İNSAN VE LİSAN
Akıl ve mantığa göre, Kur’an ve sünnete göre insan, varlıkların en şereflisidir. Çünkü akıl ve muhakeme ile yaratılmıştır. Aklını kullanarak dünyayı imar ve idare etmektedir. Aklını Kur’an ve sünnet ölçüleri dâhilinde kullanarak insani görevlerini yerine getiren, temiz bir inançla hak, hukuk ve adalet ilkelerine hizmet eden kişi, meleklerden daha üstün olur. Hatta melekler onun hizmetinde bulunur. Fakat insani değerlerini kaybeden, Allah ile peygamberin yolundan saparak nefis, heva ve hevesine kapılan kişiler ise, öyle bir alçak seviyede olurlar ki hayvanlar bile onların düştükleri seviyeden tiksinir onları kerih görürü.
İnsanlar, güzel ahlakı oluşturan temiz fıtratlarıyla, kâmil inançlarıyla, dilleri ve kültürleriyle, edep, erdem ve onurlarıyla insandır. Bir kere Müslüman geçinen erdemli insanın yolu, Kur’an ve sünnetin ortaya koymuş olduğu hak ve adalet çizgisinden şaşmaz, sapmaz. Her şeyi ona göre değerlendirir. Bütün insanları kendisi gibi görür, değerlendirir ve kendi şahsı için kabul ettiği tüm insani hakları herkes için kabul eder. Hz. Muhammed (sav.) bu konuda ne kadar güzel açıklamalarda bulunmuştur:
“Sizden biri, kendi şahsı için istediğini kardeşi için istemedikçe, iman etmiş olamaz”
“Kendi nefsin için arzu ettiğin şeyleri, insanlar için istemedikçe, Müslüman olamazsın!”
Hz. Muhammed’in (sav.) bu iki hadiste haber verdiğine göre bir kişi kendi malına, canına, nesline/namusuna, fikir ve düşüncesine, dinine, diline, kültürüne, siyasi temsiliyetine, kısacası maddi ve manevi tüm değerlerine tanıdığı hak, hukuk ve adaleti tüm insanlara eşit ölçüde tanımadığı zaman, gerçek anlamda iman etmiş olamaz ve İslamsız olur. Evrensel olan Kur’an, çeşitli ayetlerde tüm insanların bu değerlerine dikkat çekmektedir.
Özellikle dile dikkat çekmek istiyorum. Kur’an-ı Kerim’de dillerin Allah’ın ayetleri olduğu ve her canlının kendi diliyle Allah’ı zikrettiği pek çok ayette haber verilmektedir. Dil, Allah’ın insanlara bahşetmiş olduğu bir haktır. Herhangi bir dili inkâr etmek, Allah’ı inkâr etmektir, Kur’an’ı tanımamaktır. Çünkü insanlar, dilleriyle insan olurlar. Kültür, dil ile oluşur, gelişir. Her millet, kendi dili ile tanınır. Dillerini kaybeden milletler, yok olup tarihten silinmişlerdir. Kendi dilleriyle eğitilmeyen, kendi dilleriyle kültürlerini yaşamayan insanlar, psikolojik problemli olurlar, kişilikleri gelişmez, şahsiyet fukarası olurlar. Özellikle asimile olmuş devşirmeler, hem kendilerine hem de topluma zararlı olan asaletsiz insanlardır. Merhum M. Fuat Sezgin (ö. 1439/2018), İslam’dan önce Mısır, Suriye, Irak, Fas, Tunu ve Libya gibi Kuzey Afrika ülkelerinde Arap yoktu. Buralarda yaşayan toplumlar Arap değildi ve kendilerine göre dilleri vardı. Zamanla buralarda İslâm kültürü adı altında Arapça eğitim hâkim olmuş ve bu halklar kedidillerini unutarak asimile olmuşlardır. Kendi dillerini kaybeden bu toplumlar her ne kadar Müslüman olmuşsa da kültürlerini kaybetmeleri nedeniyle yeni bir kişilik kazanamamışlar ve problemli toplumlar olmuşlardır. Dikkat edilirse İslam tarihi boyunca ve hala buralarda kargaşa, kaos ve kavgalar bitmemektedir. Çünkü dillerini kaybeden toplumlar, kişiliklerini kaybederler ve şahsiyet fukaralığı içerisinde bocalarlar. Dünyanın neresinde olursa olsun, özellikle din adı altında asimile olmuş toplumlarda bu şahsiyet fukaralığı, bu kişiliksizlik yaşanmaktadır. Bu şekilde toplumları özellikle din adı altında asimile edip dillerini ve kültürlerini yok etmek büyük bir zulümdür, küfürdür, Allah’a ve peygambere/Kur’an’a ve sünnete muhalefettir.
Kur’an ve sünnette haber verilen bu ve benzeri açıklamalarda haber verildiği gibi tüm insanları, tüm halkları, tüm milletleri bu şekilde kültürleri ile farklılıkları ile tanıyıp kabullenmek icap eder. Aynı zamanda bu, ahlaki insanın ve ahlaki toplumun kurallarının gereğidir. Bu ahlaki kurallara muhalefet etmek, Allah’a muhalefet etmek ve Kur’an’ı anlamamaktır. Nitekim Hz. Muhammed (sav.), “Bildiği halde babasını inkâr edip başkasını kendi babası olarak iddia eden kişi, Allah’a karşı küfre girmiş olur. Kim de kendi kavmini, nesebini/ırkını inkâr edip başka bir kavme tabi olursa, cehennemdeki yerine hazırlansın” diyerek bunun acı sonucunu haber vermiştir. Nitekim halk arasında söylenen bir atasözünde, “Aslını inkâr eden, haramzadedir” denmektedir. Bu nedenle olacak ki tarih boyunca her toplumda asimile olmuş devşirmeler, kendi milletlerine daha çok zararlı olmuşlardır.
SONUÇ
Netice olarak Bugün için İslam âleminde Müslüman geçinenlerin her konuda olduğu gibi dil konusunda da kendilerine hangi hakkı tanıyorlarsa, herkese aynı hakkı tanımaları gerekir. Her toplum, her halk, kedidiliyle eğitim görme, kültürlerini yaşama hakkına sahiptirler. Her kişinin kendi diline sahip çıkması ve başkalarının diline saygı göstermesi gerekir. Yukarıda da belirtildiği gibi her konuda olduğu gibi bu konuda da herkese eşit hakkı tanımayanların imandan ve İslam’dan bahsetmeye hakları yoktur. Her konuda olduğu gibi bu konuda da empati kurmak gerekir. Allah ile peygamberin emriyle yoluna gelmeyen sözde Müslümanlar, Amerika ve İsrail’in tokatlıyla hizaya geleceklerdir.

Yorumlar