SİYASETİN AHLAKİ MEŞRUYETİ!..

Hal-i hazırda siyasi arenada çok yönlü ve sorgulayıcı bir kırılma var!.. İkmale getiren de, ne yazık ki, kendini her platformda ülkenin kurucu partisi olarak gösteren, sunan CHP’nin bizatihi kendisi.. Ve bu ikmale gelen kırılma yalnızca bir partinin kaderini tehdit edici değil..Hem devletin, hem de toplumun güven, istikrar ilişkilerine, ciddi ve telafisi zor, kopmalara neden olduğu gibi, sorgulatıyor!!..

***

CHP’nin 38. Olağan Kurultayı hakkında verilen mutlak butlan kararının seyir defterindeki not kaydı bu minvalde!.. Kaldı ki, mesele salt bir kurultayın iptalini, içermiyor!.. Çoklu bir derinlikle siyasetin ahlaki meşruiyetini kaybetmeye başladığı kulvarda, hukukun devreye girip girmediği meselesi olarak karşımıza çıkıyor…

***

Mahkeme diyor ki: bu kurultay hiç doğmamış sayılır. Siyasette bundan daha ağır bir hüküm, mevcut Türkiye’nin siyasi tarihinde, yok gibi.. Vaki ise de, bir ya da ikidir.. Ki, siyasi temsiliyet iradesinde, mutlak butlan, hukukun en sert karşı hüküm verici, kavramlarından biridir. Burada bir işlemin  hatasından söz edilmiyor..  Baştan sona yekün şekilde yok hükmünde kabul görmedir..

***

Malum, uzun süredir Türkiye’de siyaset yalnızca fikirler üzerinden değil, güç ilişkileri, menfaat ağları ve kirli pazarlık iddiaları üzerinden de tartışılıyor. CHP kurultayı etrafında konuşulan iddiaların da tam olarak, bu minvalde geliştiğine şahit olduk… Delegelerin oy tercihlerinin, makam vaadiyle, belediye imkanlarıyla, para ilişkileriyle, ihale bağlantılarıyla, hatta eğlence ve şahsi çıkar organizasyonlarıyla yönlendirildiği iddialarını sağır sultan bile duydu..   İtiraflar, pişmanlıklar, kayıtlar!..

***

Bugün sokaktaki vatandaş.. Bila istisna soruyor.. “Siyaset, halk için mi yapılıyor?… Yoksa koltuk paylaşımı için mi?” Ki bu soruda genel kanı, oluşan kanaat koltuk paylaşımı, rant düşüncesi?.. Eee atalarımız “balık baştan kokar” sözünü boşuna söylemeyip, vecizeyi duvara asmamıştır…

***

Siyasetin ve partilerin demokratik mekanizması olan kurultaylar, şaibe, menfaat, rant ve baskı iddialarıyla anılmaya başlanıyorsa, orada yalnızca bir parti değil, siyaset kurumunun bedbaht hale düştüğünün ifşasıdır.. CHP’nin mevcut durumu, iç meselesi olmanın çok ötesine geçmiştir.  Sokaktaki insan artık yalnızca ideolojilere bakmıyor, ahlaka bakıyor, liyakate bakıyor, temiz siyaset arıyor ve istiyor!..

***

Belediyelerde ortaya saçılan yolsuzluk iddiaları… Rüşvet tartışmaları… İhale çevreleri… Siyaset-sermaye ilişkileri… Parti içi klik savaşları… Ve bütün bunların ortasında kaybolan halkçılık söylemi… Yıllarca değişim sloganı atanların bir kısmı, eski düzenin başka bir versiyonuna dönüştü.. O yüzden bugün tartışılan yalnızca hukuki bir karar değildir diyenlerdenim!. Tartışılan şey, siyasetin ahlaki zeminde, lağımlaşması!..

***

Devletin dini adalettir denilir. Ama adalet yalnızca mahkeme salonlarında değil, vicdanlarda da tesis edilmelidir. Malum, hukukun, adaletin, milli iradenin sustuğu yerde dedikodu büyür, güven çöker, siyaset kirlenir. Mahkemenin verdiği karar teknik olarak kayyım değildir deniliyor. Doğrudur.

***

Ortaya çıkan tabloya bakıldığında, seçilmiş yönetimin tasfiye edilip eski yönetimin yeniden göreve dönmesi, siyasette fiili sonuçlar açısından çok daha büyük bir tartışmayı beraberinde getiriyor. Özellikle de, “Sandıkla gelen irade, şaibe iddialarıyla gölgelenirse, demokrasi bunun neresinde duracaktır?”  Deriz ki, eğer siyasi partiler kendi iç demokrasilerini koruyamazsa, toplumun demokrasiye olan inancı da aşınır.

***

Peki bundan sonra ne olabilir?.. Alınan kararın temyiz sürecivar..Ki  o da, Yargıtay süreci! Şunu net ifade edebilirim ki, şayet karar onanırsa CHP içinde çok sert bir hesaplaşma dönemi yaşanabilir. Tıpkı, 80’lerdeki gibi..  Bölünme de.. Sadece yönetim değil, partinin meşruiyet zemini de fecaat bir hale döner.. Tabi karar bozulursa, kurultaylar üzerindeki tartışmalar sona ermeyecek.

***

Ne dedik, dosya hukuki olmaktan çıkıp siyasi hafızaya kazınmış, bir kokuşmuş ahlaki erozyon olarak, yol alır.. En tehlikeli ihtimal ise şudur belirsizlik!.. Uzun süren siyasi krizler, partileri içeriden çürütür. Güven kaybı büyür. Seçmen yorulur. Ve siyaset, çözüm üretme kapasitesini kaybeder. Atalar “Ateş olmayan yerden duman çıkmaz” der.

***

Gözler şimdi CHP içerisindeki üç ana aktöre çevrili… Kemal Kılıçdaroğlu, Özgür Özel ve Ekrem İmamoğlu… Mevzunun ana ruhunda yatan gerçek, yaşanan kriz, yalnızca hukuki değil, aynı zamanda parti içi iktidar savaşlarının da dışa vurmuş halini içeriyor. Değişim” sloganıyla başlatılan süreç, kendi içerisinde en sert tasfiye operasyonlarından birine dönüştü. Yanıt aranıyor.. Değişim mi yaşandı… Yoksa organize bir siyasi dizayn mı gerçekleştirildi?”

***

Hatırlanacaktır… Kurultay sürecinde en büyük destek, Ekrem İmamoğlu cephesinden geldi. Delegeler üzerindeki etki iddiaları, belediye imkanlarının kullanıldığına dair söylemler, kulis faaliyetleri ve değişim için topyekûn organizasyon görüntüsü. Ki bugün mahkeme kararının ardından çok daha yüksek sesle tartışılır hale geldi.

***

Karar sonrası verilen mesajlar… Özgür Özel cephesi süreci siyasi müdahale ve partiye operasyon olarak tanımlarken, Kemal Kılıçdaroğlu daha temkinli ama satır aralarında oldukça sert göndermeler içeren bir dil kullandı. Özellikle hançerlendik söyleminin siyasette bıraktığı iz, bugün yeniden hatırlatılıyor.

***

“Mutlak butlan” kararı, tam da bu fay hattını yeniden kırmıştır.  CHP içerisinde görünmeyen ama çok sert ilerleyen üç büyük hesaplaşma vardır. BİR.. Liderlik hesaplaşması.. İKİ.. Belediye ve finansal güç alanı hesaplaşma… ÜÇ…  Cumhurbaşkanlığı adaylığı hesaplaşması…

***

Özellikle Ekrem İmamoğlu etrafında şekillenen siyasi denklem, artık yalnızca İstanbul Belediyesi ekseninde değil, doğrudan CHP’nin geleceği üzerinden okunuyor.  Nitekim, kamuoyunun bir bölümü, kurultay sürecindeki agresif “değişim mühendisliğinin” arkasında Cumhurbaşkanlığı hesaplarının bulunduğunu düşünmüyor değil..

***

Demem o ki, mesele artık yalnızca bir mahkeme kararı değildir… Mesele, CHP’nin kendi içerisindeki siyasi meşruiyet krizinin alenileşmesidir. Ve tarih bize şunu gösteriyor.. Siyasi hareketler dış saldırılarla değil, çoğu zaman içeride başlayan güven çöküşüyle sarsılır… CHP’nin karşı karşıya olduğu en büyük tehlike de budur. Seçmen artık yalnızca ne söylendiğine değil, o sözün hangi ahlaki zeminde söylendiğine bakıyor…

***

GÜNÜN SÖZÜ…

Bir ülkeyi yalnızca ekonomik krizler değil, ahlaki çöküşler de sarsar.

 


Yorumlar

Yorum Yap