YOLSUZLUKTA RAKİBE ASLAN, KENDİ ADAMINA SUS PUS!
Dün belediyeler, bugün milletvekilleri… Dün rüşvet ve yolsuzluk iddiaları, bugün mali suçlamalar ve çok daha ağır isnat edilen cinsel sapkınlık.
Türkiye siyasetinin değişmeyen hastalığı yine karşımızda. Rakip söz konusu olduğunda mangalda kül bırakmayanlar, kendi mahallesinden biri gündeme geldiğinde bir anda suskunluğa gömülüp; ben bilmez merkez bilire dönüyorlar.
Yıllardır hukuk devleti, temiz siyaset ve hesap verebilirlik söylemiyle siyaset yapanların gerçek sınavı da tam burada başlıyor. Çünkü adalet, yalnızca siyasi rakibiniz için istediğinizde savunduğunuz bir ilke değildir. Kendi çevrenizden biri söz konusu olduğunda da aynı kararlılıkla arkasında durabilmeniz, daha doğrusu aynı ölçüde hesap verebilirliği savunabilmeniz gerekir. Ki savunduğunuz değerlerde, güven ve samimiyet sahibi olabilesiniz?
Ama nerde?
***
İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve Ekrem İmamoğlu hakkında yürütülen süreçlerde Yeni Parti yönetiminin gösterdiği siyasi sahiplenme hafızalarda. Bugün bile. Aynı kararlılığın, başka belediyeler ve ister CHP ister Yeni Partili siyasetçilerle ilgili iddialar karşısında da gösterilmesi gerekmez mi? Pozitif veya negatif.
İstanbul, Aydın, İzmir, Bursa, Yalova ve Manavgat çevresinde gündeme gelen tartışmalar, siyasetin hesap verebilirlik konusundaki tutarlılığını sorgulamak için yeterince örnek teşkil etmektedir.
Elbette her dosyanın kendine özgü koşulları var. Ancak siyasi ilke dediğiniz olgu, dosyaya ve kişiye göre değişmez. Bir yerde şeffaflık isteyenlerin başka bir yerde sessizliğe bürünmesi, savundukları değerlerin samimiyetini güvensiz kılar.
***
İşte Mustafa Sarıgül. Fecaat... Hakkında kamuoyuna yansıyanlara bakın... Mali suçlar, kara para aklama ve cinsel saldırı iddiaları. Hepsi kendi ekseninde, ürkütücü...
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının yürüttüğü soruşturmayla ilgili basına yansıyan haberlerde ne var?
Sarıgül'ün eski muhasebe çalışanı olduğu belirtilen Oktay Özkan'ın bazı para teslimatlarına ve Sarıgül ile Temel Aygün arasında bulunduğu ileri sürülen otel ortaklığına ilişkin aktardıkları.
Bu iddialar, eğer belediye ve milletvekillerin "şeceresinde" vakı olanlar.
Ama Sarıgül'ün "çocuklara yönelik istismar iddiaları" yenilir, yutulur değil.
Kan dondurucu.
***
Basına yansıyan iddialara göre...
Belediyenin düzenlediği kamplardan bazı çocukların seçildiği, bu çocukların Mustafa Sarıgül'e götürüldüğü ve makam odasının özel bölümünde masaj yaptırıldığı.
Kız ve erkek çocukların sistematik biçimde cinsel istismara maruz bırakıldığı ileri sürülüyor.
Ve daha nice sapkınlık içeren iddialardan söz ediliyor.
***
İnsan kanını donduran, öfke seli oluşturan bu iddialar, sıradan bir siyasi tartışmanın çok ötesinde, görülüp okunmalı!
Çocuklardan, siyasi nüfuzdan, makamın ve gücün kötüye kullanıldığı yönündeki ağır isnatlardan söz ediyoruz. İddiaların niteliği ve ağırlığı, konunun siyasi polemiklerle geçiştirilemeyeceğini açıkça ortaya koyuyor.
Böyle bir tablo karşısında parti aidiyetini, siyasi dostluğu ve kişisel hesapları öne çıkarmak kabul edilebilir değildir.
Kaldı ki bu mesele artık bir siyasetçinin özel hayatı denilerek geçiştirilemez.
“Alan razı, veren razı” gibi akıl dışı savunmaların arkasına kimse sığınamaz.
Hele çocukların söz konusu olduğu iddiaları siyasi dayanışma kalkanıyla örtmeye hiç kimsenin hakkı yoktur.
Ve rıza da gösterilmez!
***
Sarıgül'ün, hakkındaki soruşturma sonuçlanıncaya kadar parti üyeliğinin askıya alınması için başvuracağını açıkladığı ve parti yönetiminin bu talebi olumlu karşıladığı kamuoyuna yansıdı. Ancak mesele, bir parti üyeliğinin askıya alınmasıyla kapanacak kadar basit değil.
Kamuoyu, yalnızca siyasi pozisyon değişikliğini değil, açık, kararlı ve samimi bir tutum sergilenmesini bekliyor.
Tam da bu yazıyı kaleme aldığım sırada yeni bir gelişme yaşandı.
Sarıgül, partisinden istifa ettiğini açıkladı.
Yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:
"Partimi bu soruşturma nedeniyle çıkan tartışmaların dışına çıkarmak amacıyla söz konusu soruşturma sonuçlanıncaya kadar Yeni Parti üyeliğinden istifa ediyorum. Hukukun üstünlüğü, hakikat, vicdan ve hakkaniyet çerçevesi içinde, adalet tecelli edecek ve ben partime döneceğim."
İstifa siyasi bir tavır, ama asıl mesele, soruşturmanın bütün yönleriyle aydınlatılması ve hukukun gereğinin yerine getirilmesidir.
***
Elbette bu noktada Özgür Özel'in ortaya koyacağı tavır da önem taşıyor.
Çünkü söz konusu olan yalnızca bir siyasetçinin hakkındaki iddialar değil, aynı zamanda siyasi çevrelerin hesap verebilirlik konusundaki samimiyetidir.
Cemil Tugay hakkında yaptığı açıklamalar ve kamuoyuna yansıyan, "Bunu burnundan fitil fitil getirmezsem namussuzum" sözleri hâlâ hafızalarda.
Söz konusu kendi siyasi çevresinden bir isim olduğunda da aynı kararlılığın gösterilmesi gerekir.
Siyasi rakiplere karşı yüksek perdeden konuşup kendi mahallesindeki isimler söz konusu olduğunda ölçüyü değiştirmek, siyasi tutarlılıkla bağdaşmaz.
Özel'in önündeki mesele yalnızca Sarıgül dosyası değildir.
Mesele, yıllardır savunulan temiz siyaset ve hesap verebilirlik söyleminin gerçek bir ilke mi, yoksa siyasi mücadelede kullanılan bir araç mı olduğudur.
***
“Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz…”
Siyasi dayanışmayı anlatan bu sloganın, hesap vermeme anlayışının örtüsüne dönüşmesine izin verilmemeli.
Birlikte mücadele etmek başka, yanlış yapanı sorgulamaktan kaçınmak başkadır.
Parti arkadaşlığının, siyasi yakınlığın ve örgütsel bağlılığın dokunulmazlık zırhına dönüştüğü yerde siyaset, topluma karşı sorumluluğunu kaybeder.
Yeni Parti'nin ve diğer siyasi partilerin de anlaması gereken gerçek budur.
Muhalefetteyken talep edilen şeffaflık ve hesap verebilirlik, iktidar ya da parti içi ilişkiler söz konusu olduğunda rafa kaldırılamaz.
***
Siyasette en kolay iş, rakibin yanlışını büyütmektir. Zor olan ise kendi mahallenizdeki yanlışın karşısında durabilmektir. İşte siyasi ahlak tam da bu noktada belli olur.
Türkiye'de siyasetçiler birbirlerine sürekli adalet dersi veriyor.
Ancak bu derslerin gerçek değeri, kürsülerde kurulan cümlelerle değil, kendi çevrelerinde yaşanan olaylar karşısında gösterdikleri tavırla ölçülüyor.
Siyasetin en büyük açmazı da burada:
Herkes adaleti savunuyor ama kimse kendi mahallesinden başlamaya yanaşmıyor.
***
GÜNÜN SÖZÜ
Adalet, rakibine yönelttiğin bir silah değil; kendi mahallene de uygulayabildiğin bir ilkedir.
Ömer Büyüktimur - Önceki Yazıları
-
KENDİSİNE ÖZGÜ SAPTAMALAR…
30 Ekim 2026
-
EMEKLİYE KÜÇÜK DOKUNUŞLAR DEĞİL, ADALET LAZIM!
29 Ekim 2026
-
KAYAPINAR’DA İHALE TARTIŞMASI, ÖĞRENCİLER MAĞDUR!
28 Ekim 2026
-
DİYARBAKIR KONUŞTU, ANKARA NE YAPACAK?
27 Ekim 2026
-
GÖREVDEN ALINAN DEKANIN ARDINDAKİ SORULAR
26 Ekim 2026