CEZASIZLIĞIN SONU MU?
Şu bir gerçektir ve de inkar edilemez.. Ülkemizde Adalet ve Hukuk eksenli, tartışmalar yıllar yılıdır vücut bulmaktadır.. Ve hep iki kelimenin etrafında, kümelenerek, düğümleniyor.. O da, cezasızlık ve faili meçhul.. Özellikle, 80’leri, 90’ları, hatta 2000’leri gören, yaşayan ve bilen biri olarak, bu girdap, çok can yuttu, yaktı, kaybetti, çok dava ve dosyayı da karanlığa mahkum etti..
***
Sadece siyasi ve ideolojik atmosferiyle değil, aynı zamanda karanlıktan beslenen, karanlığın zifiri zindanlarına, vadilerine, dağlarına, nehirlerine, mağaralarına, köprü altlarına, yol kenarlarına..Hafızalara silinmez şekilde, kazındı, adaletsizliğin ve hukuksuzluğun nasıl bir vahşet ikmal ettiğini!.. O dönemde, bir çok olayın üzeri örtüldü, adalet arayışı tozlu raflara terk edildi.. Ki hala terk edilen, birler, onlar, yüzler değil; binlerle ifade edebiliriz ki aydınlanmayı ve karanlıktan kurtulmayı bekleyen dosyaların bulunduğu!..
***
Bugün, devletin en üst düzeyinden gelen açıklamalar, gerek bugünün, gerekse de o dönemin karanlık sayfalarının yeniden açılacağına kısmi de olsa işaret ediyor. Umut verici..Adalet Bakanı Akın Gürlek’in duyurduğu yeni yapılanma, sıradan bir bürokratik adım olmanın ötesinde bir anlam taşıyor. Ceza İşleri Genel Müdürlüğü bünyesinde kurulan Faili Meçhul Suçları Araştırma Daire Başkanlığı, bir ilktir..
***
Bu ilk ve atılan tarihi adım aslında Türkiye’nin geçmişiyle yüzleşme iradesinin kurumsal bir ifadesi olarak da okunmalı. 75 ilde 638 dosya ve 693 maktül için başlatılan inceleme, rakamsal büyüklüğünden çok sembolik değeriyle dikkat çekiyor. Bu adım, eğer samimiyetle ve kararlılıkla yürütülürse, Türkiye’de cezasızlık kültürü olarak adlandırılan olgunun kırılması açısından tarihi bir dönüm noktası olabilir. Ve tabi ki, geçmişle yüzleşme için de!..
***
Çünkü cezasızlık yalnızca geçmişte işlenmiş suçların faili bulunamaması değil, aynı zamanda gelecekte işlenecek suçlara zemin hazırlayan bir psikolojik ve toplumsal iklimin de otokontrolüdür!. Burada kritik olan, bu sürecin yalnızca teknik bir soruşturma dalgası olarak kalmaması. Gerçek bir temiz eller operasyonundan söz edebilmek için üç temel unsur gerekiyor diyerek buradan not düşmek istiyorum!..
***
O da, bağımsızlık, şeffaflık ve süreklilik. Aksi halde bu girişim, geçmişte olduğu gibi bir süre sonra sönümlenen bir umut olarak kalabilir. Ki bunun yaratacağı travma, cezasızlığa ve faili meçhulleşşen kangren yapıyı daha bir karanlık dehlizlerde iştah kabartıcı olur.? Bugün çıkılan, Terörsüz Türkiye rotasında sağlanması planlanan kardeşlik iklimine ve kalıcı barışa da vahim şekilde halel getirir!..
***
Benim gibi, kamuoyunun hafızasında derin izler bırakan yakın zamanda vuku bulan bir kaç dosya var ki bu sürecin samimiyet testi niteliğinde olacağını şimdiden not düşürmek istiyorum.. Çünkü bu yönde çok ama çok kalem oynatıp, fikri beyanlarımla burada, mevzu ettim…Özellikle Rojin Kabaiş, Sena Nur Düzgün ile Rabia Naz ve Narin Güran vakıaları.. Ve tabi ki Doku’nun okul arkadaşı, Batman’lı Rojwelat Kızmaz’ın, esrarengiz bir şekilde cesedinin Halfeti’de bulunması.. İntihar diye kayıtlara geçti.. Ama aile ilk günden beridir, “bu bir cinayet, tıpkı Gülistan Doku gibi.. O çok şey biliyordu..”
***
Bu hadiseler sadece bireysel trajediler değil!.. Aynı zamanda toplumun adalet duygusunu derinden sarsan kırılma noktaları olduğu tartışmazdır.. Bu dosyaların aydınlatılması, yalnızca faillerin bulunması anlamına gelmeyecek.. Devlet ile vatandaş arasındaki güven bağının yeniden inşası açısından da hayati öneme sahip olacaktır..
***
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “Türkiye Yüzyılı’nı adaletin yüzyılı kılma” hedefi, ancak bu tür adımların sonuç vermesiyle anlam kazanabilir. Yoksa, bu söylem, güçlü bir siyasi retorik olmanın ötesine geçemez. Kaldı ki, aksi durum siyasal iktidara çok ama çok sandıksal ve rey noktasında, ağır faturalara kesik gelir ki, yol ayırımı misli!..
***
Demem o ki, geçmişin karanlık dosyalarıyla yüzleşerek yeni bir sayfa açacak, aksini konuşmak ve düşünmek dahi istemiyorum.. Çünkü Adaletin gerçekten tecelli ettiği bir ülke, yalnızca suçluların cezalandırıldığı değil, aynı zamanda gerçeğin tüm çıplaklığıyla ortaya konduğu bağımsız, hür, eşitlikçi, adil, sosyal bir hukuk devleti olur!.
***
Velhasılı kelam!.. Yazıya noktayı koyarken diyorum ki, eğer bu süreç kararlılıkla sürdürülürse, Türkiye belki de ilk kez hiçbir şey faili meçhul kalmayacak sözünü gerçeğe dönüştürebilir. İşte o zaman, adalet yalnızca mahkeme salonlarında değil, toplumun tüm katmanlarının, vicdanında da yerini kalıcı olmak üzere bulur. Ha gayret, adalet hepimiz içindir!..
***
GÜNÜN SÖZÜ..
Vicdan o dur ki, iyiliği ve de kötülüğü ayırt edebilen olsun!…
Ömer Büyüktimur - Önceki Yazıları
-
ASM’LERDEKİ ÇELİŞKİLER! (Yeni binalar boş, riskli alanlar dolu)
29 Nisan 2026
-
KORSAN FESTİVAL?
27 Nisan 2026
-
HALKIN OYU YOLSUZLUĞA, DEMOKRASİ DE HIRSIZLIĞA KILIF OLAMAZ?!
25 Nisan 2026
-
İSTENİLEN TEK ŞEY; "ADALET!"
24 Nisan 2026
-
GERÇEK HALA KARANLIKTA MI?! (23 Nisan Bayramı)
23 Nisan 2026