NEVRUZ MU KUTLANDI NEWROZ MU?
Nevruz da baharın başlangıcı kutlanır birçok kadim Ortadoğu medeniyetlerinde. Doğada çiçeklerin açması hayatın diğer evrelerine de umut taşıyıcı olarak görülür.
Newroz ise Kürtlerin yıllarca “Kürt diye bir ırk yoktur” diyenlere biz varız ve buradayız deme biçimidir. O newroz ateşi yıllardan beri ideolojik kapışmalara sahne oluyordu.
Kansız, göz altısız, olaysız dağıldığına göre bu sene hem nevruz hem newroz kutlandı. Haberlerden izlediğim kadarıyla tarafların süngüsünün düşmüş olduğunu gördüm.
Kürt gençleri güvenlik güçlerini kışkırtırdı kimi zaman.
Kimi zaman güvenlik güçleri doğulu olmadığı için ve Kürtlerden nefret ettikleri için hoyrat ve acımasız davranırlardı.
Bu yıl öyle olmadı yukardakiler anlaşmışken bize ne oluyor diye düşündüler her hal.
Haberlerden izlediğim kadarıyla Ayla Akat “jin jiyan azadi” vurgusu yapmış. Jin bu coğrafya da azad değil (kadın özgür değil) ve bu coğrafyanın erkekleri tarafından özgürlükleri engelleniyor. Bunu önce kendi kitlelerine anlatmaları gerekiyor.
Diyarbakır Newroz’un da binlerce erkek “Jin Jiyan Azadi” diye slogan attı ama eve gidince unutuyorlar ya da kadının özgürlüğünün ne demek olduğunu bilmiyorlar. Bilmemeleri de normal çünkü toplumsal düzenlemeler sloganla yürüyüşle olmaz.
Seminer yok, ev ev gezip tek tek anlatmak yok, kadının istediği yaşam biçimine kavuşması için proje, hizmet, çözüm yok. Slogan var sadece.
Rengarenk görüntüler, halaylar, ağızlarda gülüşler, Agıre Jiyan’ın muhteşem sesi ve performansı umut aşıladı insanlara. Nevruz kutlamalarının Diyarbakır gibi bir noktada sorunsuz geçmesi taraflara bir oh çektirdi ve barışa olan inanç bir tık güçlendi.
Umarım barış gerçekleşir ve bu kanayan yaradan kurtuluruz aksi takdirde olacak olan yine biz Kürtlere olacaktır.
Abdullah Öcalan gönderdiği mesaj okunurken şu cümle dikkatimi çekti: “dar milliyetçi anlayışları aşıp demokratik entegresyon temelinde birleşebileceğimize….. tarihimizde olduğu gibi günümüzde de her türlü savaş dayatmalarını, yoksulluğu ve barbarlığı geriletebileceğimizi bilince çıkarmamız gerekir”… demiş.
40 yıl önce de demokratik entegresyon temelinde ısrarcı olunabilirdi. Dönemin hükümetleri zalimce köy yaktılar, keyfi olarak Kürtleri katlettiler, Diyarbakır cezaevinde Esat Oktay’ın Kürtlere ne işkenceler yaptığını, beyaz Toros hikayelerini tüm dünya biliyor kimse inkar edemez ama
bunun karşı hamlesi olarak yine Kürt çocuklarını ve Anadolu çocuklarını ölüme sürüklemek olmamalıydı.
Türkiye’yi 60 yıllardaki sosyalizm dalgasından sonra yeni bir terör belasına bulaştırmak dünyayı yöneten dış güçlerin hamlesiydi. Kürt liderlerinin eline silah verdiklerinde o silah tutulmasaydı bugün Güneydoğu ve Doğu Anadolu yoksul ve geride kalmış olmayacaktı.
Olan oldu artık umarım baharlı güneşli günler bu ülkeyi bekliyordur.
Önümüzdeki nevruzlarda Diyarbakır’da ki tüm partilerin il başkanlarını, Diyarbakır valisini, tüm partilerin Diyarbakır milletvekillerini de görürsek bileceğiz ki gerçekten bahar da barış da gelmiş memleketime.
Reyhan Alkar Karlıdağ - Önceki Yazıları
-
OKUR YAZAR BULUŞMASI
01 Nisan 2026
-
BEDEN ZİHİN İLİŞKİSİ
11 Mart 2026
-
BASKI İLE YETİŞEN ÇOCUKLAR
04 Mart 2026
-
YARADANLA İLETİŞİM
25 Şubat 2026
-
ÇÖLDE DOĞAN DEVLETLER
18 Şubat 2026