KENDİSİNE ÖZGÜ SAPTAMALAR…

Bugün, biraz manevi bir duygu atmosferi içinde, günümüzde yaşanan hadiseleri irdelemek istiyorum. Hâl-i pürmelalimiz hiç de hayra alamet değil; ne yazık ki şerden uzak olmayan bir tabloyla karşı karşıya değiliz.

KENDİSİNE ÖZGÜ  SAPTAMALAR…

Evet, hayatın bazı gerçeklerini anlamak için uzun uzadıya konuşmaya, beyanda bulunmaya gerek yok. Aklın, vicdanın ve insanın kendisiyle yüzleşme cesareti varsa hakikat her daim egemendir.

***

 

Doğrunun ve gerçeğin şiarı da budur. Çünkü ahlak, başkalarını yargılamaktan önce insanın kendisini hesaba çekebilmesiyle kökleşir. Bu da maddi ve manevi yönleriyle nefis muhasebesi yapabilmeyi gerektirir.

 

Ne hazin ki toplumların en büyük açmazlarından biri, hakikati kişilere göre değerlendirmektir. Yakınlık sadakatle, itaat liyakatle, suskunluk dürüstlükle karıştırıldığında adalet yara alır, ahlak aşınır, makamlar ehil ellerden uzaklaşır.

 

***

 

Hırsızda sadakat, hainde dürüstlük, liyakatsizde ehliyet aramak beyhude bir çabadır. Dün hizmet etmiş olmak, bugün yapılan yanlışları meşru kılmaz. Hiçbir geçmiş emek, kimseye ömür boyu dokunulmazlık sağlamaz.

Atalarımızın dediği gibi, “Körle yatan şaşı kalkar.” Yanlışı sürekli savunmak, bir süre sonra insanı da yanlışın parçası hâline getirir.

Bir başka sözümüz de bu anlayışın istismarına set çeker: “Bal tutan parmağını yalar.” Bu söz, emaneti kişisel çıkara alet etmenin mazereti değildir. Kamuya, millete ve ortak ideallere ait değerler, hiç kimsenin şahsi menfaatine tahsis edilemez.

 

***

 

 

SADAKATİN ÖLÇÜSÜ

Bazı çevrelerde sadakat, yanlışlara itiraz etmemek; liyakat, makam sahibine yakın durmak; dürüstlük ise kendi tarafının kusurlarını görmezden gelmek olarak algılanıyor. Böyle bir anlayışta iş bilen geri planda kalırken kendisini iyi pazarlayanlar, emek verenlerin önüne geçebiliyor.

Oysa sadakat, kişiyi değil emaneti korumaktır. Eleştiri ihanet, itaat de liyakat değildir. Gerçek bağlılık, gerektiğinde yanlışın karşısında durabilme cesaretini gerektirir.

 

***

 

“İş bilenin, kılıç kuşananın.” sözü, bugün de geçerliliğini koruyor. Ne var ki makamların ehliyetten çok yakınlıkla dağıtıldığı yerde liyakatten söz etmek güçleşiyor. Çünkü ehliyet ahlakla, yetki hesap verebilirlikle, makam ise sorumlulukla anlam kazanır.

Makam sahiplerinin gölgesinde büyümeyi marifet sayanlar, zamanla iş üretmenin yerini görünür olmaya, sorumluluğun yerini yaranmaya bırakıyor. Oysa insanın değeri, kaç fotoğrafta yer aldığıyla değil, üstlendiği görevi ne ölçüde hakkıyla yerine getirdiğiyle ölçülür.

 

***

 

 

DUMANLI HAVANIN FIRSATÇILARI

“Kurt dumanlı havayı sever.” Belirsizliklerin arttığı, denetimin zayıfladığı dönemler, fırsatçıların önünü açar. Böyle zamanlarda asıl tehlike yalnızca dışarıdan gelen tehditler değil, içerideki zaafların görmezden gelinmesidir.

Birlik adına adaletten, güvenlik adına hakkaniyetten, mücadele adına vicdandan vazgeçmek; korunmak istenen değerleri içeriden çürütür.

 

***

 

Her farklı düşünce tehdit, her itiraz saldırı değildir. Eleştiriyi düşmanlık sayan anlayış, zamanla kendisini hatalardan koruyan en önemli mekanizmayı da ortadan kaldırır.

Geçmişte verilen emek elbette kıymetlidir. Ancak geçmişin hatırı, bugünün adaletinin önüne geçirilemez. Emeğin hakkı teslim edilmeli, sorumluluklar hakkaniyetle dağıtılmalı, değerlendirmeler kişisel yakınlıklardan bağımsız yapılmalıdır.

 

***

 

 

EMANETİN HAKKINI VERMEK

İnancımızın öğrettiği en temel erdemlerden biri, insanın kendi nefsini hesaba çekebilmesidir. Hata yapmak insan olmanın gerçeğidir; hatada ısrar etmek, sorumluluğu başkasına yüklemek ve yanlışı savunmayı sürdürmek ise bir tercih meselesidir.

İyi niyet, yanlışın sonuçlarını ortadan kaldırmaz; samimiyet, kimseye sorumluluktan muafiyet sağlamaz. Bu nedenle hiçbir dava, kurum veya hareket, onu temsil ettiğini söyleyen kişilerin şahsi mülkü olarak görülemez.

 

***

 

Birlik, herkesin susması; kardeşlik, yanlışların örtülmesi; vefa da adaletten vazgeçilmesi değildir. Adaletin bulunmadığı yerde birlik görüntüsü bir süre korunabilir, fakat güven zamanla aşınır.

Bir çınarı yaşatmak, yalnızca gölgesini korumakla mümkün olmaz. Kuruyan dalları onarmak, yanlışları düzeltmek ve yeni fidanların büyümesine imkân tanımak gerekir.

***

 

 

Aynı şekilde bir emanete vefa da onu devralındığı gibi bırakmak değil, doğrularını yaşatırken yanlışlarını düzeltme cesaretini göstermektir.

Makamlar geçici, unvanlar gelip geçicidir. Kalıcı olan, insanın ardında bıraktığı iz ve kendisine teslim edilen emanete gösterdiği sadakattir.

 

***

GÜNÜN SÖZÜ

Asıl sadakat kişilere değil hakikate, asıl vefa makamlara değil emanete; asıl büyüklük ise başkalarını küçültmeden yükselebilmektir.

Kaynak: Diyarbakır Söz

Yorumlar

Yorum Yap