Ortak görüş, düzenlemenin kalıcı barışı sağlayabilmesi için kapsayıcı, hukuki güvence sunan ve toplumsal mutabakatı güçlendiren bir çerçevede hazırlanması gerektiği yönünde birleşti.
"Terörsüz Türkiye" süreci kapsamında hazırlandığı belirtilen yasa taslağına ilişkin kamuoyuna yansıyan ayrıntılar, Diyarbakır'da iş dünyası temsilcileri, hukukçular ve akademisyenler tarafından değerlendirildi.
DTSO Başkanı Mehmet Kaya, dar kapsamlı bir düzenlemenin kalıcı çözüm üretmeyeceğini belirterek, hem silahsızlanmayı hem de demokratikleşmeyi içeren geniş kapsamlı bir yol haritası oluşturulması gerektiğini söyledi.
Diyarbakır Barosu Başkanı. Abdülkadir Güleç ise uluslararası örneklerde olduğu gibi özel bir yasal düzenleme hazırlanmasının daha doğru olacağını dile getirdi.
Akademisyen Doç. Dr. Vahap Coşkun, parçalı değil bütüncül bir yaklaşımın daha sağlıklı sonuç vereceğini ifade ederek uyardı.
Prof. Dr. Rüstem Erkan ise özellikle cezaevlerindeki hükümlüler ve infaz düzenlemelerine ilişkin belirsizliklerin sürdüğüne dikkat çekti.
GÜNSİAD Başkanı Şahismail Bedirhanoğlu, toplumsal yaşama dönüşünü kolaylaştıracak yasal güvencelerin oluşturulmasını isterken, DİSİDER Başkanı Şeyhmus Akbaş hukuk devleti ilkesinin korunmasını istedi.
Toplumsal Mutabakat Derneği Başkanı Mahmut Şimşek ise hazırlanacak düzenlemenin, hukuki güvence sağlayan, toplumsal desteği artıran ve kalıcı barışı hedefleyen kapsamlı bir çerçevede şekillenmesi gerektiğini vurguladı.
Filiz YAŞA/M. Emin FİDAN/Remzi ETİĞ
DİYARBAKIR (SÖZ) – "Terörsüz Türkiye" süreci kapsamında hazırlıkları sürdüğü belirtilen yasa taslağına ilişkin kamuoyuna yansıyan ayrıntılar, yeni tartışmaları da beraberinde getirdi. Taslağın kapsamına ilişkin farklı değerlendirmeler yapılırken, iş dünyası temsilcileri, hukukçular ve akademisyenler sürecin hukuki zemini, toplumsal etkileri ve beklentilerini değerlendirdi.
"Terörsüz Türkiye" sürecine ilişkin hazırlanan yasa taslağının kapsamı henüz resmiyet kazanmamış olsa da kamuoyuna yansıyan bilgiler tartışılmaya devam ediyor. Taslakta; ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası alanların kapsam dışında bırakılması, silah bırakma sürecinin belirli bir teyit mekanizmasına bağlanması ve düzenlemenin belirli bir süreyle uygulanması gibi başlıkların yer aldığı iddia ediliyor. Diyarbakır'da iş dünyası temsilcileri, hukukçular ve akademisyenler, taslağa ilişkin değerlendirmelerini kamuoyuyla paylaştı.
Kaçan Fırsatın Bedeli Çok Ağır Olur"
Diyarbakır Ticaret ve Sanayi Odası (DTSO) Başkanı Mehmet Kaya, geçmişte kaçırılan tarihi fırsatları hatırlatarak çok ciddi uyarılarda bulundu. Sürecin kök nedenlerine inilmesi gerektiğini savunan Kaya, konuya ilişkin şu dikkat çekici değerlendirmeleri yaptı: "Şimdi şunun çok iyi bilinmesi lazım; küçük bir sorundan bahsetmiyoruz. Yüz yıllık bir Kürt sorunu, 50 yıllık bir çatışmadan bahsediyoruz. Sayısı tam olarak ifade edilmese bile 50 bine yakın insanımızın ölümünden söz ediyoruz. Şimdi bunu bitirmek, öyle yarım yamalak bir düzenlemeyle sonuçlanmaz. Çünkü Türkiye tarihinde iki defa, tam da bu dar bakış açısıyla yaklaştığı için barış süreçlerini kaçırdı.
Biri 1999'daki örgütün geri çekilme kararıyla Öcalan'ın attığı adımdı. Türkiye'nin bu dönemde bazı kesimlerce ve askeri kanatça güç zehirlenmesine girmesi nedeniyle, o günden bugüne birçok insanımızı kaybettik. Artı, 2013-2015 sürecinde de muhalefetin sert tepkisinden dolayı yine süreç bozuldu ve o günden bugüne 7 bine yakın insanımızı tekrar kaybettik. Şimdi böyle fırsatlar her zaman ülkelerin önüne gelmez. Böyle bir dönemde 'Yok yarısını kapsam içi, yarısını kapsam dışı tutalım; sadece silah bıraktıralım, başka bir şey yapmayalım' gibi yaklaşımlar bu sürecin ne kök nedeninin ortadan kalkmasını sağlar ne de örgütü tam olarak kapsayabilir. Ve bu süreç, üçüncü ıskaladığımız bir barış sürecine dönüşür.
Onun için bu fırsat yakalanmışken, Mecliste %90'ı aşan bir çoğunluk sağlanmışken ve toplumda bu işin sonlanmasına olan destek %70 seviyesindeyken; çerçevesi geniş, tamamını kapsayan ve 'etkin pişmanlık' gibi daha önce denenmiş, düşmanlık üreten af uygulamaları olmayacak şekilde, gerçek anlamda süreci bitirecek bir adım atılmalıdır. Süreç; hem silahsızlanmayı hem dönüşü kolaylaştıracak düzenlemeleri ve beraberinde zamana yayılacak demokratik adımları içermediği sürece bu fırsatı da kaçırmış olacağız.
Türkiye bu çatışmalı süreçlerden, insan kaybı kadar ekonomik yıkıma da uğruyor. Bugün yaşadığımız krizin altında yatan temel neden, bu çatışmalı süreç ve Türkiye ile bölge ekonomisinin güvenlik politikalarından dolayı doğru kurgulanamamasından kaynaklanmaktadır. Bu nedenle dünyadaki örneklere de baktığımızda; pişmanlık gibi maddeleri kapsayacak, örgütün bir kısmını dışarıda tutacak veya temel hak ve özgürlükleri içermeyecek bir paketin, geçmiş deneyimler gibi bugün de başarılı olma şansı olmaz. Bu defa kaybedeceğimiz fırsatın bedeli hepimize çok ağır olur. Herkesin bunu bir kez daha doğru bir şekilde değerlendirip, örgütün tamamen bir daha silaha sarılmayacağı kapsayıcı bir düzenlemenin yapılması zorunludur."
"İnfaz Düzenlemesinden Ziyade Özel Bir Düzenleme"
Sürecin hukuki boyutuna ve uluslararası benzer modellere vurgu yapan Diyarbakır Baro Başkanı Av. Abdülkadir Güleç, konunun sadece bir "infaz indirimi" olarak görülmesinin yaratacağı risklere değindi. Güleç, yasal çerçeveye dair önerilerini şu sözlerle aktardı:
"Okuduğum kadarıyla söylüyorum. Birincisi, sadece infaz düzenlemesiyle ilgili bir indirim öngörülüyormuş şeklinde bir haber de tartışma da yürütülüyor. Bana göre bu doğru değil. Dünya örneklerinde de bu tarz öneriler kabul görmüş değil. Dolayısıyla aslında özel bir yasanın çıkarılması gerekir. Sadece infazda belli suç tipleri için ya da silah bırakma iradesini ve örgütü feshettiğini gösteren beyanlarda bulunan kişileri dahil etmek, bana göre bu sürecin amacını da zorlayan bir yaklaşımdır.
Bu açıdan infaz düzenlemesinden ziyade özel bir düzenlemenin getirilmesi; bütün yapının içinde yer alan herkesin herhangi bir cezaya maruz kalmadan, soruşturmaya, kovuşturmaya maruz kalmadan ve ceza tehdidinde bulunmaksızın toplumsal yaşama, siyasal yaşama dahil olmasını sağlamalıdır. Bu sebeple infazda indirim bu soruna çözüm getirmez.
İkinci bir yaklaşım ise infazda indirimden yararlanmak için bir süre öngörmek. Altı ayın kısa bir süre olduğunu düşünüyorum, belki daha uzun bir süre olabilir. Bu süre içerisinde yurt dışında konsolosluklara, Türkiye'de ilgili resmi birimlere, cezaevinde ise cezaevi yönetimine dilekçe verenler yararlanır. Böyle bir düzenleme kuşkusuz önemlidir. Ancak oradaki süre de bana göre kısa bir süre, daha uzun bir süre öngörülmesi daha uygun olur.
Örgütün kendi feshiyle ilgili kararda da yine sadece resmi birimlerin değil; aslında bir bütün olarak sivil toplum dinamiğinin, siyasi partilerin, meclisin ve meclis bünyesinde böyle bir kurulun oluşması daha doğru geliyor bana."
"Parçalı Bir Yaklaşım Değil, Bütüncül Bir Yaklaşımın"
Akademik perspektiften bir değerlendirme sunan Doç. Dr. Vahap Coşkun, yasanın parlamentodan geçmesinin yaratacağı toplumsal güvene işaret etti. Coşkun, stratejik yaklaşımın nasıl olması gerektiğini şu ifadelerle açıkladı: "Öncelikle bir yasa çıkış süreci önemli. Şubat ayında Meclis Komisyonu raporunda da bu husus açıklıkla belirtilmişti. Yasanın çıkması hem bu sürecin bir hukuki zemine oturması açısından büyük bir önem taşıyor hem de artık topluma, bu sürece duyulan güvenin artması bağlamında önemli bir faktör olacak. Sürecin geri dönülmezliği bu anlamda toplum tarafından da kamuoyunca da... Elbette biz henüz bu taslağa tamamıyla vakıf değiliz; yani bütün maddelerini bilmiyoruz. Sadece medyaya yansıyan bazı haberler var.
Şimdi, yasanın belirli bir süre için uygulanması yine Meclis Komisyonu'ndaki önerilerden bir tanesiydi. Yasanın özel yasa olması da yine Meclis Komisyonu'nda verilenlerden biriydi. Bunlara bakarak uygun bir yasa hazırlandığını görüyoruz. Yani belirli bir süre içinde uygulanan ve sadece örgüt mensuplarıyla sınırlı bir yasanın çıkarılacağını görüyoruz; bunlar önemli.
Diğer taraftan, bu yasanın kapsamında kimlerin yer alacağı hususu oldukça tartışmalı bir konu. Daha önce Öcalan da toplumun bu süreci hazmetme kapasitesini de dikkate alarak bazı kişiler için değişimi bir süreye yayabileceğini söylemişti. Muhtemelen orada da devlet ile örgüt arasında devlet ile Öcalan arasında birtakım görüşmeler yapılıyordur. Bunların neticesinde bir tasarım gündeme gelecektir.
Benim kanım şudur: Ben aslında bütün süreçlerde daha genel bir bakışla sürecin ele alınması gerektiğini düşünüyorum. Yani içeriden herhangi kimsenin dışlanmaması, bu dosya içerisindeki herkesin bu yasa ile kapsanması gerektiği kanaatindeyim. O nedenle parçalı bir yaklaşım değil, bütüncül bir yaklaşımın bu süreç açısından daha doğru olduğunu düşünüyorum. Ama bu, muhtemelen bir ilk adım olarak öngörülmektedir. Arkasından birtakım yasal düzenlemeler daha gelecektir. O nedenle öncelikle yasa tasarısının tamamıyla ortaya çıkmasını bir bekleyelim; ondan sonra daha ayrıntılı değerlendirmeler yapabiliriz.
Ancak bir yasanın çıkmış olması, tarafların üzerinde uzlaştıkları bir yasanın çıkmış olması ve parlamentoda bunun kabul edilecek olması, sürecin de son derece önemli bir kavşak noktasının geçilmesi anlamına gelecektir."
“Cezaevindekilere Nasıl Bir Değişiklik Yapılacak?"
Prof. Dr. Rüstem Erkan ise taslağın sızan detayları üzerinden yaptığı analizde, sahadaki siyasi aktörlerin ve kitlelerin beklentileri ile mevcut çerçeve arasındaki mesafeye dikkat çekti. Zamanlama ve yöntem değişikliklerine odaklanan Erkan, şu hususları dile getirdi:
"Kamuoyuna açıklanan bu çerçeve yasa eğer bu haliyle çıkarsa, aslında kamuoyunun bugüne kadar oluşan algısının ya da DEM Partinin beklentilerinin çok altında kalacak gibi görünüyor. Çünkü bu süreçte DEM Parti ve çevreleri, bazı siyasetçilerin hem de İmralı heyetinin yaklaşımlarında, örgüt üyelerini büyük ölçüde kapsayacak bir düzenleme bekleniyordu.
Buradaki bir diğer dikkat çekici şey ise, ağırlaştırılmış müebbet hapis alanların tamamının kapsam dışında kalacak olması ve Abdullah Öcalan'a dönük de hiçbir düzenlemenin yapılmayacağı yönündeki ibareler. Diyarbakır'da ve Türkiye'nin farklı bölgelerinde mitingler yaptılar biliyoruz. Oysa bütün bu süreçteki talepler daha çok Abdullah Öcalan'ın konumu, statüsü vesaire üzerine yoğunlaşıyor. Eğer bu yasa beklendiği gibi çıkarsa, kitleleri çok tatmin etmeyecektir.
Ancak şöyle bir durum da var: Bugüne kadar örgütün tasfiye edilip silah bıraktığının güvenlik kuvvetleri tarafından tespit edilmesi ve Milli Güvenlik Kurulu onayladıktan sonra bu yasal düzenlemenin yapılacağı söyleniyordu. Şimdiyse önce yeni bir çerçeve yasa çıkarılacağı, fakat yasanın uygulanmasının örgütün hareketleri izlenerek yürürlüğe gireceği belirtiliyor. Burada yöntem açısından bir değişiklik var gibi görünüyor. Onun dışında, şu ana kadar Türkiye'de süregelen durumlerin ötesinde yeni bir şey yok.
Tabii bu sadece bir yerde çıkan bir haber. Diğer yandan hapishanelerde nasıl bir düzenleme olacağı da belirsiz. Hapisteki tutuklular, mahkumlar ya da hükümlüler için infaz yasasında veya diğer kanunlarda nasıl bir değişiklik yapılacak? Çünkü bunları hiç konuşmuyoruz ve orada da bir değişiklik yok gibi görünüyor.
Yine de tüm bunların bir taslak düzeyinde oluştuğunu, ilerleyen süreçte daha farklı şeylerle karşılaşabileceğimizi düşünüyorum. Bence bu mevcut çerçevenin dışında daha farklı gelişmeler olabilir. Herhalde hapistekilere belki de bir ceza indirimi sağlanacak şekilde infaz yasasında düzeltmeler yapılarak bir düzenleme getirilebilir. Yasa meclise geldikten sonra orada DEM Parti'nin ve diğer örgütlerin girişimleriyle bazı değişimler yaşanabilir.
Şu an bu düzenlemenin temmuz ayı içinde çıkacağı konuşuluyor ancak meclisin tatile girerek bu işin yeni yasama dönemine kalma ihtimali de azımsanmayacak kadar yüksek diye düşünüyor"
"Silahı Bırakanların Durumunu Kapsayan Yasa
İş dünyasının bir diğer önemli çatı kuruluşu olan Güneydoğu Sanayici ve İş İnsanları Derneği (GÜNSİAD) Başkanı Şahismail Bedirhanoğlu, toplumsal katılımın önünü açmayan bir düzenlemenin eksik kalacağını vurguladı. Bedirhanoğlu, basındaki iddialar üzerinden şu uyarıları yaptı:
"Bu sürecin başlangıcından itibaren hep ifade ettiğimiz ve dile getirilen bu yasal çerçevenin bir an önce çıkarılması hususunu, kamuoyuyla paylaşmıştık. Bu yasal düzenlemenin hem toplumsal desteği sağlamak hem de sürece olan güveni pekiştirmek bakımından büyük önemi olduğunu ifade etmiştir.
Ayrıca bu süreçte karşılıklı güven verici adımların atılmasını, sürecin ilerlemesinde ve daha güvenli hale gelmesinde atılacak emin adımlar olarak değerlendiriyorum. Bu güven verici adımlar kapsamında; örgütün silah bırakması, kendini feshetmesi ve ülke topraklarından çıkması gibi beklentilerimiz var. Tabii akıllara şöyle bir soru geliyor: Silahı bırakanlar ne olacak? Bunların toplumsal ve siyasal hayata katılımları için yasal bir çerçeveye ihtiyaç var. Ülke dışında olanların ve yargı sürecine tabi tutulanların durumunu kapsayan bir yasal çerçeve beklentisi mevcuttur.
Son birkaç gündür basında, doğruluğu teyit edilmemiş bazı değerlendirmeler yapılmakta. Açıkçası, eğer bu yasal çerçeve silah bırakanların toplumsal ve siyasal hayata girmesinin önünü açmıyorsa, yurt dışındakilerin ülkeye girişini sağlamıyorsa ve yargı süreci devam edenlerin davalarının düşmesini içermiyorsa, yetersiz kalır. Beklentileri karşılamaktan uzak olan böyle bir yasal düzenleme, güven verici olmaktan da çıkar.
Umarım ve dilerim ki bir an önce çıkarılacak yasal düzenleme, çok ileri seviyede olmasa bile en azından silahı bırakanların toplumsal hayata girmelerini ve ülke dışında olanların dönüşünü sağlar. Burada yargı süreci zaten tek bir maddeden ibarettir; bu durumları kapsayacak net bir madde eklenmelidir. Böyle bir düzenleme, en azından yasal bir çerçeve olarak toplumdaki beklentiyi kısmen de olsa karşılar ve güven verici bir adım olarak değerlendirilebilir."
"Bazı Temel İlkelerin Gözetilmesi Önemlidir"
Diyarbakır Sanayici ve İş Dünyası Derneği (DİSİDER) Başkanı Şeyhmus Akbaş ise kalıcı bir barış zeminine oturması için yasanın taşıması gereken temel parametreleri sıraladı. Akbaş, kurumsal ve ilkesel duruşu şu şekilde özetledi:
"Terörsüz bir Türkiye, hepimizin ortak idealidir. Ancak kalıcı barış; hukukun üstünlüğü, adalet duygusu, şeffaflık ve toplumsal mutabakat üzerine inşa edildiğinde gerçek anlamını bulur. Atılacak her adım, hem milletimizin vicdanını rahatlatmalı hem de gelecek nesillere güven içinde yaşayacakları güçlü bir Türkiye bırakmalıdır.
Bununla birlikte, böyle bir düzenlemenin başarılı olabilmesi için bazı temel ilkelerin gözetilmesi önemlidir: Hukuk devleti ilkesi ve eşitlik prensibi korunmalıdır, Toplumun tüm kesimlerine açık ve şeffaf bilgi verilmelidir. Terörün yeniden ortaya çıkmasını engelleyecek güvenlik ve denetim mekanizmaları güçlü olmalıdır Sürecin yalnızca güvenlik boyutuyla değil, sosyal, ekonomik ve demokratik boyutlarıyla da desteklenmesi gerekir.
Sonuç olarak, eğer yasa gerçekten silahların kalıcı biçimde bırakılmasını sağlayacak, kamu düzenini güçlendirecek ve adalet duygusunu zedelemeyecek bir çerçevede hazırlanırsa, toplumsal barış açısından önemli bir fırsat olabilir. Buna karşılık, uygulamada oluşabilecek belirsizlikler veya adalet algısını olumsuz etkileyebilecek düzenlemeler, toplumsal desteği zayıflatabilir. Bu nedenle, nihai değerlendirme için tasarının resmî metninin ve gerekçesinin görülmesi en sağlıklı yaklaşım olacaktır."
"Bugün İşte O Gündür"
Son olarak Meclis komisyon raporlarına ve tarihi sürece atıfta bulunan Toplumsal Mutabakat Derneği Başkanı Mahmut Şimşek, toplumsal kucaklaşmanın tam zamanı olduğunu belirtti. Siyasi aktörlerin yaklaşımlarını eleştiren Şimşek, süreci şu sözlerle özetledi ve çağrıda bulundu:
"TBMM komisyonunu takip ettiğimiz kadarıyla, komisyon raporunun 6. ve 7. maddelerinin işletilmesi süreci kronolojik olarak bir iyimserlik yaratıyor. CHP’nin ikircikli tavrının "Mutlak Butlan" ile buluşmasının, sürecin yalnızca görünürdeki (zahiri) bir olumsuzluğu olarak kalmasını diliyoruz. Göreceli yasal iyileştirmeleri sanki icazetli hale getirmek isteyenlerin işi MİT ve TSK’ya yönlendirmeleri ne doğru ne de demokratiktir. Bu süreç üzerinden iktidarı vurmaya çalışmak, Kürd gövdesini yeniden yanlışa davet etmek anlamına gelir.
Bu süreçte herkesin aradığı; kapsayıcı, hakem bir devlet anlayışıyla barış ve demokrasi yolunda toplumsal mutabakatı başta TBMM’de ve yurdun dört bir yanında sağlamaktır. Dün, “Devlet ve iktidar, sine-i Kürde dönmeli” diyorduk; bugün işte o gündür. Süreç güven içinde, var olan yasaları iyileştirerek ve topyekun Kürd halkını kucaklayarak yürütülmelidir.
Devletin, üst düzey PKK yöneticilerinden ziyade Kürd halkının üniter yapı içindeki ekonomik, kültürel ve siyasi haklarının demokratik yaşamda nasıl yer bulacağını Türkiye halkına anlatması ve bunun anlaşılmasını sağlaması kritik önemdedir. Beklentimiz, bu 100 yıllık hastalığın artık metastaz yapmayacak şekilde kökten tedavi edilmesidir."
Kaynak: Diyarbakır Söz
Yorumlar