Gündemimiz hala savaş...
İran-Amerika, İsrail savaşında verilen araya ve Pakistan'da yapılan görüşme trafiğine rağmen belirsizlik devam ediyor. Bir ara anlaşmaya varılacak gibi iyimser bir hava oluşsa da şimdilerde savaş tamtamları yeniden çalmaya başladı. Ekonomisi iyice dibe vurmasına rağmen, savaşla birlikte muhalif grupların etkisinin azalması ve rejimin konumunu tahkim etmesi nedeniyle, İran devletinin eli güçlenmiş ve ileri sürdüğü şartlarda en ufak bir esneklik göstermeyip Trump'u daha bir zora sokmayı başarmıştır. Kasım ayında yapılacak seçimlere bu savaşın gölgesinde girmesi halinde kesin bir şekilde kaybedecek olan Trump, İran'ın bu kararlı duruşuyla iyice köşeye sıkışmış bulunuyor. İran, nükleer ve Hürmüz'ü tartışmayız; Trump ise Hürmüz'ü bırakıp gidemeyiz diyor. Hiçbir şey elde edemeden çekildiği takdirde Amerika'nın caydırıcılığı büyük bir yara alacak ve ilerisi için telafisi mümkün olmayan sonuçlar doğuracak. Trump yönetimi iki arada bir derede bocalayıp duruyor neticede. Hele de Hürmüz boğazının üstüne Husiler de Bab-ül Mendeb'i kapatırsa dünyada ekonomik darboğaz bütün ülkeleri daha çok zorlamaya başlayacaktır. İran'ın beklentisi, Trump'un piyasalardaki kötü gidişata daha fazla dayanamayacağı ve Kasım ayındaki seçimleri kaybetmemek için İran'ın şartlarını eninde sonunda kabul edeceği yönünde. İran biliyor, kim daha fazla dayanabilirse o kazanacak. Çünkü Amerika'nın ve Trump'un kaybedecek vakti yok! Bu durumda Trump, ya İran'la gizli bir anlaşma yapıp tavizler verecek ama medyaya farklı bir resim sunacak; veya küçük çaplı saldırılar başlatıp İran ekonomisine daha fazla zarar verip anlaşmaya zorlayacak; ya da İran'a bir kara harekatı başlatılacak. 3. İhtimal pek olası görünmüyor çünkü İran'a bir kara harekatı başlatmak, Amerika'nın dünya sahnesinden çekilmesi anlamına gelebilir!
Savaşın diğer tarafı olan İsrail'de de işler hiç iyi gitmiyor. İranla yapılan savaşa ara verilmesiyle birlikte Lübnan'a saldırılarını daha da yoğunlaştıran bu terör devleti Lübnan'ı yakıp yıktı ama bununla beraber ağır kayıplar da verdi. İsrail halkının %57'si 7 Ekim'den beri her cephede kaybettiklerini düşünüyor. 2/3'ü Netenyahuyu başarısız görüyor. 1/3'ü ise kapılar açıldığı anda İsraili terkedeceğini söylüyor!
Körfez ülkeleri de bu savaşta hüsrana uğradılar ve kendilerini koruyamayan Amerika'ya alternatif güvenlik arayışlarına başladılar. Amerika'nın kendilerini koruyacağını sandılar, fena halde yanıldılar. Bu arada kimi de İsrailin izinden gitmekten vazgeçemiyor ve talimatla Opec'ten ayrılıp 120 doları geçen petrole daha da tavan yaptırmaya çalışıyor! Avrupa Birliği ise barış zamanlarında bir güç olarak etkindi ama savaş ortamında (hem Rusya-Ukrayna ve hem de İran-Abd, İsrail savaşında) etkisiz eleman olarak bir kenara yazıldı-atıldı! Şimdilerde süratle silahlanıyor ama Avrupa'nın bu saatten sonra toparlanması ve dünyada tekrar söz sahibi olması neredeyse imkânsız gibi. Bu sonuç sadece Avrupayı değil, dünyaya pazarladığı değerlerin(!) de sorgulanması anlamına geliyor.( Muasır medeniyet seviyesi deyip kıble edindiğimiz Batı medeniyeti tüm değer(sizlik)leriyle birlikte sahneden çekiliyor!) İçine düşülen bu çıkmazla birlikte herkes birbirini suçlamaya başladı tabi. Trump, İngiliz Kralına ayar veriyor; İngiliz kralı Trump'a. Almanya başbakanı Trump'u eleştiriyor, Trump Avrupa'dan askerlerimi çekip sizi kurda kuşa yem ettiririm diyor! Dünyayı kardeş kardeş sömürürken ilişkiler güzeldi ama işler ters gidince eski defterler ortalığa saçılmaya başlandı. İbretlik bir manzarayla karşı karşıyayız. Bu arada Avrupa falan demişken, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın, "AB'de her şartı yerine getirsek dahi Türkiye'yi kabul edecek irade yok" şeklindeki tespitine değinmemiz lazım. Yaklaşık 300, ama özellikle de son 100 yıldır adeta bir kıble edinilen ve ulaşılacak en üst seviye olarak gösterilen Batı medeniyeti(!)nin iç yüzünü olmasa bile, niyetini açık eden bu tespiti ilk defa ve açık açık bir devlet adamının yapması çok önemli. Her ne kadar cümlenin içinde bir hayal kırıklığının izleri olsa da! Özellikle son 3 yıldır Gazze'de yaşananlara ve buna karşılık Batının veremediği tepkilere, kendi ilkelerini helvadan bir putmuşcasına yemesine bakmak bile bu konuda bir fikir vermeliydi. Umarım bu açıklama kararlı bir duruşun başlangıcı olur ve Avrupa kapılarında dilenen bir ülkeden, Avrupayla eşit koşullarda karşılıklı ilişkiler yürüten bir ülkeye evriliriz. AB ilgili yapılan bu tespit, lafta kalmasın ve koşa koşa imzalayıp geldiğimiz Paris İklim anlaşmasını, iptal ettiğimiz ama Anayasada hala duran İstanbul sözleşmesini, dijital para sistemini, yapay et projelerini vs.. bir kere daha düşünmek için yol haritası olsun.
Süleyman Çiftçioğlu - Önceki Yazıları
-
Zamanı Gelmedi mi?
20 Nisan 2026
-
Ne olacak şimdi?
13 Nisan 2026
-
Bitmeyen Savaşın Sonuçları...
06 Nisan 2026
-
Tahmin edilemeyen....
23 Mart 2026
-
Sıradaki kim mi?!
09 Mart 2026