği mi aradık, yoksa ulaştığımızı düşündüğümüz gerçeği mi doğrulamaya çalıştık?

***

Elbette belgeselde dile getirilen her iddianın doğru olduğunu söylemek mümkün değildir. Bazıları haklı olabilir, bazıları olmayabilir.

Ancak hukukta temel bir ilke vardır:

Makul biçimde sorulabilen her soru, cevaplanmayı hak eder.

Cevapsız kalan sorular zaman içinde daha büyük bir gölgeye dönüşür.

***

Belgesel; kamera görüntülerinden dijital verilere, baz istasyonu kayıtlarından teknik incelemelere kadar çok sayıda başlık üzerinden yeni sorular gündeme getiriyor.

Örneğin:

Bazı kamera kayıtlarına neden zamanında ulaşılamadı?

Dijital veriler neden hâlâ tartışılıyor?

İfadeler arasındaki çelişkiler yeterince değerlendirildi mi?

Kamuoyunda uzun süre konuşulan bazı iddialar neden mahkeme kararında karşılık bulmadı?

Ve en önemlisi:

Aradan geçen zamana rağmen bu sorular neden hâlâ soruluyor?

***

Bu süreçte medyanın rolünü de göz ardı etmemek gerekiyor.

Narin Güran dosyası yalnızca mahkeme salonlarında değil; televizyon ekranlarında, sosyal medya platformlarında ve dijital yayınlarda da tartışıldı.

Soruşturma tamamlanmadan insanlar suçlu ya da masum ilan edildi. Bir köyün adı hafızalara kazındı, bir aile toplum önünde yargılandı.

Oysa hukukta değişmeyen temel ilke şudur:

Masumiyet karinesi.

Bir insanın suçluluğu kalabalıkların öfkesiyle değil, delillerin gücüyle belirlenir.

***

Aradan yıllar geçti. Kararlar verildi, dosya temyiz sürecine taşındı. Ancak tartışmalar sona ermedi.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, "nitelikli kasten öldürmeye yardım" suçundan 17 yıl hapis cezasına çarptırılan Nevzat Bahtiyar hakkında verilen hükmün hukuka uygun olduğu yönünde tebliğname hazırlayarak dosyayı Yargıtay 1. Ceza Dairesi’ne gönderdi.

Bu süreç devam ederken kamuoyundaki tartışmaların sürmesi, dosyanın yalnızca hukuki değil, vicdani boyutunun da canlı kaldığını gösteriyor.

***

Güran ailesi ise hâlâ aynı talebi dile getiriyor:

“Gerçek katil ortaya çıksın.”

Baba Güran da “Biz kızımızı öldürmedik, adalet istiyoruz” diyerek savunmasını sürdürüyor.

Elbette bu açıklamalar tek başına hukuki sonucu değiştirmez. Ancak bir dosyada tarafların ısrarla aynı noktada durması, tartışmanın toplum vicdanındaki karşılığını gösterir.

Çünkü bazen hukuk dosyası kapanır…

Ama vicdan dosyası kapanmaz.

***

Öte yandan Adalet Bakanlığı’nın faili meçhul cinayet dosyalarına yönelik yeni çalışmaları ve 75 ilde 638 dosyanın yeniden inceleneceğine ilişkin açıklamalar da dikkat çekiyor.

Yeni delil veya gizli tanık ortaya çıkması halinde yeniden yargılama ihtimalinin gündeme gelebileceğine yönelik değerlendirmeler, şu soruyu yeniden ortaya koyuyor:

Bazı dosyalar gerçekten kapanır mı, yoksa yeni bir gerçeğin ortaya çıkmasını mı bekler?

Narin davası müdafilerinden Avukat Mustafa Demir’in dosyayı “Türkiye’nin Dreyfus davası” olarak nitelendirmesi de tartışmanın ulaştığı noktayı gösteriyor.

Bu benzetme hukuki açıdan tartışılabilir. Ancak verdiği mesaj açıktır:

Bir toplum bir davayı yıllar sonra hâlâ konuşuyorsa, mesele yalnızca mahkeme kararından ibaret değildir.

***

Ben kimse adına hüküm vermem.

Ne hâkimin yerine geçerim, ne savcının, ne de tarafların…

Gazeteciliğin görevi insanlara hazır cevaplar sunmak değil; doğru soruların peşinden gitmektir.

Zaten sorular biterse, hakikatin izini süren gazeteciliğin de anlamı kalmaz.

Özetle…

Narin Güran dosyasında vicdan henüz son sözünü söylemiş değil.

***

GÜNÜN SÖZÜ

Bazı dosyalar mahkeme kararıyla kapanır; ancak hakikat arayışı, son sorunun cevabı bulunana kadar devam eder.

 

Paylaş
Ömer Büyüktimur - Tüm Yazıları →