Halep'de çukur, İran'da uçurum!

Terörsüz Türkiye hedefiyle iktidar ve muhalefetin birlikte yaptığı çalışmalar, toplanan kurullar, komisyonlar, karşılıklı ziyaretler vs. sürerken bizim yazılarımızda bu konulara hiç girmememizin önemli bir gerekçesi vardı. Terör sorunu ne zamandır fiilen bu topraklarda bitmiş, geriye sadece Türkiye sınırları içinde adım dahi atamayan örgütün kendi varlığını feshetmesi kalmıştı. Bu çok da önemli bir şey değildi. Çünkü, Pkk dağılırken, aynı zaman içinde Suriye'deki iç savaş(daha doğrusu katliam)  şartlarında palazlanan Pkk'nın Suriye kolu Pyd-Sdg Türkiye sınırlarına yerleştirilmişti. İlginçtir, İsrail ve Amerikan  destekli bu sol(!) örgüt, aynı zamanda İran, Rusya ve Esadlı Suriye devleti tarafından da sık sık kollanmış, çoğu zaman görmezden gelinmişti. 8 Aralık Suriye devriminden sonra, 1 yılı aşkın süredir silah bırakması ve Suriye Devletine entegre olması beklenen Sdgnin sürekli oyalaması, ortamı kollaması, İsrailin talimatlarıyla hareket etmesi nedeniyle bir türlü sağlanamayan istikrar bir yana, süreç Sdg eliyle ara ara kısa süreli çatışmalara evriliyordu. En son Halep'in 2 mahallesinde (özellikle Sur'daki çukur eylemlerine benzer şekilde) girişilen kalkışmayla tansiyon daha bir yükseldi. Sağa-sola döşenen mayınlardan, canlı kalkan olarak kullanılan sivillerden dolayı Suriye devlet güçleri biraz yavaşlasa da 3 günlük kısa bir sürede Eşrefiyye ve Şeyh Maksud mahalleleri Terör unsurlarından temizlenebildi. Sdgli teröristler silahlarını bırakıp, Fırat'ın doğusuna tahliye edildiler. Her defasında büyük bir toleransla karşılaşan bu örgüt, Silahlarından tamamen arındırılmadan, dağıtılmadan ya da entegre edilmeden, Türkiye ve Suriye için bir risk unsuru olmaya devam edecektir. Türkiye ve Suriye'deki yoğun Kürt nüfusundan dolayı, bir kan davası daha meydana gelmemesi için mümkün olduğunca kansız bir şekilde halledilmeye çalışılan bu problemi, Sdg/Pyd'nin daha ne kadar kaşıyacağı ise, İsrail'in akıbeti ile yakından ilgilidir! Esad gitti, İran ve Rusya terketti; Amerika artık destek vermeyeceğini ilan etti. Geriye sadece İsrail kaldı! İsrail'in ise kendi canının derdine düşeceği günler yakın; o zaman, Sdg'nin akıbeti de bir sır değil! İsrail giderse, ki gidecek; Sdg uşaklıkta ısrar ederse, İsrailin yuvarlandığı çukura kendi de düşecek! Bu noktada, Suriye Bakanlık sözcüsü Nureddin el Baba'nın Sdg hakkındaki tespiti kayda değer; "Zaman içinde tecrübeyle başarısızlığı kanıtlanmış, Suriyeli olmayan ideolojik yaklaşımların esiri!" Evet, Sdg bir an önce başarısızlığı kanıtlanmış çürük ideolojisinden ve İsrail piyonluğundan vazgeçip önce kendine,  sonra Suriyeye bir iyilik yaparak yeni bir başlangıç yapsın bence! 

İran'da sular akmıyor, sular durulmuyor!

Ne zamandır susuzluk, pahalılık ve elektrik sorunu yaşayan İran'da ekonomik nedenlerle her vilayette sokağa çıkan kalabalıklar, her geçen gün hedef büyüterek durumu direk rejime karşı kitlesel protestolara dönüştürdü. Bu protestolarda meydana gelen can kayıpları ise yükselmeye başladı! Protestolarda Kasım Süleymani'nin resimleri yakılıyor, diktatöre ölüm denilerek Hamaney hedef alınıyor. Şah yanlıları, Batıcı modernistler ve ekmeğinin derdindeki yığınlar... İran belki de ilk defa böylesine bir tehditle karşılaşıyor ve az da olsa sistemin-rejimin yıkılma riskleri konuşulmaya başlanıyor. İran'ın yaklaşık 35 yıldır  bu coğrafyada sebep olduğu yıkımların acı sonuçları kendi kapısına dayanmaya başladı. Abd Irak'ı işgal edip, Şiilerden oluşan bir iktidar tesis ederken, İran oradaydı! Baba Esad ve yavru Esad, Suriye'de 100 binlerce masum Sünni müslümanın kanını dökerken İran oradaydı! Ahmed-i Nejad'ın dediğine göre ABD, Afganistan'da 1 milyon insanı katlederken İran yine olay yerindeydi! Kendine biçilen görev süresi tamamlandığında ve kendi sınırları içine çekildiğinde artık kendi canıyla uğraşacağı ve ayakta kalma savaşı vereceği bilinen bir şeydi. Dün, ekonomik nedenlerle başlayan ve git gide büyüyerek işin içine Mossad, Cia, MI6 gibi farklı istihbarat örgütlerinin girdiği İran'da; bugün rejimin olası yıkılma ihtimalleri konuşuluyor artık. Umuyoruz, İran'da işler bu seviyelere gelmeden çıkış yolları bulunur. Ordu içinde ciddi anlasmazlıklar olmadığı sürece bu risk alt sevilerde kalır diye düşünüyorum. Aksi takdirde Türkiye, Gazze'ye gidip İsraille komşu olacağına, İsrail İran'a gelerek Türkiye'ye komşu olabilir! Kimsenin aklına İran'daki 40 milyon Azeri gardaşımız(!) gelmesin sakın. O Azeriler, Azerbeycan lideri nasıl İsraile uşaklık yapıyorsa, aynı uşaklığı İsraile yapmaya dünden hazırdır! Bu nedenle geleceği belirsiz, bol soru işaretli bir İran yerine, halihazırdaki rejimin ayakta kalarak yoluna devam etmesi şimdilik herkes için, özellikle de Türkiye için en iyi olanıdır.