AFYON HAYATI (14)
Ben hata etmişim ki; onların şahsıma ait bir parçacık iltifatlarını, bazı yerde te’vil edip Risale-i Nura çevirmemişim. Bu hatamın sebebi de, zâfiyetim ve yardımcılarımı ürkütecek esbabın çoğaltılmaması ve sözlerime itimadı kazanmak için, zâhiren, şahsıma bir kısmını kabul etmiştim. Size ihtar ediyorum: Fâni, kabir kapısındaki çürük şahsımı çürütmeye ihtiyaç yok ve bu kadar ehemmiyet vermeye de lüzum yok. Fakat, Risale-i Nur ile mübareze edemezsiniz.. ve etmeyiniz. Onu mağlûp edemezsiniz. Mübarezede, millet ve vatana büyük zarar edersiniz;_fakat şâkirdlerini dağıtamazsınız. Çünki; hakikat-ı Kur’aniyenin muhafazası yolunda kırk-elli milyon şehid veren bu vatandaki geçmiş ecdadlarımızın ahfadlarına, bu zamanda hakikat-ı Kur’aniyenin muhafazası yolunda kırk-elli milyon şehid veren bu vatandaki geçmiş ecdadalarımızın ahfadlarına, bu zamanda hakikat-ı Kur’aniyenin muhafazası ve lem-i İslâmın nazarında, eskisi gibi, dindarane kahramanlıkları terkettirilmeyecek. Zâhiren çekilseler de, o hâlis şâkirdler, ruh u caniyle o hakikata bağlıdırlar; ve o hakikatın bir âyinesi olan Risale-i Nuru terkedip, o terkle vatan ve millet ve asayişe zarar vermiyeceklerdir. Son Sözüm:
BÜTÜN VEKLETLERE, DİYANET DAİRESİNE, TEMYİZ RİYASETİNE GÖNDERİLEN BİR İSTİDADIR
Haşirdeki Mahkeme-i Kübraya bir arzuhaldir ve dergâh-ı İlâhîye bir şekvadır. Ve bu zamanda mahkeme-i temyiz ve istikbaldeki nesl-i âti ve Darülfünunların münevver muallim ve talebeleri dahi dinlesinler!
İşte, bu yirmiüç senede yüzer işkenceli musibetlerden on tanesini, dil Hâkim-i Zülcelâlin dergâh-ı adaletine müştekiyane takdim ediyorum.
Birincisi: Ben, kusurlarımla beraber, bu milletin saadetine ve îmanının kurtulmasına hayatımı vakfettim. Ve milyonlarla kahraman başların feda oldukları bir hakikata (yani Kur’an hakikatına) benim başım dahi feda olsun diye bütün kuvvetimle Risale-i Nurla çalıştım. Bütün zâlimane tâziblere karşı tevfik-i İlâhi ile dayandım; geri çekilmedim. Ezcümle:
Bu Afyon hapsimde ve mahkememde, başıma gelen çok gaddarane muamelelerden birisi, üç defa ve her defasında iki saate yakın aleyhimizde garazkârane ve müfteriyane ittihamnameleri bana ve adâletden teselli bekliyen masum Nur Talebelerine cebren dinlettirdikleri halde; çok rica ettim: ‘’Beş-on dakika bana müsaade edinizki hukukumuzu müdafaa edeyim.’’ Bir - iki dakikadan fazla izin vermediler.
HHH
Ben, yirmi ay tecrid-i mutlakta durdurulduğum halde, yalnız üç- dört saat bir iki arkadaşıma izin verildi. Müdafaatımın yazısında az bir parça yardımları oldu. Sonra, onlar da menedildi; pek gaddârâne muameleler içinde cezalandırdılar. Müddeinin -bin dereden su toplamak nev’inden- yanlış mânâ vermekle, ve iftiralar ve yalan isnadlarla, garazkârâne ve onbeş sahifesinde seksenbir hatasını isbat ettiğim aleyhimizdeki ithamnamelerini dinlemeğe bizi mecbur ettiler; beni konuşturmadılar. Eğer konuştursalardı, diyecektim: ‘’Hem dininizi inkâr, hem ecdadınızı dalâletle tahkir eden ve Peygamberinizi (A.S.M.) ve Kur’anınızın kanunlarını reddedip kabul etmiyen; yahudi ve nasrani ve mecusilere, hususen şimdi bolşevizm perdesi altındaki anarşist ve mürted ve münafıklara, (Hâşiye) hürriyet-i vicdan, hürriyet-i fikir bahanesiyle ilişmediğiniz halde; ve İngiliz gibi Hıristiyanlıkta müteassıb, cebbar ve bir hükûmetin daire-i mülkünde ve hâkimiyetinde milyonlarla müslümanlar her vakit Kur’an dersiyle İngilizin bütün bâtıl akîdelerini ve küfrî düsturlarını reddettikleri halde, onlara mahkemeleriyle ilişmediği ve her hükûmetde bulunan muhalifler, alenen fikirlerinin neşrinde, o hükûmetlerin mahkemeleri ilişmediği halde; benim kırk senelik hayatımı ve yüzotuz kitabımı ve en mahrem risale ve mektublarımı; hem Isparta hükûmeti, hem Denizli Mahkemesi, hem Ankara Ceza Mahkemesi, hem Diyanet Riyaseti, hem iki defa belki üç defa mhakeme-i temyiz tam tetkik ettikleri ve onların ellerinde iki-üç sene Risale-i Nurun mahrem ve gayr-ı mahrem bütün nüshaları kaldığı ve bir küçük cezayı icab edecek bir tek maddeyi göstermedikleri, hem bu derece zâfiyetim ve mazlumiyetim ve mağlûbiyetim ve ağır şerait ile beraber, iyiyüz bin hakikî fedakâr şakirdlere, vatan ve millet ve asayiş menfaatinde en kuvvetli en sağlam ve hakikatlı bir rehber olarak kendini gösteren Risale-i Nurun elinizdeki mecmuaları ve dörtyüz sahife müdafaatımız mâsumiyetimizi isbat ettikleri halde; hangi kanun ile, hangi vicdan ile, hangi maslahat ile, hangi suç ile bizi ağır ceza ve pek ağır ihanetler ve tecridlerle mahkûm ediyorsunuz? Elbette Mahkeme-i Kübra-yı Haşirde sizden sorulacak!..
İkincisi: Beni cezalandırmak için gösterdikleri bir sebeb: Benim tesettür, irsiyet, zikrullah, taaddüd-ü zevcat hakkında Kur’anın gayet sarih yetlerine, medeniyetin itirazlarına karşı onları susturacak tefsirimdir. Onbeş sene evvel, Eskişehir Mahkemesine ve Ankara’ya mahkeme-i temyize ve tashihe yazdığım ve aleyhimdeki (Hâşiye: Ya Üstad! Değil yirmi milyon, üçyüz elli milyon insanların maddi ve manevî hukukunu, Kur’anın nuriyle Lillâh için müdafaa etmişsin.
Lillâh için olduğuna delil, Cenab-ı Hak seni Kur’an’ın hizmetinde muvaffak eyledi. Musa Aleyhisselâm, Fir’avnun zulmünden necat bulduğu gibi; Resul-ü Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm da, münafıkların lâşelerini görüp, hususan münafıkların reisini, mübarek kendi eliyle geberterek Cehenneme gönderdiği gibi; Risale-i Nur da, Eskişehir’de Risale-i Münâcât; Denizli’de Meyve Risalesi ve Hücceti; Afyon’da bu arzuhal ile, zındıkanın küfr-ü mutlakanın ve şakilerin canlarını Cehenneme gönderdi._Prensiplerini, rejimlerini yırtarak, dünyanın her köşesinde intişar etti. Elhamdülillah..
Devam Edecek