AFYON HAYATI (20)
Bazı emarelerle bildim ki; sizli düşmanlarımız, Nurların kıymetini düşürmek fikriyle, siyaset manâsını hatırlatan Mehdilik dâvasını tevehhüm ile, güya Nurlar buna bir alettir diye, çok asılsız bahaneleri araştırıyorlar. Belki benim şahsıma karşı bu işkenceler, bu evhamlarından ileri geliyor. Ben, o gizli zâlim düşmanlara ve onları aleyhimizde dinliyenlere derim: Haşa.. sümme haşa! Hiç bir vakit böyle haddimden tecavüz edip îman hakikatlarını şahsiyetime bir makam-ı şan ü şeref kazandırmağa âlet etmediğimi bu yetmişbeş, hususan otuz senelik hayatım ve yüzotuz Nur Risaleleri ve benim ile tam arkadaşlık eden binler zâtlar şehadet ederler. Evet; Nur Şâkirdleri biliyorlar ve mahkemelerde hüccetlerini göstermişim ki, şahsıma değil bir makam şan ü şeref ve şöhret vermek ve uhrevî ve mânevî bir mertebe kazandırmak; belki bütün kanaat ve kuvvetimle ehl-i îmana bir hizmet-i imaniye yapmak için, değil yalnız dünya hayatımı ve fâni makamatını, belki lüzum olsa âhiret hayatımı ve herkesin aradığı uhrevî, bâkî mertebelerini feda etmeyi, hattâ Cehennemden bazı bîçareleri kurtarmağa vesile olmak için, lüzum olsa Cenneti bırakıp Cehenneme girmeyi kabul ettiğimi hakikî kardeşlerim bildiği gibi -mahkemelerde dahi bir cihetde isbat ettiğim halde- beni bu ithamla, Nur ve îman hizmetime bir ihlâssızlık isnad etmek ve Nurların kıymetini tenzil etmektir. Acaba bu bedbahtlar, dünyayı ebedî ve herkesi kendileri gibi, ‘’Dini ve imanı dünyaya âlet ediyor.’’ tevehhümiyle, dünyadaki ehl-i dalâlete meydan okuyan ve hizmet-i imaniye yolunda hem dünyevî, hem lüzum olsa uhrevî hayatlarını feda eden ve mahkemelerde dâva ettiği gibi, bir tek hakikat-ı îmaniyeyi dünya saltanatı ile değiştirmeyen ve siyasetten ve siyaseti işmam eden maddî ve mânevî mertebelerden ihlâs sırrıiyle, bütün kuvvetiyle kaçan ve yirmi sene emsalsiz işkencelere tahammül eden ve siyasete meslek itibariyle tenezzül etmeyen ve kendini nefsi itibariyle talebelerinden çok aşağı bilen ve onlardan daima himmet ve dua bekliyen ve kendi nefsini çok bîçare ve ehemmiyetsiz itikad eden bir adam hakkında, bazı hâlis kardeşleri, Risale-i Nurdan aldıkları fevkalâde kuvve-i imaniyeyi, onun tercümanı olan o bîçareye -tercümanlık münasebetiyle- Nurların bazı faziletlerini ona isnad etmek ve hiçbir siyaset hatırına gelmiyerek yüksek makamlar vermek ve haddinden bin derece ziyade hüsn-ü zan etmek; eskidenberi, üstad ve talebeler mabeyninde câri ve itiraz edilmiyen bir makbul âdet ile, teşekkür manasında pek fazla medh ü sena etmek, hiçbir kanunla suç olabilir mi? Gerçi mübalâğa itibariyle hakikata bir cihette muhalifdir; fakat kimsesiz, garib ve düşmanları pek çok ve onun yardımcılarını kaçıracak çok esbab varken, insafsız çok muterizlere karşı, sırf yardımcılarının kuvve-i mâneviyelerini takviye etmek ve kaçmaktan kurtarmak ve mübalâğalı medhedenlerin şevklerini kırmamak için, onların medihlerini Nura çevirip bütün bütün reddetmediği halde; onun bu kabir kapısındaki hizmet-i imaniyesini dünya cihetine çevirmeye çalışan bazı resmî memurların ne derece kanundan, insafdan uzak düştükleri anlaşılır.
Aziz Sıddık Kardeşlerim,
Evvelâ: Hiç telâş ve merak etmeyiniz. Hakkımızdaki her hâdisede; hem perde altında, hem neticeler itibariyle, hem rahmet ve inayetin iltifatları ve tebessümleri, hem kader ve kısmetin ve adalet ve şefkatin terbiyeleri var olduğu kat’î ve mükerrer tecrübelerle tahakkuk ettiğinden; biz, en acı vaziyet ve sıkıntılara karşı, kemal-i sabır içinde şükür etmekle mükellefiz. Ve cildleri ve derileri soyulan ‘’Cercis Aleyhisselâm’’ gibi, binler, milyonlar hakikat mücahidlerinin hakaik-i imaniyenin kudsî hizmetinin bir nümunesine mazhar olan Nur Şâkirdlerinin çektikleri zahmetler, o eski zâtların zahmetlerine nisbeten binde bir olmaz. Ve ücret ve kazanç cihetinde, İnşâallah birdirler ve beraberdirler.
Saniyen: Onbir def’a bana su-i kasd eden ve dört def’a mahkemeleri aleyhimize sevkedip üç defa hapse sokan gizli düşmanlarımızın Nurlar hakkında plânları akîm kaldığından, bütün desiseleriyle, ehemmiyetsiz şahsıma karşı sıkıntı, tecrid-i mutlak ve kimse ile temas etmemek ve damarıma dokundurmakla işkenceler verdirmiye çalışıyorlar. Ben de, o işkencelerin altında inayetin iltifatını görüp tahammül ederek şükrederim. Zannederim, herbirinizden vücudca on derece zaif ve on derece ziyade sıkıntılarıma karşı tahammülüm, sizin gibi kuvvetli ve âlîcenab zâtların, küçücük ve geçici ve cüz’î sıkıntılarınızı nazarınızda hiçe indirir diye, daha size teselli vermye lüzum görmüyorum.
Salisen: Şimdi, şahsımı çürütmeğe çalıştıklarından ve sıktıklarından ve ihanet ettiklerinden dolayı sıkılmayınız. Çünkü, Nurlara ve talebelerine ilişilmediğine bir alâmettir ve tam aldandıklarına bir emaredir. Yani: Kıymeti, hüneri şahsımda zannedip beni sıkıyorlar, çürütmek istiyorlar. Bu aldanmalarında pek büyük bir maslahat ve Nurlara çok faidesi var. Benim tam yapamadığım vazife-i şahsiyemi ve hizmet-i Nuriyemi, bu suretle menfî bir tarzda bana yaptırıyorlar. İnşâallah, o nisbette sevab kazandıran kusuratlarıma keffaret olur.
Rabian: Gizli münafıklar, her nasılsa bazı resmî memurları aldatıp, ‘’Said ile görüşen, dost ve Nurcu olur. Kimse temas etmesin.’’ diye onları evhamlandırmışlar. Hattâ, hey’et-i idare ve gardiyanlar dahi benden kaçıyorlar. Ben de memnun oluyorum ve bu hale şükrediyorum. Sizlerle, sureten görüşmediğimizden zararı yok. Çünki bir hanede maddeten ve mânen ve ruhen ve kalben ve vazifeten ve fikren ve muaveneten daima beraberiz. Mânevî görüşüyoruz, yeter.
Said Nursî
Devam edecek