ÇETELER VE KAYBOLAN GÜVEN!
Hep ifade eder, söylerim…
Bir şehrin geleceğini yalnızca yolları, binaları, fabrikaları ya da ekonomik göstergeleri belirlemez. Gerçek güç, o şehirde yaşayan insanların kendilerini ne kadar güvende hissettiğiyle ölçülür.
Çünkü şehir dediğimiz yapı, sadece beton ve altyapıdan ibaret değildir. Şehir, insanın nefes aldığı, umut kurduğu, çocuklarının geleceğini planladığı ortak bir yaşam alanıdır.
Vatandaş sabah evinden çıkarken, esnaf kepengini açarken, yatırımcı yeni bir işe adım atarken aklından geçen en temel soru şudur. “Ben bu şehirde güven içinde yaşayabilir, çalışabilir ve geleceğimi kurabilir miyim?”
İşte meselenin özü tam da buradadır.
***
Bugün Diyarbakır’da ve Türkiye’nin farklı kentlerinde üzerinde durulması gereken en önemli başlıklardan biri şehir güvenliğidir. Son dönemlerde yerel ve ulusal basına yansıyan bazı olaylar, toplumda ciddi soru işaretleri oluşturuyor.
Sormak gerekiyor! Ne oluyor, ne oluyoruz?
Yaşananları sadece birkaç kişinin karıştığı münferit olaylar olarak görmek mümkün değildir. Çünkü mesele yalnızca işlenen bir suçtan ibaret değildir. Asıl tehlike suç örgütlerinin toplumda korku oluşturması, ekonomik hayatı baskı altına alması ve hukuk dışı bir güç alanı kurmaya çalışmasıdır.
Unutulmamalıdır ki “su uyur, düşman uyumaz” sözü sadece dış tehditler için değil, toplumun huzurunu bozmaya çalışan her türlü yasa dışı yapı için de geçerlidir.
***
Geçtiğimiz günlerde Özel Genesis Hastanesi’ne yönelik silahlı saldırı düzenlendi. Gecenin bir vakti. İki şüpheli yakalandı. Gariptir, saldırıyı düzenleyenler, cep telefonuyla o anı da kaydetmişler..
Muhakkak ki, bir adrese göndermek adına. İlk ifadelerinde emri yurt dışından aldık demişler? Kim kimin için, hangi amaçla yapmış meçhul. Ama görünen o ki, alacak-verecek kadar, farklı bir illegalite de var bu işte!.. İşin kirli yüzü, soruşturmanın bitiminde ortaya çıkar..
Ancak bu saldırı, şehirdeki güven duygusunu derinden sarstı. Çünkü sağlık kuruluşları, toplumun en hassas noktalarıdır.
Bir hastane insanların yaşam mücadelesi verdiği, hastaların, hasta yakınlarının ve sağlık çalışanlarının bulunduğu, huzurun ve güvenin en üst seviyede olması gereken alanlardır.
***
Böyle bir mekânın herhangi bir hesaplaşmanın, tehdidin veya güç gösterisinin parçası hâline gelmesi kabul edilemez.
Zarar gören yalnızca bir kurum değildir. Asıl yara alan, toplumun ortak güven duygusudur.
Geçmiş dönemlerde ticari alanlara, işletmelere veya konaklama merkezlerine yönelik benzer iddiaların gündeme gelmesi de aynı açıdan değerlendirilmelidir.
Bir şehirde yaşanan güvenlik sorunu yalnızca olayın gerçekleştiği noktada kalmaz. Etkisi dalga dalga yayılır.
“Bir çivi bir nalı, bir nal bir atı, bir at bir yiğidi, bir yiğit bir ülkeyi kurtarır” derler. Aynı şekilde küçük görünen bazı güvenlik sorunları da zamanında çözülmezse daha büyük toplumsal maliyetlere yol açabilir.
***
Organize suç yapılanmalarının en büyük amacı, toplumda şu algıyı oluşturmaktır: Devletin yanında başka güç odakları da var. Biz varız, biz belirleriz, biz yaparız…
Oysa hukuk devletlerinde güç sokakta değil, adalette ve kurumların otoritesinde hayat bulur.
Hiçbir yapı kendisini bir mahallenin sahibi, bir sektörün belirleyicisi ya da insanların yaşam alanlarının hâkimi olarak göremez.
Devletin temel görevi açıktır.
Vatandaşın güvenliğini sağlamak, hukukun üstünlüğünü korumak ve yasa dışı oluşumların toplum üzerinde alan kazanmasına izin vermemek.
***
Meselenin ekonomik boyutu da en az güvenlik boyutu kadar önemlidir.
Güvenin olmadığı yerde yatırım azalır, girişimcilik zayıflar, ekonomik hareketlilik zarar görür.
Bir yatırımcı sadece yol, bina veya teşviklere bakmaz. O şehirde hukukun işleyip işlemediğine, iş insanının kendisini güvende hissedip hissetmediğine de bakar.
Bir esnaf acaba yarın neyle karşılaşacağım kaygısıyla kepenk açıyorsa, bu sadece onun kişisel sorunu değildir. Bu, şehrin geleceğini ilgilendiren ortak bir problemdir.
Atalarımız boşuna dememiş: “Güven bir ayna gibidir kırıldı mı, eskisi gibi olmaz.”
Bu nedenle güven duygusunu korumak, bir şehrin ekonomik ve sosyal geleceğini korumaktır.
***
Türkiye bugün güvenlik alanında önemli bir süreçten geçiyor. Terörsüz Türkiye hedefi doğrultusunda terör tehdidiyle mücadele edilirken, şehirlerin huzurunu tehdit eden organize suç yapılanmalarına karşı da aynı kararlılığın gösterilmesi gerekiyor.
Güvenlik bir bütündür.
Bir tehditle mücadele ederken başka tehditlerin büyümesine göz yummak, toplumun huzurunu riske atar.
Ancak bu mücadele sadece operasyonlarla sınırlı kalmamalıdır.
Gençlerin suç ağlarının içine çekilmesini önlemek için eğitim, istihdam, sosyal destek mekanizmaları ve güçlü toplumsal bağlar da aynı kararlılıkla güçlendirilmelidir.
Suç örgütleri yalnızca korkudan değil, bazen insanların çaresizliklerinden ve fırsat eksikliklerinden de beslenir.
***
Kalıcı çözüm güçlü devlet iradesiyle birlikte güçlü sosyal politikaların hayata geçirilmesinden geçer.
Diyarbakır tarihiyle, kültürüyle, insanıyla ve üretim potansiyeliyle Türkiye’nin önemli şehirlerinden biridir.
Bu kadim şehir; korku haberleriyle değil, medeniyetiyle, ticaretiyle, sanayisiyle, turizmiyle ve geleceğe dair umutlarıyla anılmayı hak ediyor.
Vatandaşın beklentisi çok açık:
Sokaklarda korku değil, huzur görmek istiyor.
İş yerlerinde tehdit değil, güven hissetmek istiyor.
Devletin hukuk gücünü her alanda yanında görmek istiyor.
Şehrin en büyük zenginliği binaları ya da ekonomik rakamları değildir.
En büyük zenginlik insanların birbirine, yaşadığı şehre ve geleceğe duyduğu güvendir.
Bu güveni korumak ve yeniden güçlendirmek ise devletin, kurumların ve toplumun ortak sorumluluğudur.
***
GÜNÜN SÖZÜ
Bir şehirde huzur varsa, taşına toprağına bereket gelir. Güven yoksa en güçlü duvarlar bile insanı koruyamaz.
Ömer Büyüktimur - Önceki Yazıları
-
DAHA KAÇ ROJİN, GÜLİSTAN VE NUR SENA GİDECEK?!
17 Temmuz 2026
-
KAPANAN DAVA MI, CEVABI BULUNMAYAN SORULAR MI? (Narin Cinayeti)
16 Temmuz 2026
-
15 TEMMUZ; O GECE MİLLET KAZANDI
15 Temmuz 2026
-
GERÇEK CESARET KAZANSIN!
13 Temmuz 2026
-
PAROLA: BAYRAK... KAYIP: 70 MİLYON TL!
11 Temmuz 2026