SAHİPSİZ KENTİN KANAYAN YARASI! (Hava ulaşımı)
Kara ve demir yolu ulaşımı kadar Diyarbakır’da hava ulaşımı da, kanayan yara!.. Yeni değil.. Yılların zaafiyet, keyfiyet ve sahipsizliği süre gelen, bir sorun!.. Çekilmez dert misali çile çektiriyor!.. Uçuş iptalleri, günlere meyil edecek noktaya ulaşan, rötarlar.. Ve ne kadara kakalarsam hesaplı, fahiş bilet fiyatları.. Yer ve hava hizmetlerindeki kronik yetersizlikler ise ekstra..
***
Ne yazık ki, tüm bu yaşanan ve yaşatılanlar, artık sıradan sıkıntı, spontane gelişen aksamalar değil, tamamen uygulanabilir bir sistem, haline gelindi.. Geçtiğimiz Aralık, Ocak ve Şubat aylarını bi hatırlayalım Diyarbakır ahalisi olarak?.. Yaşanan uçuş iptalleri, tam bir furya idi.. Hava ulaşımını kullanan herkes için, yetti be isyanıyla, tepkiler yükseldi.. Öğrencisi, tüccarı, memuru.. Ki, Diyarbakır ve bölge illerinden gelenlerin yanısıra, Irak, Suriye ve İran’dan gelen veya giden yolcuya kentin gökyüzü ulaşımlarına ve yüzlerine adeta kapandı..
***
Oysa ki, Diyarbakır hava ulaşımını sağlayan THY, AJet başta olmak üzere sefer yapan tüm firmalar için, iştah açtıran, kabartan bir kent.. Biletler, üç, dört kat fiyatına rağmen uçaklar ful sefer yapıyor.. Talep yüksek, yaz deseniz zerre-i miskal, sorumluluk içerisinde, artırıcı değil.. Halk deyimiyle bu nasıl bir paradoks, arkadaş!.. Zıtlar hanesi, neden kadim şehrin hava ulaşımında, racon kesici olarak, yaraları kanata duruyor..
***
Günlerce bu mevzuyu kaleme aldık.. Ki kaç yazı döşediğimizi ben bile sayamaz haldeyim.. Yerel gazeteler yazdı.. Diyarbakır Ticaret ve Sanayi Odası Başkanlığı, Diyarbakır Barosu, muhalefetteki milletvekilleri.. Hatta, AK Parti Diyarbakır Milletvekillerinden M. Galip Ensarioğlu bile, hava ulaşımındaki girdabı ilgili ve yetkili bakanlıklara bildirdi. Mevzu Meclis’e soru önergeleriyle, yağdırıldı.. Diyarbakır’ın kanayan yarasına merhem olun diye!..
***
Ne hazin ki, tüm bu gelişmelerin seyrinde herkes karnından konuştu.. Kimse gerçek, samimi ve ihlaslı noktada çözüm üretme gayretinde, olmadı.? Sürekli sümen altı ya da topu taca atma misali, tavır ve üslup ortaya konuldu.. İşte son manevra.. Bakanlık Baronun, Bilgi Edinme Kanunu kapsamında sorusuna, resmi yanıt verdi.. Peki, ne diyor olup-bitene bakanlık?..
***
31 Ocak 2026’da ILS sisteminin yeniden devreye alınmasının tüm uçuşların kesintisiz yapılacağı anlamına gelmediğini söylüyor. Hava ulaşımı yalnızca teknik sistemlere bağlı değil diyor. Meteorolojik şartlar, NOTAM’lar, bakım-onarım, görüş mesafesi, uçuş emniyeti… Hepsi bir arada değerlendirilecekmiş. Havayolu şirketleri ve pilotlar güvenlik riski gördüğünde iptal, erteleme ya da alternatif havalimanına yönlendirme yapabilirmiş. Bu sadece Diyarbakır’a özgü değil, dünyada her yerde olur diye de eklemiş.
***
Ayrıca havalimanının askeri statüde olduğu da hatırlatılarak, pist kullanımı ve onarımın Millî Savunma Bakanlığı’na ait olduğu beyanıyla, adres değiştirtiyor.. Bakım sırasında side-step iniş prosedürünün uygulandığını da yanıtta eklemiş.. Kısacası: “biz elimizden geleni yapıyoruz, sorun meteoroloji, pilot kararı, dünya standartları…”
***
Bu yanıt, tam bir sorumluluk reddi belgesi. Dün itibariyle ulaşan bu bilgilendirmedeki kaçışa karşı Baro itiraz mekanizmasıyla birlikte şikayeti devreye soktu.. “İptallerin somut nedenlerine ve sürekliliğine ilişkin yeterli detay yok” diyerek Bilgi Edinme Değerlendirme Kurulu’na şikayet başvurusunda bulunulacağı açıklandı.. Olmasın mı?.. Çünkü Bakanlık, neden sürekli Diyarbakır’da oluyor sorusuna cevap vermiyor. Neden diğer illerde aynı yoğunlukta yaşanmıyor diye sorup soruşturmuyor?
***
Ve neden askeri statü hâlâ devam ediyor, sivil havacılığa tam geçiş neden yapılmıyor? sorusuna ise yanıt yok. “Yolcu mağduriyeti için ne kadar tazminat ödendi?” diye tek rakam vermişliği yok!.. Zaten, şikayet eden, suçlu konumuna düşüyor, Diyarbakır’ın özelinde. Bu minvalde bildiğim, tanıdığım çok kişi şikayete ve suç duyurusuna rağmen, aldığı bir sonuç olmadığı gibi, manevi kadar maddi kayıp da yaşandı.. Onun için de, kanayan yaraya gösterilen tepki, hep sonuçsuz kalmakta!..
***
Evet, Diyarbakır ne dün, ne bugün ne de yarın, küçük kent olmadı, olmayacaktır? 81 ille teması var. Ve 36 büyükşehir içerisinde yer alıyor.. Kaldı ki, inanç, kültür ve doğa noktasında turizmin merkezi, tarım ve sanayi alanındaki üretim.. Ticari sirkülasyonu kadar, insan lokasyonu yüksek.. Öğrenciler gidip geliyor, ticaretin kalbi burada atıyor. Irak’tan, Suriye’den, İran’dan gelenler Türkiye’ye ve yurtdışına buradan uçuyor. Uçaklar dolu, biletler 3-4 katı fiyatına satılıyor. Demek ki talep patlaması var. Peki bu talep karşılanamıyorsa, bu ihmalkârlık değil de nedir be etkili ve yetkililer? Sormak istiyorum..
***
BİR.. Diğer askeri-statülü havalimanlarında (örneğin Eskişehir, Malatya, Erzurum vs.) neden aynı oranda iptal yaşanmıyor?
***
İKİ.. Neden “side-step” prosedürü yıllardır geçici çözüm olarak kalıyor da kalıcı ILS yatırımı yapılmıyor?
***
ÜÇ.. Neden bakım-onarım çalışmaları sivil havacılık takvimine göre değil, askeri tatbikat ve ihtiyaçlara göre planlanıyor?
***
DÖRT.. Neden yolcu mağduriyetleri için tek kuruş otomatik tazminat ödenmiyor?
***
BEŞ.. Neden dünyada her yerde olur yalanıyla kandırılıyoruz da, aynı meteorolojik şartlarda Ankara, İzmir, Adana, Antalya, Trabzon havalimanları çalışırken Diyarbakır kapanıyor.
***
Yanıt kimden gelir, bilmem.. Ama bendeki cevap basit.. Çünkü, sahipsiz kente her şey reva ve mubah görülür.. Öyle ya, güvenlik kelimesi, bu coğrafyada her türlü ihmali, keyfiliği ve ayrımcılığı örtmek için, yarım asırdır en kullanışlı kılıf haline geldiğini bilenlerdeniz… Uçaklar dolu diye fiyatlar uçuyor, ama uçuş sayısı artmıyor. Yolcu rehin kalıyor, ama bakanlık pilot takdiri diyor. Kent her yönüyle büyüyor, ama hava sahası hala askeri statüde.. Bu, ihmalkârlık değil bilinçli tercih.
***
Velhasılı kelam.. Diyarbakır’ın kanayan yarasının sorumlusu denir ya o bilir, o biliyor gerçeğiyle, karar verici makamlar ve yıllardır susan, geçiştiren, dünya standardı masalı anlatan bürokrasi. Çünkü bir kent ki, yıllardır aynı şikayetleri dile getiriyor ama hâlâ sahipsiz bırakılıyor. Hasılı laf değil, icraat ve sorun çözme zamanı.. Yetti be, yetti!..
***
GÜNÜN SÖZÜ..
Nedeni de, çözümü de belli olan sorun kangrenleşiyorsa nedeni zafiyet ve keyfiyettir!..

Yorumlar