Şiddetin insanın doğasında varolan temel dürtülerden birisi olduğuna dikkat çeken Dicle Üniversitesi (D.Ü) Fen-Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mazhar Bağlı, asıl erdemin bu şiddeti yapmamak olduğunu belirterek Güneydoğu'da insanlar arasında hukukun güvenirliliğinin sağlanması gerektiğini söyledi. Kan davasının içinde kindarlığı barındırdığını vurgulayan Bağlı, bu yüzden olayların 'İnek yüzünden kan davası çıktı. İnsanlar birbirini öldürdü' şeklinde değerlendirilmemesi gerektiğini belirtti.
KAN DAVALARI
Bu konuyla ilgili bir proje hazırlayıp çalışma yapmayı düşündüklerini, bunun şart olduğunu dile getiren Bağlı, kan davalarının en önemli nedenleri arasında tapulama işlemleri ile arazi anlaşmazlıklarından dolayı uzun süreden beri devam eden mahkemelerin olduğuna dikkat çekti. "Hukukun, insanların kafalarında çok ciddi meşruluğunu ve mağduriyetini giderebileceğine dair düşünceyi güçlendirecek bir yol bulmak lazım. Bu konuda bir çalışma yapmak gerekiyor." diyen Bağlı, "Ben kişisel olarak söylüyorum; bu olayı Ergenekon'un faili meçhullerinden farklı düşünmemek gerekiyor. Kan davası gütme ile devletin hukuksuz uygulamaları arasında paralel bir ideoloji var. Bunu farketmemiz gerekiyor. 'Bu bizim dışımızda hiçbir toplumun istemeyeceği birşeymiş' gibi bakarsak; bu konuyu anlayamayız. Evet, toplumda şiddet eğilimli bir ruh var. Ama önemli olan nedir? Bütün insanlarda şiddet vardır; erdem bu şiddeti yapmamaktır, bunu engelleyebilmektir. İnsanoğlunun en büyük özelliği de budur zaten. Değer ölçümüne çok büyük önem vermek lazım. Batı toplumlarında başka türlü bir şiddet var, bizde de başka türlü şiddet var. Güvenlik tedbirleriyle alınacak bir iş değil. Herkesin başına bir jandarma dikemeyiz." dedi.
FAİLİ MEÇHULLER
Kan davasında 44 kişinin öldürülmesini anlamanın gerçekten mümkün olmadığını ifade eden Bağlı, böyle bir örneğin dünyada bulunmadığını kaydetti. "Bu işin içinde koruculuk da var, PKK da var. Terör örgütünün çok uzun süredir tahrip ettiği bir yapılanma da var." diyen Bağlı, çözüm önerilerini şöyle sıraladı:
"Hukukun insanlar arasında güvenilirliğinin sağlanması gerekiyor. Kanunlara ve hukuka insanların güvenmeleri gerekiyor. Hukukun meşruiyet krizinin ortadan kaldırılması gerekiyor. Bu sadece 'ben de öldürdüm' tarzında algılanmamalı, başka türlü de algılanmalı. Mesela mahkemenin verdiği tapulanma işlemlerinden tutun da boşanma kararlarına kadar birçok alanda insanların legalleşmesi diyorlar yani hukuka güvenmesi lazım. Bu çok önemli. Devletin bir şekilde belli bir kesimi gerek silah vererek gerek politik aktör yaparak bir başka kesim üzerinde otorite ve güç kurmasına ve güç dengeleri arasında farklılıkların ortaya çıkmasına bariz bir biçimde taraftar olmaması lazım. Yani kamu görevlilerinin taraftar olmaması lazım. Tabi ki iyi bir aile muhtarlığı kazanır ve daha güçlü görünebilir. Ama burda taraf olma noktasında güçlü olduysa devlette, kamu görevlileri de bundan yana taraf olmamaları gerekir. Aksine daha güçsüz olanların koruyucusu ve kollayıcısı konumunda olmaları gerekir. Söz gelimi bir aileden birisi milletvekili oluyor vali, belediye başkanı, emniyet müdürü de o aileyi koruyup kollamaya başlıyor. Öbür aile kendini ezilmiş, ikinci sınıf hissediyor ve bunlara karşı kindarlık ve düşmanlık beslemeye başlıyor."
Kaynak: Diyarbakır Söz
Yorumlar