SUR'U KİM YAŞANILMAZ HALE GETİRİYOR? (II)

Dünden devamla!.. "Sur'u Kim Yaşanılmaz Hale Getiriyor?" diye, dün buradan sormuştum. Ve kısm-i yönde, hasb-i halde bulunmuştuk.. Bugün ise soruyu biraz daha büyütmek istiyorum. Çünkü mesele yalnızca kaldırımların işgal edilmesi ya da trafik karmaşasından ibaret değil. Asıl mesele, Sur'un yıllardır hak ettiği değeri görememesidir.

***

Bakınız aradan tam onbir yıl geçti, o karanlık dönemin!.. Hendek-barikat sürecinin ardından Sur büyük bir yıkım yaşadı. İnsanlar hayatını kaybetti!.. Göç başladı, mahalleler boşaldı, evler yıkıldı, sokaklar sessizliğe gömüldü. O günlerde kamuoyuna verilen en büyük vaatlerden biri ise hafızalara kazındı.."Sur, Toledo olacak."

***

Peki bugün dönüp baktığımızda ne görüyoruz? Gerçekten Toledo'ya benzeyen bir Sur mu, yoksa yıllardır tamamlanmayı bekleyen projelerin arasında sıkışıp kalmış bir ilçe mi? Ne yazık ki tablo ortada... Restorasyonların önemli bir bölümü hâlâ bitirilemedi. Bazı projeler yıllardır sürüncemede. Tarihi ve turistik bir merkezde görülmemesi gereken moloz yığınları, atıl alanlar ve yarım kalmış çalışmalar hâlâ ziyaretçilerin karşısına çıkabiliyor.

***

Söz Gazetesi'nin dün manşetten sorduğu soru bu nedenle son derece yerindeydi.. “Hani Toledo olacaktı?" Bu soruya artık hamasi açıklamalarla değil, somut sonuçlarla cevap verilmelidir. Sur'un sorunu, bir tek, kaldırım işgalleri değildir. Deriz ya; ihmal de bir işgaldir. Nitekim, bitmeyen restorasyonlar da bir işgaldir. Geciken yatırımlar da bir işgaldir. Kamusal alanların sahipsiz bırakılması da bir işgaldir. Bir kentin geleceğini yıllarca beklemeye mahkûm etmek de başka bir işgal biçimidir.

***

Son günlerde yerel basının, kendime pay çıkaracak, buradan konuyu daha güçlü şekilde gündeme taşımakla birlikte sevindirici bir hareketlilik yaşandı?!. Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanları Serra Bucak ve Doğan Hatun'un gazetecilerle yaptıkları toplantıda kaldırım işgallerine dikkat çekmeleri ve sorunun diyalog yoluyla çözülebileceğini vurgulamaları önemliydi.

***

Bu çağrıya Diyarbakır Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Mehmet Kaya ile Diyarbakır Esnaf ve Sanatkârlar Odaları Birliği Başkanı Alican Ebedinoğlu da destek verdi. Daha önce Diyarbakır Valisi Murat Zorluoğlu da yerli ve yabancı turistlerden gelen şikâyetlere dikkat çekerek Sur'un daha düzenli ve yaşanabilir bir görünüme kavuşması gerektiğini ifade etmişti.

***

Ortaya çıkan tabloya baktığımızda aslında dikkat çekici bir uzlaşı görüyoruz. Valilik çözüm istiyor. Belediye çözüm istiyor. Meslek odaları çözüm istiyor. Esnafın önemli bir bölümü çözüm istiyor. O halde asıl soru şu. Herkes çözüm istiyorsa, sorun neden hâlâ çözülmüyor?

***

Sur'un sokaklarında hissedilen değişim neden bu kadar sınırlı kalıyor? Artık kurumların birbirlerine çağrı yapmakla yetinme dönemi sona ermelidir. Aynı masada buluşulmalı, takvimi belli, sorumluları belli, denetlenebilir bir yol haritası oluşturulmalıdır.

***

DTSO Başkanı Mehmet Kaya'nın önerdiği koordinasyon mekanizması bu açıdan dikkate değer bir öneridir. Kaya'nın dikkat çektiği kayıt dışı seyyar satıcılık meselesi de görmezden gelinemez. Vergisini veren, ruhsatını alan ve tüm yükümlülüklerini yerine getiren esnafın önüne kontrolsüz ticaretin çıkarılması ne adaletle ne de hakkaniyetle bağdaşır. Ancak yıllardır bu yolla geçimini sağlayan insanları yok saymak da çözüm değildir.

***

Çözüm yasakta değil, düzendedir. Kuralların herkes için eşit uygulandığı, kimsenin mağdur edilmediği, kamusal alanların da sahipsiz bırakılmadığı bir sistem kurulmalıdır. DESOB Başkanı Alican Ebedinoğlu'nun dikkat çektiği kurumlar arası iletişim eksikliği de ayrıca üzerinde durulması gereken bir konudur. Çünkü şehirler polemiklerle değil, istişareyle yönetilir.

***

Bugün Sur'un ihtiyacı yeni tartışmalar değil, ortak akıldır. Unutulmamalıdır ki Sur yalnızca Diyarbakır'ın değil, insanlığın ortak mirasıdır. Bir turist Sur'a geldiğinde sadece surları görmez. Sokakları görür. Kaldırımları görür. Trafiği görür. Yarım kalan restorasyonları görür. Molozları görür. Ve en önemlisi, kentin kendi mirasına ne kadar sahip çıktığını görür.

***

Bu nedenle Sur'u konuşurken yalnızca işgalleri değil, yıllardır tamamlanamayan işleri de konuşmak zorundayız. Çünkü yaşanabilir bir Sur; korunmuş tarihi dokusuyla, tamamlanmış restorasyonlarıyla, düzenli ticaret hayatıyla, temiz sokaklarıyla ve nefes alınabilen kamusal alanlarıyla mümkündür.

***

Ne demiş büyüklerimiz.. Ev sahibinin aynası kapısının önüdür… Sur, Diyarbakır'ın kapısıdır. Bu kapının önündeki dağınıklık da hepimizin ayıbıdır, düzeni de hepimizin gururu olacaktır. Artık mazeretlerin değil, sonuçların konuşulma zamanı gelmiştir.

***

GÜNÜN SÖZÜ

Bir şehri ayakta tutan taşlarının büyüklüğü değil, o taşlara gösterilen özen ve sorumluluktur.


Yorumlar

Yorum Yap