DİCLE ÜNİVERSİTESİ'NDE İKİ FARKLI TABLO!
Biliyorum… Yazının içeriğine değil de başlığına ilk göz attığınızda yine aynı tepkiyi vereceksiniz: “Yine mi Dicle Üniversitesi?”
Ardından da “Bu ne garez, bu ne takıntı, nedir bu alıp veremediğiniz?” diyeceksiniz.
Oysa mesele ne kişisel bir husumet ne de peşin hükümlü bir yaklaşım. Dicle Üniversitesi'ni gündeme taşımamızın nedeni, yönetimsel ve kurumsal işleyişte yaşanan aksaklıklar ve bunların bedelini ödemek zorunda kalan kent ve bölge insanının mağduriyetidir.
Bir kamu üniversitesinden söz ediyorsak elbette yalnızca başarılarını değil, çözüm bekleyen sorunlarını da konuşacağız. Çünkü önemli olan, toplumun beklentilerine cevap vermek ve kurumsal sorumlulukları eksiksiz yerine getirmektir.
İşte son gelişme… Üstelik bu kez mesele doğrudan insan hayatını ve tedavi hakkını ilgilendiriyor. Yani öyle sıradan bir aksaklıktan söz etmiyoruz!
***
ONKOLOJİ HASTANESİNDE IŞIN CİHAZI ARIZALI, HASTALAR MAĞDUR!
Onkoloji Hastanesi'nde kanser hastalarının tedavisinde kullanılan radyoterapi cihazının sık sık arızalanması, ciddi bir mağduriyete dönüşmüş durumda.
Basına yansıyan bilgilere göre, uzun süredir devam eden arızayı gidermek amacıyla sipariş edilen yedek parça cihaza takıldı. Ancak beklenen kalıcı çözüm sağlanamadı. Sorunun neden devam ettiği ve ne zaman tamamen giderileceği ise henüz kamuoyuna açıklanmış değil.
Peki, bu belirsizliğin bedelini kim ödüyor?
Ne yazık ki tedavi bekleyen hastalar!
***
Randevularıyla hastaneye gelen vatandaşlar saatlerce koridorlarda beklemek zorunda kalıyor. Kimi tedavi olamadan evine dönüyor, kimi ise bir sonraki seansın ne zaman yapılacağını bilmeden belirsizlik içinde bekliyor.
Üstelik mağduriyet yalnızca Diyarbakır merkezinde yaşayanlarla sınırlı değil. İlçelerden, köylerden ve mezralardan tedavi umuduyla yola çıkan hastalar da saatler süren yolculukların ardından eli boş dönüyor.
Tedavilerinin aksamaması için kentte kalmak zorunda kalan bazı hastalar ise geçici ev veya apart kiralayarak barınma ve ulaşım masraflarını da üstlenmek zorunda kalıyor.
Kanserle mücadele eden insanların bir de sağlık hizmetine erişebilmek için mücadele vermesi kabul edilebilir bir tablo değil!
***
Elbette teknik cihazlar arızalanabilir. Ancak asıl mesele arızanın yaşanması değil, hayati önem taşıyan bir sağlık cihazındaki sorunun kalıcı biçimde giderilememesi ve bu süreçte hastaların tedavilerinin aksamamasını sağlayacak alternatiflerin yeterince işletilip işletilmediğidir.
Hasta ve hasta yakınlarının yaşadıkları mağduriyeti CİMER'e taşıdıkları, cihazın yenilenmesi dâhil kalıcı bir çözüm talep ettikleri belirtiliyor.
Bir düşünün…
Bir tarafta kanserle mücadele eden, fiziksel ve psikolojik açıdan zaten ağır bir süreçten geçen insanlar; diğer tarafta tedavilerinin ne zaman yapılacağına ilişkin belirsizlik!
Hastane yönetimi başta olmak üzere üniversitenin ilgili birimleri, bu konuda kamuoyunu tatmin edecek açık ve şeffaf bir bilgilendirme yapmalı. Sorunun kaynağı, çözüm için atılan adımlar ve kalıcı çözümün ne zaman sağlanacağı açıklanmalı.
Çünkü hastalar teknik rapor değil, tedavi bekliyor. Açıklama değil, çözüm istiyor.
Unutulmamalıdır ki sağlık hizmetinde aksayan yalnızca bir cihaz değildir; o cihazın çalışmasını bekleyen insanların hayatıdır.
***
BİR YANDA BU TABLO, DİĞER YANDA 44 YIL SONRA GELEN İLK!
Dicle Üniversitesi'nde eleştirilmesi gereken gelişmeler olduğu gibi takdir edilmesi gereken çalışmalar da var. Hukuk Fakültesi'nde gerçekleştirilen uygulamalı adli tıp eğitimi bunun somut örneklerinden biri.
Fakültenin dördüncü sınıf öğrencileri, 44 yıl sonra bir ilk olarak insan kadavrası üzerinde uygulamalı adli tıp eğitimine katıldı.
Hukuk Fakültesi öğretim üyesi Doç. Dr. Süleyman Akkaya ile Anatomi Bölümü'nden Prof. Dr. Vatan Kavak'ın akademik rehberliğinde gerçekleştirilen çalışma, hukuk ve tıp disiplinlerini bir araya getirdi.
***
Özellikle ceza hukuku ve adli süreçlerde önemli bir yere sahip olan tıbbi bulguların öğrenciler tarafından uygulamalı biçimde tanınması, hukuk eğitimi açısından değerli bir kazanım.
Teorik bilginin uygulamayla desteklenmesi, geleceğin hukukçularının mesleki donanımına önemli katkı sağlayacaktır. Bu nedenle söz konusu çalışmanın devam ettirilmesi ve kalıcı bir eğitim modeline dönüştürülmesi de ayrıca önem taşıyor.
Bu başarılı çalışmada emeği geçen akademisyenleri ve üniversite yönetimini tebrik etmek gerekiyor.
***
BAŞARI DA ELEŞTİRİ DE AYNI KURUMUN GERÇEĞİ!
Bugünkü fotoğraf, aslında iki farklı tabloyu bir arada gösteriyor.
Bir tarafta 44 yıl sonra gerçekleştirilen ve akademik açıdan takdir edilmesi gereken bir ilk; diğer tarafta kanser hastalarının tedavisini aksattığı belirtilen ve acil çözüm bekleyen ciddi bir sağlık hizmeti sorunu…
Birini alkışlamak, diğerini görmezden gelmek anlamına gelmez. Aynı şekilde eksiklikleri dile getirmek de yapılan iyi işleri yok saymak değildir.
***
Dicle Üniversitesi, Diyarbakır ve bölge için son derece önemli bir kurum. Dolayısıyla kendisinden beklenti de büyük. Eleştirilerimizin temelinde de tam olarak bu sorumluluk anlayışı yatıyor.
Meselemiz kişiler değil, kurumsal işleyiştir.
Övgü gerekiyorsa hakkını teslim ederim, eleştiri gerekiyorsa da geri durmam. Başarı kadar eksikliklerin de konuşulması, sorunların üzerinin örtülmesi yerine çözüm üretilmesi gerekir.
Dicle Üniversitesi'nin ihtiyacı olan da tam olarak budur: Başarılarını çoğaltan, eksikliklerini görmezden gelmeyen ve en önemlisi insanı merkeze alan bir yönetim anlayışı.
GÜNÜN SÖZÜ
Başarıyı takdir etmek erdemdir, yanlışı dile getirmek sorumluluk… Asıl başarı ise alkışlanacak işler yaparken eleştiriye konu olan sorunları da ortadan kaldırabilmektir.
Yazarın Önceki Yazıları

Yorumlar