BAYRAK VE DUYGULAR!!
Ne diyor ecdat.. "Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır; toprak, eğer uğrunda ölen varsa vatandır..” Evet!.. Yedi ceddimizden biliriz ki bizde bayrak, ABD’deki gibi don, bornoz, havlu, peçete gibi kullan at’a sembol olmaz, kullanılamaz.. Ne İngiliz, ne de Avrupa’nın tek dişli köhne medeniyetinde bez parçası olarak, görülmez ve de kabul edilmez!!..
***
Kaldı ki, onlarda ne ulusal, ne milli, ne de evrensellik bir ilke yoktur?. Varlıkları proje, değerleri anlık ve maddiyat odaklıdır!… Maneviyatın zerre-i miskali yoktur.? Ne dün, ne de bugün vaki değil her şey onlar için bez parçasından ibarettir!.. Ama, bizde öyle değil.. Kültürümüzde, medeniyetimizde ve ilkelerimizde yok, bayrak kutsaldır!..
***
Bizde var olan, Türkiye’nin ay yıldızlı, al bayrağının ulvi ve kutsal kimliği kadar, dokunulmaz, el uzatılmaz, bir değere sahip olduğu gerçeği söz konusudur!.. Hem vatan, hem millet, hem de devlet için namus timsalidir!.. Bu ilke dün de böyle idi, bugün de öyle, yarın da öyle olacaktır!.
***
Ki o bayrak, şehitlerin kanıyla yazılmıştır, rengini de o kandan almıştır.. İstiklal destanımızın sembolüdür.. Türkiye’nin sarsılmaz iradesinin tek temsilcisidir.. O irade, binlerce yıllık bir tarihin meşalesidir.. Tarihsel kimlikle kırmızı çizgimizdir, ay yıldızlı bayrak! Salt Türkiye’nin değil, dün de bugün de tüm İslam-i alemin.. Ki, Osmanlı mirasıdır.. Esnek olamaz!..
***
İşte bu ulvi kavramlar ışığında, ay yıldızlı, al bayrağa, ülkenin tek bir karış toprağında, alçakça yapılacak bir saldırı, kimden gelirse gelsin kabul görmezdir!.. Dalgalandığı yerden, indirilemez!.. İndirilmesine de, izin verilmez, müsaade edilmez!.. Niyetlenen de mazur görülmez!.
***
Bilinir ki, uzanan o el, o bayrağın altında yaşayan milletin bekasını, varlığıyla payidar olan vatanın birliğini kast etmektedir… Tarih sayfalarındaki savaşlarda bile, zerre-i miskal taviz verilmeyip, bayrağa sahip çıkılmıştır, göklerde daima dalgalanmıştır!?.
***
Gel gelelim, Nusaybin’de vuku bulan Ay Yıldızlı bayrağa yönelik alçakça ve provokatörce girişilen saldırı olayının yarattığı travmatik hal!.. Olay hiçbir şekilde, kabul edilemez ve görmezden gelinemez!.. Telin ediyor, tepki koyuyor ve hepimizi de derinden derine üzdüğünü belirtmek isterim!.
***
Bu aymazlığın da, bir anlık öfkenin, tepkinin de tezahürüyle gerçekleştiğini de sanmıyorum!.. Ayrıca, vazifeli ve sorumlu olduğu halde, müdahalede zafiyet gösterenlerin de, mevcut hale yol açtığını da belirtmek isterim.. Not bu minvalde geniş bir durum hasıldır..!
***
Olayla ilgili adli ve idari soruşturma başlatıldı. Siyasi tepkiler de yüksek.. AK Parti, MHP, CHP, İyi Parti ve DEM sözcüleri bayrağa yönelik alçakça gerçekleştirilen saygısızlığı telin etti..
***
Elbette ki faillerinin tümünün cezası en ağır şekilde verilecektir?.. Tabi ki, zafiyet ve bürokrasi boşluğunu da gözardı etmeden, hesap sorulacaktır!.. Ancak bir noktaya dikkat çekmek istiyorum, o da bu olayda provokasyonun nelere yol açabileceği!.. Denir ya duygular bazen, aklı ve mantığı devre dışı bırakır!..
***
Nusaybin’deki olayın da, toplumsal yönde böylesi bir ateşi körüklediğini, hal-i hazırdaki gelişmelerden pür dikkat okumalıyız! Özellikle yazılı, görsel ve sosyal medyadaki, kana kan, dişe diş provokasyonlarının yarattığı galeyan, ürkütücü bir seyir almaktadır..
***
Demokratik, insani tepkiden yoksun, ırkçı, şoven, tekçi bir kısır ideolojik fikriyatla Kürdü Türk’e, Türkü de, Kürde düşman edici tutum var.. Sağduyudan yoksun, ülke ve bölge gerçeklerinden ırak bir şekilde, dört bir tarafımıza “öfke” boca ediliyor..
***
Oysa ki, hal-i hazırda, çok hassas ve kritik bir dönemden geçiyoruz! Orta yerde derin ve yıkıcı, bölüp, parçalayıcı bir girdap var iken ve bundan kurtulmanın, gayreti ve mücadelesi içerisinde bulunurken… Kısacası itidal davranmamız lazım, iç barışı bozucu eylem ve söylemlere pirim vermememiz gerekir!..
***
Ve diyorum ki, azıcık empatiyle Türkiye ve Suriye’deki gelişmeleri, okuyalım!.. Bilelim ki, illegal oluşumlar hiçbir zaman, sulhu, huzuru, güveni, istikrarı, barışı, hak, hukuk, adalet, eşitlik nizamı istemezler.. Onlar her daim, şer, kaos ve çatışma atmosferi ister! Bilirler ki, kargaşa onları diri tutar.. Ve yine bilirler ki, akan kan onlar için, can suyudur.. Silah, çatışma, şiddet varsa, onlara tevdi edici vekaletname vardır, aparattırlar, aksi takdirde yok sayılırlar!..
***
Demem o ki, bayrak hassasiyetimizi önemsediğimiz kadar.. Ki bunu olayı küçümseme anlamında ifade etmek istemiyorum.. İnsani, vicdani, rahmani ve de empati duygusuyla, olayı okumak adına, söylüyorum.. Ve birilerine de, söz olsun..
***
Dil, din, ırk ve coğrafik yönde bağları olanlar!.. Her ne ortam olursa olsun, insanlar katlediliyorsa ve senin tüylerin kıpırdamıyorsa.. Şiddet sarmalı içerisinde toplu öldürmeler yaşanırken, evinden, barkından, yurdudan insanlar edilirken, kalbinde küçük bir kırılganlık, merhamet duygusu öne çıkmıyorsa..
***
Siyasi ve ideolojik hizipleşmeye girmeden, o da benim kardeşim, bu da benim kardeşim, benim hakkım ne ise, onun da hakkı o olmalı” demiyorsan!.. O benden, bu senden deyip, hizipleşmenin ateşini körüklenmesine, dur demiyorsan.. Kardeş kanını akıtan, ülkenin ve milletin geleceğine pranga olan, oluşumlara karşı, dik duruş sergilemiyorsan!..
***
Siyasi ikmal adına şer yapıların arka bahçesi olup, siyonizme, emperyalizme biat kesilip, onların nam-ı hesabına kendi kardeşini düşman bellemeye yelteniyorsan? Ve yine, her seferinde seni sırtından vurup, aparat misali günü geldiğinde kullanan, işi bittikten sonra bir kenara iten sömürgeci anlayışa, karşı da sesini çıkarmıyorsan!..
***
Ve yine, her sıkıştığında, çaresiz kaldığında sana kucak açan kardeşine, ilk fırsatta hasım kesilmenin, sana ve seninle olana kan, gözyaşı, şiddet olarak döndüğünün farkına varmıyorsan!.. Ya da idrakten kaçınıyorsan.. Bir tek sefer olsun, kendine dönüp yahu bu yol, doğru yol değil, hakikati artık görmek gerekir demekten bile çekinip, imtina ediyorsan..
***
Eline silah alıp, devletine, milletine, vatanına kurşun sıkana, bu böyle olmaz deyip, irade ortaya koymuyorsan.. Ve olup-biteni güvenlik çarkında tutup, sosyal, siyasal, ekonomik ve kültürel çalışmanın olması gerektiğini de devlet-i aliye’ye aktarmıyorsan.. İç barışın tesis edilmesine yelken açmışken, onu bozan, bozma gayretinde olan, sertleşmeden, tansiyonu yükseltmekten geri kalmayanlara, duyarlılık göstermiyorsan!..
***
Ancak, bir alçağın provokatörce bayrağa el uzatması, onu bulunduğu yerden indirmesine karşı, gösterdiğin kızıl-kıyamet içerikli duyarlılıkta, tavan yapıyorsan!.. Diyeceğim şu.. O duyarlılığının küçük bir parçasını insani değerlere kullansaydın.. Ülkenin, bölgenin ve milletin tarihsel kimliğini de, gözeterek, iç barışın tesisine de gösterseydin!.. İşte o zaman birliği sağlamış, kimse de o bayrağa el uzatmaz, payidarlığı için, koşan olurdu?
***
Şivan Perver.. Ağıt yakıp, gözyaşı içerisinde, ABD’ye şöyle sesleniyor; “Bizi kullanıp attınız?”.. İşin özü bu sitemli gözyaşının içerisinde, yer alıyor.. O Şivan Perver ki, 2013 tarihindeki çözüm sürecinde Diyarbakır’ın Kantar kavşağında, İbrahim Tatlıses’le birlikte, megri megri şarkısını söylemişti.. Bir tarafta Cumhurbaşkanı Erdoğan, diğer tarafta Mesut Barzani vardı..
***
Velhasılı kelam.. Umarım, Rojava için, Suriye’deki Kürt kardeşlerimiz için, eylem ve söylem geliştiren tüm demokratik güçler itidal ve sağduyundan taviz vermeden, kutuplaştıran, suçlayan ve suçlanılan değil, barışın tesisine yönelik, kardeşlik dilini kullanırlar..
***
Ve yine umarım ki, iç barışın tesisi adına süreç akamete uğramaz, Suriye ve Türkiye’deki tüm Kürtler, Türkler ve Araplar kardeşlik duygusuyla, Ortadoğu’yu vekâlet savaşlarıyla virane eden anlayışın, parazitlerine kendini kaptırmazlar.? Ve Türkiye’yi coğrafyanın hamisi, mazlumların sığında liman olarak, görür ve öyle barışın tesisini sağlar!..
***
GÜNÜN SÖZÜ..
Duyguların aklı ve mantığı devre dışı bıraktığı ortamın çakkalı çok olur!..